Spor Haberleri

Köşe Yazıları

güzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2013 Pazar

Dikkat Güzellik Algısının Tehlike Alanındasınız!

Beğenilme çabası, çağın vebası… Sırf bu yüzden estetik cerrahi denen tıp alanı, mecburiyet dışı sebeplerle kullanılıyor son yıllarda. Burnu hafif kaldırıp dudakları şişirelim ha bir de kalçaları kaldırıp göğüsleri destekleyelim lütfen!

Peki... Desteğimizi esirgemeyelim de, nedir bu kendinden memnun olmama veya başka birine benzeme arzusu? Nedir, kendisi de bir estetik cerrah ürünü, çok ünlü kadınların idol olduğu  “beni baştan yarat” furyası? Dediklerine göre, insan mutlu olduğu gibi görünmeli, görüntüsünü değiştirmeye hakkı olmalı… Bu, buz dağının görünen kısmı, ya görünmeyen kısmındaki psikolojik nedenleri düşündünüz mü?

Bence insan görüntüsüyle değil, görünmeyen yönleriyle mutluluk sebepleri üretmeli. Yoksa aynı kalıplardan çıkarak edinilmiş görece güzellikle oluşacak mutluluğun, erkek gözüyle, ne yazık ki bir aldatmacadan ibaret olduğunu söylemeliyim.

Üstelik “daha güzel olmak” denen kavram bir ihtiyaç mı, yoksa dayatma mıdır? Öncelikle bu sorunun cevabını aramak hepimiz için önemli…

Hadi gelin, küçük kızlarımızın kuşaklardır oynadığı oyuncak bebeklere bir bakalım. Sarışın, renkli güzlü, düzgün fizikli, yani Barbie’lere yani… Kızlarımız ergenlik dönemine ulaştığında, bilinçaltlarına saldırmış bu “masumane figür” sayesinde “kusursuz” bir güzellik algısı kazanır. Kendindeki doğal fiziksel değişikliklerden memnun olmayacağı “mutasyon” denilen bu dönemde bilinçaltındaki güzellik kavramı, televizyonlar ve genç kız dergilerinde pompalanan ‘güzel kadınlarla’ perçinlenmeye başlıyor. Kızımız büyüyüp bir kadın olduğunda ise, aynaya bakıp doğal olarak oyuncak bebeklerinden bildiği yüzü görmek istiyor.

Estetik ameliyatların çoğu, işte bu “güzellik figürünün” işaret ettiği yolda gider. Çoğu burunda et ve kemik olma gerekçesiyle başlar, sonra yüzün diğer özellikleri yeni buruna uydurulur. Bu sonuçlar, tabii ki maddi olanakları elverişli olanlar için geçerli… Diğer kategoride, yani estetik ameliyat için parası olmayan kadınlarda, yine bir diğer sonuca tekabül ederek beğenilmeme korkusuyla “ilk talibe” varır. Bu; ne yazık ki, kadının bireyselleşememesinin sadece güzel olma özelliğine sahip olunması gerektiğinin algısıdır.

Üstelik işin acı tarafı; kadın, kendini beğenmeme sendromunda “seni ben almasam, kim alırdı?” diyen ‘üstün zekâlı’ erkeğin esaretine geçer. Bir başka ifadeyle; erkek, bir süre sonra ‘hoş ve boş kadın’ modellerini gördükçe, “bunlar kadınsa, evdeki ne o zaman?” sorgulamasına başlar ki, bu da sistemin bize başka bir hediyesidir!

Keşke hepimiz bütün bu olan ve bitenin son tahlilde bir çocukluk travmasından ibaret olduğunu anlayabilsek de geç olmadan şu beğenilme vebasından kurtulabilsek…

Şimdi diyeceksiniz ki, sadece kadınlar mı tutuluyor bu hastalığa? Ne münasebet! Biz erkekler de, zaten bu ‘güzellik algısı’ piyasasının da kurucusu olarak, kendi düzenimizin işaret ettiği ‘yakışıklılık’ illetiyle uğraşırız. “Kadın böyle olur” diye birilerini pompalarken erkek figürler, yani Barbie’nin erkek arkadaşı ‘Ken’ler  de yaratılır ve ulaşılacak mutlak nokta biz erkekler için de belirleniverir.

Lisedeyken bir arkadaşım, tüm ders aralarını erkekler tuvaletinde ayna karşısında geçirirdi. Endişeyle izlediğim bu gerçekliğin sonucunda bir gün aynadaki yansımasına âşık olarak, kendini öpmeye çalışırken çıldıracağını zannederdim. E birçoğumuz için geçerli olan vücut “geliştirme” konusu da ayrı bir sorun… Eğer kariyer hedefinde süper kahraman olmak yoksa sanıyorum bu da yine, erkeklerin kurduğu ‘estetik algısı’ dünyasının kendine de dokunan dayatmasından ibaret…

Bugünden tezi yok, bir şeye başlayalım; aynaya bakalım ve bize tarih boyunca dayatılmış estetik anlayışı bir kenara bırakarak, kendimizi güzellik modelimiz ilan edelim. Oyuncak bebeklerin şu zamanda bile sistemin ‘tek tipleştirme’ bunu beceremezse ‘ötekileştirme’ çabası olduğunu dün fark etmediysek, bugün fark edelim.

İnsanın dünyadaki varlık fonksiyonunun, fiziki görünüşü olmadığına inanıyorsak, sistemin bu estetik dayatmasına karşı bir şeyler yapalım. İnsan madem düşünen bir varlık, onu değerli yapan da işte bu yüzden, ürettikleri, yazdıkları, söyledikleridir. Nihayetinde, beden bir gün yok olacaktır. Bizden geriye kalan, şüphesiz ki geçmişte bıraktığımız izler olacaktır. Hepsi bu…  Yani güzel ya da çirkin ayırt etmeksizin herkes, akıllarıyla bıraktığı izlerle anılacak ve bu izleri belirleyecek olan kesinlikle saçınız, başınız, burnunuz, ağzınız olmayacaktır.



28 Temmuz 2013 Pazar

Berber Koltuğunun Estetik Kaygısızlığı

Sistemin dayattığı güzellik algısı nedeniyle, son yıllarda pek çok kadın, idol kadın modellerine benzemek gayretinde… Hep birine benzeme sevdası, yakında bu estetik cerrahi müdahalelerini görmeye ekonomik gücü yeten kadınların, birbirinden ayırt edilmesine engel olacak. “Senin sevgilin hangisi?” “Şu Angelina Jolie’ye benzeyen…” “Şu mu?” “Hayır, sağdan ikinci…”

Yukarıdaki diyaloglar işin şakası da netice itibariyle kendiyle yetinmek ve güzelliği doğallıkta aramak, git gide ortadan kalkıyor. Erkeklerde de durum pek farklı değil… Bir vücut geliştirme yarışı… Sanırsınız ki kariyerini süper kahraman olarak yapacak. Ya da daha gerçekçi olursak, herkes halter kaldırmaya elverişli hale gelmeye çabalıyor. Neyse…

Estetik kaygısı demişken biraz da kendime bakayım ben.

Benim için en ideal estetik operasyon kansız ve acısız olanı… Berber koltuğu… Gerçi şu sıralar saçımı uzatıyorum, ama yine de bazı düzeltmeler yaptırmak için berbere gitmek icap ediyor.

Son yıllarda berber denmiyor buralara. Erkek kuaförü deniyor. Ve artık sayıları gittikçe artan unisex kuaförler de var. Eskiden “yanlardan al, üstler kalsın” diyebiliyorken şimdi bir katalog tutuşturuluyor elinize. “Brad Pitt modeli vs…” Diyor ki kuaför kişisi “en çok tercih edilen bu. Bunu yapalım.” Ben de diyorum ki “bunu isteyene bir de bir örnek üniforma hediye edin de tüy diksin.” Ha bir de Angelina Jolie lütfen…

Bizim mahalle berberleri öyle mi ya. “Yanlardan al, üstler kalsın” dediğinizde aynen bu isteğiniz yerine getiriliyor. Dahası siyasi sohbetleri dinleme şansınız var. Toplumun nabzını tutuyorsunuz. En güvenilir seçim anketlerine ve en komik “stand-up”lara tanık oluyorsunuz. İki ayrı siyasi parti taraftarının sakin sakin, ama bir futbol taraftarı gibi tartışmasının ardından, futbol konusuna geçişe haliyle pek şaşırmıyorsunuz. “O pozisyon ofsayt değildi ya” diyen berberin bu konu değiştiren çıkışı karşı tarafta hemen karşılık buluyor ki bu geçişlerden nabız tutmayı başarmanız işten bile sayılmıyor çoğu zaman.

Sokakta olmanın en güzel kısmı oluyor berberler. Eskiden berbere gelip “bir telefon açacağım eve” deyip izin isteyen adamların bu zamandaki karşılığı ince uçlu şarj aleti aramak oluveriyor. E o da olsun artık.

Bir mahalle berberine gittiğinizde tepenizde meydana gelen saç seyrelmesine doğal bir formül öğrenirken, unisex kuaförlerde pahalı saç bakım setleri satılmaya çalışılır size. Hayatımın ilk ve son unisex kuaför deneyimi işte o yüzden çok pahalıya patlamıştı. Bu da kapitalist sistemin geldiği son nokta olsa gerek…

Güzellik dayatmasının sonucu, kadınlar da erkekler de zaman zaman oltaya gelebiliyor. Kadınlar bütçelerine uygun değişikliklere yönelerek kendileri de bir estetik operasyon ürünü başka ‘idol’ kadınlara benzemeye çalışırken, erkekler de benzer tuzaklara yakalanabiliyor. Ama olsun.


Lafın kısası ben erkek kuaförüne değil, mahalle berberine gidiyorum. Berber nedir? Saç, sakal kesen, ense alan, senin benim gibi bir insanoğlu…