Spor Haberleri

Köşe Yazıları

nükleer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nükleer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2014 Pazar

Akkuyu'ya Nükleer Santral ve Rosatom'un Sicili

Akkuyu’ya inşa edilecek nükleer santral daha şimdiden pek çok konuda alarm veriyor.
Nükleer enerjinin daha az maliyetli olduğuna dair masal malumunuz… Türkiye’de vatandaşları bu masalla uyutarak nükleere karşı herkesi vatan haini gibi göstermeyi kolaylaştırmaktalar.
Akkuyu’daki nükleer santrali yapacak olan Rosatom’la yapılan anlaşma gereği Türkiye, santral tamamlandıktan sonra 15 yıl boyunca üretilecek elektriğin %50’sini kilovat/saat başına 12,35 cent ödeyerek satın alma garantisi veriyor. Oysa 2014 yılında belirlenen toptan elektrik birim fiyatı 6,92 cent… Bu da demek oluyor ki iki katına yakın elektrik fiyatıyla karşı karşıya kalacağız.
Bu işten en kazançlı çıkacak olan Rosatom… Çünkü hem bedelsiz bir şekilde sahip olduğu alana bu santrali inşa ettiğinde firmanın 31 Milyar dolar kar etmesi bekleniyor. Zararda olansa ekonomik ayağı açısından Türkiye vatandaşları olacak.
İşin ekonomik sıkıntısından daha ciddi bir şey var. Para yerine gelir. Doğa gelir mi?
Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna göre santrali soğutmak için denizden alınacak su, yeniden denize verilecek. Sualtı yaşamını bu kirlilik 10 yıl sonra bitirmiş olacak. Santralin inşa edileceği alanda da bir yeşil katliamı yapılacak zaten. Cenneti cehenneme çevirmeyi bir alışkanlık haline getirenlerin, cennete gitme sevdasıyla ortalıkta gerinerek dolaşması ne garip bir durumdur!
Bütün bu sorunlara rağmen sesini çıkarmayan ve hala bu katliamı yapanları destekleyen halkın “neden yağmur yağmıyor ki?” diyerek şaşkın şaşkın havaya bakması gayet normal.
Ucuz enerji iddiası çürüdü. Doğaya zarar vermeyeceği iddiası da… Peki, nükleer kaza olasılığını ne kadar düşürdüler dersiniz?
Bizimkilerin yine vazgeçemediği alışkanlığıdır. Geçmişte depreme dayanıksız binaların sahibi firmalara verilen kamu ihalelerini unutmadık. Şimdi ise çok sayıda kaza sicili olan Rosatom’a memleketi emanet ediyorlar.
Rosatom’a neden güvenemeyeceğimizin sıralaması şöyle:
Kyshtym Santrali-Rusya 29 Eylül 1957
Çernobil-Ukrayna 26 Nisan 1986
Sosnovy Bor-Rusya 1992
Leningrad Nükleer Güç Santrali- Rusya 1975, 1992, 2005, 2009
Görüldüğü üzere firmanın sadece bir santraldeki kaza sayısı 4… Çernobil dünyaya bedel zaten…
Bu listeye Akkuyu’nun eklenmeyeceğine dair bir garanti var mı? Devlet ne yapmak istiyor? Bunun açıklamasını yaparken de çevrecinin daniskası olduklarını söyleyecekler, değil mi?
Akkuyu’ya yapılacak nükleer santral daha şimdiden alarm veriyor. Buna imza atarken övünen hükümet, önce doğaya sonra insan yaşamına düşecek ateşin sorumluluğunu üzerine almaya hazır mı?



3 Ağustos 2013 Cumartesi

Daha Kaç Çernobil Gerek?

Gelişmiş tüm ülkelerin, artık yavaş yavaş terk etmeyi tartıştığı ve hatta birçoğunun artık terk ettiği nükleer enerji, gelişmemiş ülkeler için hala bir çıkış yolu olmakta… 3. Dünya ülkesi olmaktan neredeyse kıvanç duyacak olan Türkiye, Dünya’nın nükleer enerji çöplüğü olmak için en öndeki yerini alıyor.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Pendik’te bir otelde düzenlenen Uluslararası İstanbul Akıllı Şebekeler Kongresi’ne katılmış ve açılış konuşmasında nükleer enerjiyle ilgili yaptıkları yatırımlara değinmişti. Kongrenin ‘adına yakışır’ şekilde bahsettiği proje de ‘akıl’ doluydu.

Basında da yer almış habere göre, Başbakan Erdoğan, iki nükleer santral ihalesini hatırlatarak " Mersin Akkuyu'yu Rusya yapıyor. Sinop'a yapılacak ikinci santralde Japonya'yla birlikte Türkiye'nin payı var. Üçüncü santralde Türkiye'nin payını artıracağız, belki de onu biz yapacağız. Mühendis eğitimine başladık. Türkiye 10 yıl öncesine göre iki kat elektrik üretiyor. Biz üçüncüyü yaparız” şeklinde konuştu.

Bellek sahibi olmamanın ceremesini toplumun tamamı çekmekteyken, Çernobil’in izleri her yıl hatırlatılıyor olsa da akılda kalmıyor olsa gerek. Nükleer santralin bir ölüm makinesi olduğunu anlamak için daha kaç Çernobil gerek acaba?

Tüm çağdaş ülkeler daha sağlıklı enerji üretimine yönelirken, bir nükleer enerji çöplüğü haline gelmeyle nasıl övünülür? İktidarın her icraatını ayakta alkışlamayı bir tik haline getirmiş değerli Türkiye insanı, bunu da alkışlarken aslında neyi onayladığının farkında mı?

Daha geçen yıl bu konuyu bir arkadaşımla tartışırken bana söyledikleri çok çarpıcıydı. Aslında tam bir devlet diliyle, iktidarın halkı ikna ederken kullanması kuvvetle muhtemel olan ifadelerdi. “Artık nükleer enerji üretimiyle ilgili teknoloji gelişti. Sızıntı ve patlama ihtimali daha az.” Bakın hele… Kısaca sormuştum. “Az derken?” Bir patlama ve sızıntı tehlikesi hala var, demek oluyor bu. Bu demek oluyor ki toplum sağlığı ve geleceği pamuk ipliğine bağlı…

Toplum sağlığı demişken, sahi siz içki ve sigarayla mücadele ediyordunuz değil mi? Üstelik bu iki ürünün sağlığa tehdit oluşturma olasılığıyla nükleer enerjinin tehdit oluşturması arasındaki farkı da hiç görmeyerek… O zaman basit bir mantık yürütelim. Her gün içki içen bir insan, ileriki yaşlarda ciddi sağlık sorunları yaşayabilir. Hatta ölebilir. Ama ölmeyebilir de hastalığa neden olacak derecede içmiyor olabilir. Bir nükleer santral sızıntı yaptığında ya da infilak ettiğinde kaç kişi ölür peki? Nesiller boyunca nasıl bir tahribatı olur? Vücut içkiye sigaraya direndiği gibi, nükleere direnebilir mi?

Öte yandan İsveç’in yaşadığı çok önemli bir soruna dikkat çekmekte fayda var. İsveç’in çöpü bitmiş! Evet efendim. Çünkü İsveç ülkedeki enerji ihtiyacını çöple sağlamakta. Bundan dolayı Norveç’ten çöp satın alıyor. Ama bu bildiğiniz bir satın alma değil. Karşılığında para alıyor İsveç. İşte bu ülke hem enerji üretimini daha akılcı bir şekilde sağlıyor, hem çöp gibi bir atıktan kurtuluyor; hem de başka ülkelerden çöp alarak bir de para kazanıyor. Buyurun.

Daha güneş enerjisi var, rüzgâr enerjisi var. Bak bir de çöp varmış. Düşecek diye uçağa binmeyecek miyiz? Patlayacak diye tüp almayacak mıyız? Değil mi canım?


Gelişmiş ülkeler çöpünü enerjiye çevirirken, Türkiye Dünya’nın nükleer çöplüğü haline getiriliyor. Tekrar sormakta fayda var. Daha kaç Çernobil gerek?