Spor Haberleri

Köşe Yazıları

amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Dr. Mehmet Öz ve Türk ya da Yunan Kahvesi

Türklerin milli duygularını harekete geçirecek çok büyük bir etkiye ihtiyacınız yok. Yapacağınız en küçük şey, bu konuda bir “Allah, Allah” tepkisi doğuracaktır. Siperler kazılacak, hedefe nişan alınacak ve ‘hainler’ pusuya düşürülecektir. Türk’ü uyandırmadan yapacağınız şeyler ise onun hakkına, lokmasına göz dikmektir. Asla sesini çıkarmaz. Kentini işgal edip, sermayeye peşkeş çekebilirsiniz. “Zaten bunu yapıyorlarsa bir bildikleri vardır, hikmetinden sual olunmaz devletin” diye düşünür. Kimse kusura bakmasın. Ama kolay lokmadır Türk. En basit şeyde tutar ülke sevdası. Ama yine de itaatkârdır. O yüzden çok kolay yönetilir.

Şimdi böyle bir giriş yapınca çok büyük bir meseleden bahsedecekmişim gibi gelmiştir. Yok. 40 yıllık hatırı olmasıyla ünlü içeceklerimizden biri, Türk kahvesi hakkında gündeme oturan bir olaydan bahsetmek istiyorum. Konu şu: Dr. Mehmet Öz’ün ABD’deki televizyon şovunda Türk kahvesini anlatırken ona Yunan kahvesi demesi meselesi… Geçtiğimiz aylarda kısa bir süre üzerine tartışıldı.

Tahmin edileceği gibi sosyal medyanın çılgın Türkleri hemen tepkilerini dile getirmeye başladı. Dr. Öz’ü özünü unutmuşlukla, hainlikle suçlayarak düşmanca bir tutum içine girildi. ABD’ye ve Dünya’daki pek çok ülkeye o kahveyi tanıtanların Yunanlılar olması, ABD’de yapılan bir programda da ondan Yunan kahvesi olarak bahsedilmesini çok da şaşırtıcı bir durum haline getirmiyor. Çünkü oradaki insanlar onu Yunan kahvesi olarak biliyor.

Sıkıntımız ise şu… Her şeyine sahip çıkan bir toplummuşuz gibi, bir başkasının sahiplendiği aslında ortak olan değer birden kıymete biniyor. Değer ortak… Evet… Kıtalara hükmetmiş bir Osmanlı’nın mirasıysa Türk kahvesi, lokum, baklava ve daha pek çok şey, aslında ortak bir mamuldür. Ta Yemen’den gelip İstanbul’da pişirilen kahve, aslında sadece Türk kahvesi değildir. Bu kentte asırlardır yaşayan herkesindir. Yunan’ın Yunan kahvesi demesiyle Türk’ün Türk kahvesi demesi arasında mantık açısından hiçbir fark yoktur. İki kardeş toplumun ortak kazanımlarındandır bu kahve. Ancak ‘benimdir’ gibi söylem bu iki toplum için de büyük sorun. Kardeşiz, ama en çok kötü özelliklerimizle kardeşiz biz bu koca coğrafyanın halkları olarak.

Yıllar önce bu ortak kültür değerlerinin hep beraber bir konsensüs içinde değerlendirilip ortak değer olarak tescillenmesi için bir Türk-Yunan girişimi vardı diye hatırlıyorum. Şu an bunu doğrulayacak bir kaynak bulamadım, ama bir zamanlar dostluğu tesis etmek için böyle bir şey yapılacaktı diye kalmış aklımda. Aslında yapılması çok gerekli bir şey değil mi? Devletler üstü bir oluşumla toplumların bu şekilde barışması ve birbirlerine ne kadar benzediklerini anlaması bu yolla çok iyi bir şekilde sağlanmaz mı? Tüm bu çekişmenin sebebi iki toplumun tarihinin birbirleriyle savaşarak yazılmasıysa yeni tarihi bu ortak kültürlerin birlikte sahiplenilmesiyle yazmak çok güzel olmaz mıydı?

Yunanlılar kahve de olduğu gibi baklavada, cacıkta, ayranda ve yoğurtta da böyle bir sahiplenme içine giriyorlar. Hatta kemençede de… Çünkü bu kadar iç içe yaşayıp sonra ayrışınca o kültür onun da oluyor. Senin ya da ötekinin de olduğu gibi… Bu çekişmenin ortadan kalkması yukarıdaki formülde gizli olabilir.

Dönelim konumuza… Dr. Öz’ün “Yunan kahvesi” demesi bizim Türklerin kanına dokunuyor. Onu ‘hain’ ilan ediyorlar. Özünü inkâr ediyor onlara göre Öz. Hadi, halkların ortak miraslarını, üretimlerini geçelim. Sen ne yapıyorsun bu kadar milliyetçisin de madem? Yaşadığın kent İstanbul’un hangi simgesine sahip çıkıyorsun? Bütün sembol haline gelmiş alanlarına yabancı sermayedarlar yerleşirken ocakta yemeğin mi vardı? Yok, yok politika yapmayacağım.


Ha bir de İstanbul’un simgesi lale ya her nedense lale dediğinde kimsenin aklına İstanbul gelmiyor; Hollanda geliyor. Buna da bir el atıverin. Sahi, lalenin soğanı Hollanda’dan geliyordu değil mi?

Batman'in 180 Derecelik Dönüşü

Çizgi roman dünyasının diğer kahramanlardan bolca farklı yönü bulunan karakter Batman, Bob Kane tarafından yaratılmış, ilk kez 1939 yılında bir çizgi roman dergisinde kısa öyküler olarak yer almıştı. Bob Kane ve kahramanı Batman’e kısa sürede çok büyük şöhret kazandıran bu çıkış, bir sonraki yılın başlarında ilk defa bir çizgi roman dergisine ismini vermesini sağlayacaktı.

Batman’in diğer süper kahramanlardan çok farkı vardı; kısaca bahsedeyim. Öncelikle diğer süper kahramanlar gibi, orta sınıfa ait değildi. Şatoda yaşayan, bir mirasyediydi. Örümcek Adam gibi, bir böcek tarafından ısırılmamıştı. Süperman gibi kendisine babadan geçmiş süper güçlere de sahip değildi. Uzayın derinliklerinde çok küçük yaşta ‘kozmik dereye’ de bırakılmamıştı.

Ailesi cinayete kurban gitmiş Bruce Wayne, bu kaybın sonunda ciddi bir mirasa konmuştu. Ailesinin ölümü ona adaletin kollayıcısı ve sağlayıcısı olma arzusu vermeye başlamıştı zamanla. Kafası rahat bir şekilde, zenginliğin tadını çıkaracakken, müthiş satın alma gücünü, süper donanımlar oluşturmak için kullanmaya başladı. Ve Batman’i meydana getirdi.

1950’lere geldiğimizde Türkiye’de bir çocuk dergisinde “Yarasa” başlığıyla yer almaya başlamıştı. Ancak ABD’de artık sansasyonel bir karakterdi. Çünkü Batman işe yeni aldığı Robin ile aynı şatoda yaşıyor ve ülkenin muhafazakâr kesimine göre çocukları eşcinselliğe özendirerek, ‘ahlakı’ zedeliyordu. İşte bu yüzden bu imajı değiştirmek adına, Batman’e sıklıkla kadınlarla öpüşme, koklaşma kareleri çizilmeye başlandı. Her macerada öpüşme ve sevişme kareleriyle, bizdeki Kara Murat’ı andırmaya başlamıştı.

1960’larda Batman, daha fazla özgürlük taleplerinin yükselmeye başladığı sıralarda, 1950’lerdeki homofik tepkilere, karşı bir tepki göstermek ister gibi, camp estetik denilen estetik anlayışıyla örülmüş bir televizyon dizisi olarak izleyiciyle buluşmaya başladı. Aşırı renkli, abartılı davranışlı, kadınsı kostümleriyle cinsiyetçiliğe adeta bir tepki olarak, heteroseksüel de olsa, bir eşcinsele benzeyen estetik duruşuyla dikkat çeken karakterlerle bu anlayışın ilk öncülüğünü üstlenmişti. Hatta Batman o dönemde eşcinsellerin sembol kahramanı olup popülerliğini arttıracaktı. Dizideki bu durum çizgi romana da yansıyacak, ancak yine homofobik kaynaklı sebeplerle Batman bir kez daha geri plana itilecekti.

Bir ara not olarak belirtmek gerekir ki, ilk kez 1966’da Hollywood tarafından beyaz perdeye uyarlanan Batman, Türkiye’de Yeşilçam tarafından “Betmen Yarasa Adam” olarak çekilmişti.

Batman git gide popülerliğini yitirirken, dünyaya yayılmakta olan komünizm korkusu ve ABD’nin kültür emperyalizmiyle kurmaya çalıştığı bloğun en önemli unsurları, Amerikan bayrağı renklerinden oluşan kostümleriyle Örümcek Adam ve Süpermen gibi figürler popülerleşmeye başladı.

Bu süreçte Batman efendiliğinden ödün vermeden var olma çabası vermekteyse de yeniden doğuşu tamamıyla değişim yaşamasıyla mümkün olacaktı. Özgürlükçü duruşu yerine, daha fazla şiddet uygulayan, asık yüzlü, tam bir ‘erkek’ olarak 1986 yılında Frank Miller’in eseriyle, The Dark Knight Returns ( Kara Şövalye Dönüyor) ile tabiri caizse muhteşem bir ‘dönüş’ yaptı.

1990’larda şiddet eğilimi ve somurtkanlığı bir parça azaltılsa da muhafazakâr Amerikalılar için uygun bir karakter haline gelmişti. İleriki yıllarda yeniden camp estetiğinin etkisine girecek, ama gişe başarısı elde edemeyecek, yeniden eski karanlığına bürünerek, ciddi bir anti-sosyalist karakter haline gelecekti. Hatta yükselmekte olan islamofobiden de etkilenerek, aynı anda sol hareketlerle İslamcıları ‘terörist’ kefesine koymaktan geri kalmayacaktı.


Batman, uzunca yıllar muhafazakâr sağa direnmiş de olsa, belki de aşırı zengin bir karakter oluşuyla mücadelede tutunamadı. Ve o da diğerleri gibi sistemin bir figürü haline geldi. Batman’in ibretlik hikâyesine bu yönünden baktığınızda, 1980 darbesinden sonra Türkiye’de çarkın içine adapte olarak, sistemin en canhıraş savunucusu haline gelmiş eski devrimci ağabeylerin hikâyelerine ve günümüzde de gördüğümüz rüzgâra göre taraf değiştiren insanlara benzemiyor mu?

Arada Twitter'da da takılıyorum.