Spor Haberleri

Köşe Yazıları

erkek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erkek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2016 Cumartesi

Son Öpücük İlk Dans

Adam o an kollarının arasındaki kadına baktı. Romantik bir dans, soğuk bir gece... Konuşacak çok şey olduğu halde sessiz kalmak... Dil tutulması, akıl durması, kalp çarpıntısı...

“Güzelsin” dedi. Yutkundu. Kadın Başını yaklaştırdı. Anlamamıştı. Kulağına eğildi adam. “Çok güzelsin” dedi tek nefesle. Sanki son nefesini vermişti. Ve nasıl oldu da oldu, anlamadı. Kadının bembeyaz boynuna küçük bir öpücük kondurdu. Hiçbir şey o kadar güzel kokamazdı. Hiçbir sıcaklık o kadar yakamazdı.

Kadın bu yakınlaşmadan rahatsız oldu bir an. Hatta çok rahatsız oldu. O ana kadar olam tüm sarılmalar, tüm gülüşmeler aniden kesilmişti. Gece inmişti gözlere.

Bir öpücük de kadının dudakları için hazırlanıyordu adamın titreyen ağzında. Hatta sadece öpücük değil, tüm bedeni eşsiz bir buluşma için hazırdı. Dudaklarını yaklaştırdı. Dudaklar birbirine değdi. Kendilerini bıraksalar sonsuza kadar tek vücut olabilirlerdi.

Oturmak istiyorum dedi, kadın. Dans etmek istemiyordu. Artık. Hatta ondan uzakta kalmak, hatta bir daha hiç karşılaşmamak istiyordu. “Oturmak istiyorum” dediğinde, aslında bir nevi “git başımdan” demek istemişti.

Ve gece simsiyah kapandı.  Gözlerinin önünde belki de hayatının en güzel zamanını yaşayacakken sırf kendi sabırsızlığına yenik düşmüştü. Konuşacak, kendini anlatacak zamanı harcamıştı. Evet... Ama zamanımız darken sevmek için sadece öpücükler ve bakışlar yetmeliydi sayfalarca cümlelik aşk tariflerine. Oysa şimdi o suçluydu. Sesler kesilmişti. Gece onu sorguya çekiyordu. Üzerine tutulan loş bir ışıkla saçlarını çekerek sorguluyordu gece. Sol yanını yumrukluyordu. Ve havada asılı kalan öpücük bile aleyhine tanıklık ediyordu.

O suda narin bir nilüfer çiçeğiydi. Zarar vermişti. Elleriyle, gözleriyle...

Suçluydu. Evet. Ama pişman değildi.

Konuşarak değil, bakarak, öperek anlatabilirdi her şeyi. Ama olmadı. Anlatamadı. Belki de yanlış bir şey anlattı. Gitti kadın. Ve gece simsiyah kapandı.

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Whatsapp yuva yıkacak uygulama mı çıkarmış?

Whatsapp günlük hayatın önemli bir parçası haline geldi. İş hayatından aşk hayatına pek çok alanda iletişim sağlayan bir ağ olan Whatsapp bazı uygulamalarıyla kimilerine göre yuva yıkma potansiyelini zorluyor.

Artık Whatsapp'taki tüm hareketleriniz anbean izlenebilecek!

Whatsapp sevenler ocağına WhatsDog ile incir ağacı dikmeye devam ediyor. Öncelikle WhatsDog her ne kadar Whatsapp entegreli bir uygulama olsa da birebir Whatsapp ile bir ilişkisi yok.

Bu uygulamayla dilediğiniz kişinin online olma raporunu çıkarabiliyorsunuz. Ancak mesajlarını okuyamıyorsunuz tabii ki…

E arkadaş nasıl yuva yıkacak o zaman? Bir erkek ya da kadın, sevgilisine veya eşine online olduğu zamanlarla ilgili yalan söyler mi? Ya da bu kadar hayatın parçası olmuş bir uygulamaya ne zaman girdiğini hatırlamak zorunda mı? Kiminle ne konuda yazıştığını bilmediğiniz sevgilinizden şüpheleniyorsanız zaten çoktan o yuva dağılmış, o ilişki bitmiştir. Küçük bir Whatsapp dokunuşu olur size o.

Tabi Whatsapp’ta uzun uzun çevrimiçi olmanız sevgiliniz için sıkıntılı bir durum olabilir. Hatta o kadar süre kendisiyle konuşmadığınız kadar başka biriyle konuştuğunuz fikri sevgilinizi yıkabilir.

Tamam tamam… Bu uygulama kimsenin hiç de öğrenmesi gerekmeyen bir bilgiyi ortaya çıkarıyor. Evet ya… Baştan biraz iyi niyetli girdim, ama yok… Sana ne abi…

Hatunun aklına durup dururken niye kurt düşürüyorsunuz ki yani… Bırakın, sevgilisini uyuyor bilsin. Bırakın onun kendinden başkasını gözü görmez, saysın. Ama yok. İllaki işkillendireceksiniz insanları.

Gelelim trajik kısma… Sizce bu kadar açıklık benim ülkemin ilişki yaşayıcıları için ne anlam ifade ediyor? Ülkedeki kaç erkek sevgilisinin ona ilgisinin azalmasını anlayışla karşılayıp makul bir biçimde ilişkiyi bitirme kararı alır? Bizim erkekler kadının hayatını bitirmeyi tercih edecekleri için bu sadece yuva yıkacak bir uygulama değil… Hayat karartacak, can alacak bir uygulama…

Sen de haklısın. Diyorsun ki o zaman ilişkilerde şeffaflık olsun. Kadın ve erkek birbirine yalan söylemesin. Birbirlerini aldatmasınlar. O da doğru…

Ama ne gerek var şimdi! İşkillendirmenin ne gereği var?

30 Mart 2015 Pazartesi

Web Sayfanız için içerik ve makaleler

Zengin İçerik ve Makaleler


Belki de pek çoğunuz web sayfanızı oluştururken bu kadar çok orijinal ve zengin içerik ihtiyacınız olacağını tahmin edememiştiniz. Ya da bazılarınız hepsini kendi yazmaya kalktı. Hele ki reklam geliri elde etmeye başladığınızda daha zengin bir sayfa içeriğine ihtiyacınız oldu ve buna yetişemez oldunuz. 
İşte böyle durumlarda benim gibi yazmayı bir alışkanlık haline getirmiş, yazmazsa öleceğini düşündüğünden mütemadiyen yazan blog yazarlarına ihtiyacınız var.


Zengin içerik ve makaleler burada

Ve işte ben burada devreye giriyorum. Örneğin güncel konularda olduğu kadar sağlık ve teknoloji gibi konularda makaleler olsun istiyorsunuz. Bana gelip böyle bir talep getirdiğinizde konuları en net ve kısaca belirtmeniz yetiyor. Hemen hemen her kategoride zengin ve nitelikli içeriği sizlere sağlayabilirim.  Hepsinin özgün olacağını ve sadece sizin sitenize özel olarak üretileceğini unutmayın.


27 Ekim 2014 Pazartesi

Emanetçi


Mesleğimin ne olduğunu açıklayamam. Söylenecek bir şey değil... 'Ne işle meşguldün sen, Selçuk?' diye soran arkadaşlara, 'Serbest meslek...' diye yanıt vermek artık alışkanlık halini almıştı. 'Ne iş...' diye başlatılan bir soru tamamlanmadan 'serbest meslek...' diye cevabını yapıştırır, hızla konuyu değiştirirdim. Dikkat çeken harcamalarım, iyi giyimim, biraz şüpheli hale getirdi beni. Bundan dolayı arkadaşlıklarım uzun vadeli olmazdı. Zaten hiç de zamanım olmadı arkadaşlıklar için.

Yılbaşları, yaz ayları ve diğer bazı zamanlarda yoğunlaşan işlerim, gizli olması gereken görüşmelerim, resmi olmayan anlaşma metinlerim... Bak, gördün mü? Sen de şüpheyle bakıyorsun bana. Tamam, tamam... Sana anlatacağım. Zaten aramızda kalacak, biliyorum. Şimdi bir iş görüşmesine gitmek için yola çıkıyorum. Sana yolda her şeyi anlatacağım. Ama biraz kendimden bahsetmeliyim.

Adım Selçuk; başta söylemiş miydim? Neyse... Ben birkaç kez üniversiteye başlamış, tıp, mühendislik ve hukuk dışında her bölümde okuma deneyimi kazanmış, ancak hiçbirini bitirememiş bir adamım. İrili ufaklı işlerde çalıştım. Hatta en son çalıştığım firmada ofis elemanıydım. Kıdemli ama... Müdürlerim, patronlarım bana çok güvenirdi. Öyle ki koca holdingin müdürlerinin bile iletişim kuramadığı patronlarla bir araya geldim sık sık. İşte şimdi bu işten de ayrılma sebebime geliyorum. Seni de sıkmayayım. Bu gördüğün arabayı, az önce kapısından çıktığımız daireyi nasıl aldığımı bu anlatacağımla öğrenemeyebilirsin, ama biraz sabrına sığınıyorum.

Bir gün yine patronumun odasında günlük sohbetler yapmaktaydık. O sırada kapı açıldı ve içeri genç bir kadın girdi. Nasıl güzeldi, sana anlatamam. Kızıl mı turuncu muydu saçları, şimdi hatırlayamıyorum. Ama vücudunun kıvrımları, yüzünün o güzel ve etkileyici hatlarıyla hep hayalini kuracağın türden bir kadındı. Sonra öğrendim ki benim patronun sevgilisiymiş. O güne kadar saygı duyduğum adama, o andan itibaren inceden haset duymaya başlamıştım. Ben yakışıklı, etkileyici bir adam değilim. Ama bu adam da bu özellikleri taşımıyordu ki... Neyse, konumuz bu değil...

Benim patron, karısını işte bu güzeller güzeli kadınla aldatıyordu anlayacağın. Kart zampara... Ancak o gün hesaba katmadığı bir şey vardı. Karısı da o gün oraya geldi. O dakikalarda içeri girdi. Ben de tam çıkmak üzereydim o sırada. Yüzünde hiçbir zaman kendine güven ifadesini kaybetmeyen yaşlı kurt, o anda resmen buz kesti. Yüzündeki çizgiler adeta dondu. Balmumumdan bir heykel gibiydi; görmeliydin. Adamın karısı, bir eşine, bir de genç kadına bakıyordu aralıklarla. Tenis maçı izleyen şaşkın bir kedi gibiydi. Benim odada olduğumu fark etmemişti. Ben de 'buradan gitmeliyim' diye düşünmekteydim. Patronsa aklımı okumuştu sanki.

'Selçukçuğum, size mutluluklar dilerim, ne iyi ettin de tanıştırdın beni kız arkadaşınla, nişan ne zaman?' diye soruverdi ansızın. Burada adım geçmese hiç üzerime almayacaktım. Hatta bir an, 'unutkanlığımda geldiğim son nokta; böyle bir sevgilim var ve ben hatırlamıyorum' diye geçirdim içimden. Sonra uyandım duruma. Bizim yaşlı kurt hızlı bir planla, sevgilisini geçici süre de olsa karısından uzak tutuyordu. Ben genç kadından bir çıkış beklerken o da bu oyuna dâhil oldu birden. Ve koluma girdi. İnanabiliyor musun? Böyle güzellikte bir kadın koluma girdi yahu!

Benim şaşkınlığımı düşün. Üzerine de adamın eşinin ne kadar rahatladığını... 'Geçerken bir uğrayayım, dedim' dedi kadın. Odada, kendisi dâhil kimsenin inanmadığı bir yalandı bu. Belli ki kocasından şüpheleniyordu. Kontrol amaçlı ziyaretini kocasını resmi bir şekilde kucaklayarak bitirdi. Kadın odadan çıktığında üçümüz kalmıştık o kocaman ofis mobilyalarının olduğu odada. Genç kadın kolumdan çıkıp, koltuklardan birine oturup sitemkâr bir ifade takındı. Ama bizim yaşlı kurt tekrar takındığı kendine güvenen ifadeyle ' bizi biraz yalnız bırakabilir misin Pelin? Haydi, tatlım!' deyiverdi genç kadına. Kadın sorgusuzca çıktı odadan. Bense 'adı Pelin'miş, demek...' diye geçirdim içimden. Sonra da gerçek hayata dönüp 'neden benimle baş başa kalmak istedi ki patron?' diye sorgulamaya başladım. Ama merakım kısa sürecekti.

Sana şimdi anlatacaklarım biraz garip gelebilir. Dinlemek istemediğinde hatta anlattıklarıma inanmadığında beni uyar. Konuşmayı bitirebiliriz. Zaten az yolumuz da kaldı. Gerçi trafik yoğunlaşacak galiba. Kâğıt helvacılar ve su satan adamlar yol kenarında bitmeye başladığına göre...

Patron oturmamı işaret etti. Ben de tekrar oturdum. Aklımda binlerce soruyla... Acaba sevgilisine bakışımı fark etti de beni fırçalamaya mı hazırlanıyordu? Dedim ya, merakım kısa sürecekti.

'Oğlum, seni çok severim, bilirsin.'diye söze girdi bizim zampara patron. Ve devam etti. 'Tahmin ettiğin üzere, az önceki hoş hanım benim sevgilim. Ve diğeri de karım... Ben Pelin'le ve de karımla çok mutluyum. Bu mutluğumun bozulmasını istemiyorum. Senden isteyeceğim şey...' Durakladı bir an. Hiçbir şey düşünemiyordum, merakla konuşmanın devamını bekliyordum. ' Bak oğlum...' Tekrar başa dönüyor gibiydik konuşmada. 'Sana çok güvenirim. Hatta holdingin bütün kasa anahtarlarını banka şifrelerini bile gözümü kırpmadan sana emanet edecek kadar...' dedi ve bir soluk alıp devam etti. 'Pelin'i bazı zamanlar idare etmeni, hatta onun sevgilisi gibi davranmanı rica ediyorum. En azından, karımın dikkatini ve şüphelerini üzerimden uzaklaştırana kadar... Saygınlığım çok önemli... Önemli bir dernek başkanlığı seçimi arifesinde hiç de iyi olmaz bir aşk skandalı.'dedi. Şaşkınlığımı tahmin et.

'Nasıl olacak bu?' diye sorabildim sadece.

'Bir ücret karşılığında... Artı masraflar da neyse onları da karşılarım. Yeter ki Pelin de mutlu olsun.'dedi ve bir an düşünüp devam etti. 'Biliyorum ki ona farklı bir gözle bakmayacaksın. Sana güveniyorum.'dedi. Adama bakar mısın? Hem karısını aldatıyor, hem de sevgilisine dokunmayacağımdan emin olmak istiyor. Gerçi emin... Nasıl bu kadar emin olabiliyor ki? Çok mu tok görünüyorum dışarıdan? Neyse...

Ücret dolgundu. Masraflar için de hiç gözünü kırpmayacaktı. Benimse o kadar paraya ihtiyacım vardı ki bu teklifi kabul ettim. Şimdi işimin ne olduğunu anladın. Ben emanetçiyim. Şimdi de gelelim, bunun nasıl bir iş olarak süreklilik arz ettiğine. Şaşkın görünüyorsun ama sen. Ama devam etmemi istediğine göre konuşmayı sürdüreceğim.

Piyasa dar gibi görünüyor bir anlamda. Ama ilk işimde o kadar başarılı oldum ki, birden bire müşterilerim arttı. Benim patron beni bir sürü zampara arkadaşına önermeye başladı. Pelinler, Mügeler, Buseler... İşten de ayrıldım sonra; yetişemiyordum. On binlerce dolardan söz ediyoruz. İşte bu da zenginliğimin sebebi... Hiç âşık oldun mu diye de soracak olursan, bir kere oldum. Hatta bir keresinde de anlaşma dışına çıktım, itiraf ediyorum. Sonuçta benim de duygularım ve ihtiyaçlarım vardı. Ama bu tek seferlik anlaşma dışı davranışım işimi yapmama engel olmadı. Hala çok güvenilen bir ‘emanetçi’yim.

Birazdan ulaşacağımız görüşmenin detaylarını merak ediyor musun? Aslında ben de merak ediyorum. Dün aldığım bir e-posta sonucu gidiyoruz oraya. Müşteriyle bir restoranda buluşacağız. Hiç konuşmadık. Sadece internet yoluyla iletişime geçmeyi istedi. Görüştükten sonra anlaşırsak yüklü bir para teklif ediyor. Bakalım... Biraz çekiniyorum aslında. Yanımda sen olmasan belki de gitmezdim. Bana güvenme, türünden bakışına rağmen...

İşte geldik. İçeri girdiğimde 15 numaralı masayı sormamı istemişti. Arabayı park edelim şimdi. Sen de gelmek ister misin? Başka bir masada sessizce dinlersin. Tamam, gelme, dışarıda bir yerde bekle istersen.

'15 numaralı masa?'

'Cam kenarında en köşedeki masa efendim.'

Ama o masadaki bir kadın!

Arabaya dönelim, her şeyi anlatacağım. Merak ettiğini biliyorum. Yarım saat içinde hayatımın en tuhaf iş teklifini aldım.

Kadın eşi tarafından defalarca aldatılıyormuş. Ama ondan ayrılamıyor. Bunu yapmaya cesareti yok. Diğer müşterilerimin profili... Ama bu seferki bir kadın olunca şaşırdım işte. En sonunda bir sevgilisi olsun istemiş. Ama bizim insanlar biraz duygusaldır ya, hemencecik âşık olmaya başlamışlar kadına. Kadın güzel de... O aşk istemiyor. Kocasından intikam almak ve evliliğine zarar vermeden ‘profesyonel' bir ilişki yaşamak istiyor. Ona bu teklifi düşüneceğimi söyledim. Aslında kadınlar tarafından deşifre olmak demek, en kısa zamanda emekliye ayrılmayı gerektiriyor.



Şaşkınlığını anlıyorum. Hatta kızgınlığını da... İlişkilerin bu kadar basitleştiği bir dünyada, benim bu saçma sapan hayatlara dayanan bir sektör oluşturmuş olmam canını sıkabilir. Benim hiçbir sağlıklı ilişki kuramam, âşık olamamam hep bundandı. Bu çarpık hayatın en çok yıprananı benim aslında... Güzel bir hayat kuramadım. Bir aileye sahip değilim. Arkadaşım da yok benim. Sinemaya, tiyatroya yalnız giderim. Yemeğimi yalnız yerim. Hayatta yaptığım tek iyi şey, bir işim sırasında müşterimin sevgilisini maddi zorluklarından kurtarıp onu bu ilişkiyi yaşamaktan vazgeçirmek oldu. Bazen vicdan devreye giriyor. Ama inan bana, ben kötü bir insan değilim. Beni bu çarpık ilişkilerin köpeği olarak görebilirsin. Ama lütfen, hakkımdaki en ağır düşüncen sadece bu olsun.

Ben de artık yoruldum. Belki de bu işi kabul edip iyi bir jübile yapabilirim. Ne dersin buna?

Twitter

11 Aralık 2013 Çarşamba

Erkeğin Kadına Şiddeti İktidar Sevdasının Ürünü

Erkeğin kadına yönelik şiddeti ile devletin vatandaşına yönelik şiddeti arasında ciddi benzerlikler var. Erkeğin kadına şiddet uygulaması için ortaya atılacak her gerekçe akıldışı olarak görülmeyi hak eder. Devletin uyguladığı şiddet de öyle…

Şefkat-Der'in hazırladığı rapora ‘perdeyi yeterince kapatmamak’, ‘telefonun meşgul çalması’, ‘çayın iyi demlenmemesi’, Facebook ve Twitter profili açmak, ‘zayıflamak ya da şişmanlamak’, ‘açık saçık giyinmek ya da tesettüre girmek’ gibi nedenler kadına şiddetin bahanesi olabiliyor. Şefkat-Der’in araştırmasına göre öne çıkan şiddet bahaneleri arasında boşanma talebi, çocukların velayeti, cinsel ilişkiye zorlanmak gibi gerekçeler de yer alıyor. Müjgan Halis'in Taraf gazetesinde yayınlanan haberine göre, Şefkat-Der, 1995 ve 2013 tarihleri arasındaki Kadın Hayata Tutunma Evleri’nde kalan şiddet mağduru kadınların da dâhil olduğu 20 bin kadınla temasları sonucu oluşturdukları verilere göre çarpıcı birçok nokta ortaya çıkmış oluyor.

Şefkat-Der’in raporu kadına yönelik şiddetin boyutlarıyla ilgili yeterince veri ortaya çıkarmış. Erkeğin kadına şiddet uygulamasının en büyük sebebi bir tür iktidar hırsı, bir tür güç sarhoşluğu ve aslında başlı başına bir acizliğin ürünü… Ve bu aslında ne yazık ki sadece erkeğin şiddet eğiliminin temeli değil. Hükümetlerin ve devletin şiddet uygulama gerekçeleriyle de ciddi benzerlikler var.

Gerekçelerden biri olan ‘açık saçık giyinmek’ maddesine bakacak olursak, devletin de son günlerde AKP hükümetinin de kafayı bozduğu ‘ahlak bekçiliği’ görevinin sonucuyla karşı karşıyayız. Şiddet gören kadının acıyla bağırması da şiddetin artmasına neden oluyor. Devlet de şiddet uyguladığı vatandaşı feryat ettikçe saldırılarını artıyor.

Kadın başka bir siyasi partiye üye olması, eşinin küs olduğu insanlarla görüşmesi de şiddete gerekçe… Nasıl devleti yöneten siyasi partinin taraftarı olmamak ve devletin politikaları gereği küs olduğu kurumlara, ülkelere karşı yakınlık duymak hainlik derecesinde suç sayılabiliyorsa erkeğin kadına şiddetinde de gerekçe olabiliyor.

Kadının erkekten daha eğitimli olması da erkek şiddet uygulama gerekçesidir. Devlet de öğrencisinin, akademisyeninin, gazetecisinin aydınının ensesinde boza pişirirken bu acizlik duygusuyla hareket eder.

Kadına uygulanan önemli psikolojik şiddet yöntemleri arasında; kimliğini-kişiliğini yok etme yer alıyor. Aşağılama, dışlama ve hakaretle yan yana giden psikolojik şiddette karısına, “Çocuklara anneniz kötü yola düştü derim” diyen adamlar bile var. Gerekirse devletin de uyguladığı bir psikolojik şiddet yöntemidir.

Bu benzerliğin sebebi ne? Öncelikle devletin erkek egemen bir yapı olduğu gerçeği yüzümüze çarpar. Sonra da toplum erkeği iktidar, kadını da erkeğin yönetimindeki kölesi ilan eder. Devletin vatandaşıyla olan ilişkisi de işte böyledir. Mesele de bu iktidar sevdasının toplumun her alanına sirayet etmiş durumda olmasıdır.


29 Ekim 2013 Salı

İkizler Burcu Bu Haftaya Dikkat Etmeli

İkizler burcu erkeği için yepyeni bir dönem başlıyor. Bir önceki dönemde bitmeyen bazı şeyler de bu döneme sarkınca, karşı cinsle olan ilişkilerde bereketli bir döneme giriyorsunuz. Sarışını gidecek, esmeri gelecek… Sonra hepsi gelecek. Öyle bir dönem yani...

Bir milyon yılda bir olan bir durummuş. Tüm gezegenler İkizler burcunda buluşuyormuş. Öyle olunca çok kısmetli bir dönem oluyor haliyle. Hadi, yine iyisiniz köftehorlar!

Ama tabi suyunu da çıkarmayın. Azıcık yanınızdaki arkadaşlarınıza da paslayın. Sonuçta siz paylaşmayı seven bir karaktersiniz.

Bu dönemin en önemli sıkıntısı karar verme sorunu olacak. Zaten hemen öyle çat diye karar vermemeniz lazım, o ayrı. Sonra bu dönemde güneş gözünüze geleceğinden güneş gözlüğü olmadan dışarı da çıkmamalısınız. Böylece etraftaki kadınları keserken de gözlerinizin yuvalarından çıktığı anlaşılmayacaktır. Bir abazanlık var yine sende. Haydi hayırlısı...

İkizler burcu kadını için de yukarıda söylediklerim geçerli. Ama genel olarak çok yalancı olduğunuz için yaşayacağınız sorunlar var. Terk ediverdiğiniz eski sevgilinizi şu sıralar arayabilirsiniz. Aradığınız eski sevgilinize geri dönebilir, ama sonra mabadınıza baka baka geri dönebilirsiniz. Önümüzdeki üç güne dikkat… Sonra salabilirsiniz yine kendinizi.

Evet ikizler burcu… Şu sıralar biraz tuhaf şeyler yaşayacaksınız. Eee, ne de olsa sizin burç gibisi yok. Çift karakterliler ne olacak?


25 Ekim 2013 Cuma

Kama Sutra ve Seksin Önemi

Kama Sutra




Kama Sutra diye bir kitap bile var Hint Kültürü’nün bir parçası olarak… Kimine göre bir yaşam tarzı, kimine göre felsefe… Ancak çok sayıda seks pozisyonu öneren ve bunu şekillerle anlatan bu kitap, Hint kültürünün seksi bir ritüel gibi yaşadığını ve ne kadar önemsediğini gösteriyor.

Kama Sutra’daki seks pozisyonları, kimilerine göre oldukça zor… Çünkü esneklik gerektiriyor. Denge gerektiriyor. Aslında denge, gerçek bir cinsel ilişkinin ruhsal hazzı açısından da oldukça önemli… İlişkiniz ne kadar dengeliyse ruhsal olarak da o kadar rahat olursunuz. Seks de çok başarılı ve oldukça keyifli hale gelir.

Kama Sutra, adı üstünde “Zevkin Kitabı” anlamına geliyor. Dolayısıyla Kama Sutra’yı salt bir felsefe olarak görmeye gerek yok. Bir seks kitabı, ama içinde felsefesi ve her pozisyonuyla anlamı olan bir kitap Kama Sutra…

Tavsiye… Vücudunuzun ısındığının ve kondisyonlu olduğundan emin olmalısınız. Çünkü örneğin, ‘köprü’ pozisyonunu gerçekleştirirken tutulabilirsiniz. Ancak kendinize uygun, zevkinize göre çok pozisyon var.

Bütün bunlardan bahsederken utanmamak gerekiyor. İnsanlar seksten konuşmaktan utanıyor, yaşamaktan çekiniyor. Oysa yaşamın döngüsü içinde en önemli eylemlerinden biridir seks. Hatta o olmasaydı, olmazdık. Dolayısıyla seksi daha zevkli hale getirmek ve kendi felsefesini keşfetmek, onu sadece bir boşalma eyleminden çıkartmak, hayatın pek çok alanındaki sorunlarımızın da çözümü demektir. Başarılı bir cinsel hayat, yaşamın pek çok alanında başarıyı beraberinde getirir. Geceyi mutlu bitiren, mutlu uyanır sonuçta.


Sevin ve sevişin… Hayattan zevk almak için kendimizi de o zevke dahil etmemiz gerekiyor çünkü.


23 Ekim 2013 Çarşamba

Öldüresiye Sevme Terörü

Her sabah gazeteleri aldığımda seni görüyorum kadın. Üçüncü sayfada adın ve soyadın baş harfleriyle yazılmış halde karşımdasın. Bir zamanlar sevdiğin kişi olan bir erkeğin seni boğazlayarak öldürdüğü yazıyor kimisinde. Bir başka gazetede de tek kurşun, tek celse cezanı kesmiş bir diğer erkek. Ne yaparsan yap! Sevsen de sen suçlusun, sevmesen de.
Ve sen adam. Katil olmak hayat gayen miydi doğduğunda seçtiğin? Âşık olmuştun... Nasıl? Güzel bir duygu muydu? Ama seni, senin onu sevdiğin kadar sevemeyebilirdi kadın. Üstelik yaşı küçüktü onu gördüğünde. Sandın ki, gözünü açıp seni görecekti ve sen olacaktın hep onun hayatında. Onun hayallerini süsleyecektin. Ne yaparsan yap, hep seni sevecekti. Bir işe girip çalışmayacaktı. Etrafında başka erkekler olacağını bilip seni 'üzmek' istemeyecekti. Küçüktü ya seni tanıdığında, aşkın ne olduğunu ona sen öğretecektin.
Onu sevmek çok zordu, değil mi? Seni sevmesini sağlamak da öyle. O yüzden, aşağılık komplekslerinle egolarının savaşında sen kaybettin. Kabalaştın. Erkek gücünü kullandın zaman zaman. Sandın ki yine de yanında olacaktı. Ne de olsa kimse onu senin kadar sevemezdi!
Yanında olmadı. Seni istemedi. Çünkü sevgiyi sen, esir etmek olarak algılardın. Geldiğin yerler sana, 'ya benimsin ya toprağın' demeyi öğretmemiş miydi? Silahın yoktu. Onu kemerinle boğdun. İşte şimdi sen bir katilsin!
Ve yine sen. Onu tanıdığında yağız bir delikanlıydı. Seni koruyup kollardı. Seni filmlerdeki jönler gibi severdi. Senin adını göğsüne bıçakla kazımasından hiç işkillenmedin mi? Oysa sevmenin bu demek olmadığını anladığında çok geç olacaktı. Sevmek denen şey, iki kişinin özgürlüğü birbirinde bulmasıydı aslında.
O seni sarmalayıp kollamaya çalıştığında fark edecektin ki aslında kolladığı kendi erkekliğiydi. Seni de bu erkekliğin bir sembolü olarak gördüğünü geç de olsa anlayacaktın. Nereden bilecektin? Sana aşkı öğreten kimse olmadı yıllar boyu. Erkeğe de öyle.
Kadın ayrılmak istediğini söyledi sana. İçine sindiremedin. Tıpkı bir eşyaya sahip olmak gibi kolaydı onunla olmak, değil mi? Çocukluğundan beri sana öğretilen 'kadının itaat etmesi' gerekliliğiydi çünkü. Sen erkektin! Kadın, sen olmadan var olamazdı! Önce babandan gördüğünü uyguladın belki. Eşya olarak görürdü belki o da kadını, önce bozulan bir eşyayı yumruklayarak tamir etmeye çalışır gibi, ona bir tokat attın. O sırada fark ettin sen de kadının, duyguları olan ve kararlarını hür iradesiyle alabilecek bir birey olduğunu. Ama dönüşü yoktu, değil mi? Çünkü sen onun efendisiydin! İki kurşun vardı silahında. Birini onun kalbine, diğerini kendi başına sıktın.
Şiddeti öğreniyoruz toplumdan. Sevmeyi değil. Çünkü sevmek maazallah 'günaha davet' sayılır. O yüzden daha platonik aşk aşamasında bile, sevdiğimiz kadını kendi malımız sanırız. Onun diğer erkeklerle selamlaşmasını daha bizden haberi bile yokken ihanet sayarız. Öyle büyütürüz içimizde sevgiyi. Şiddetle harmanlarız. Hastalıklı cümleler üretiriz. Bir gün ilan-ı aşk ederken bunları itiraf ederiz üstelik. Çünkü biz ölesiye ve öldüresiye sevmeyi ideal olan biliriz. Sevdiğimiz kadının başını kaldırıp şöyle bir etrafına bakmasından korkarız. Korkarız, çünkü kendimizden emin de değilizdir. Kimimiz de çıkar, ya onu benden daha 'öldüresiye seven' çıkarsa diye düşünür, ilk anlaşmazlığı yaşadığında kadına öyle olmadığını kanıtlar. Kemerle, tabancayla, bıçakla.
Kadınlara. İlişkilerinize başlamadan önce, sevgi kavramını iyi tanımlıyor olmanız şarttır. Çünkü yanlış tercihlerinizi geç fark ettiğinizde, tanıştığınız erkeklerin önceden ruhunuzu okşayan tavırları, sizin için bir işkenceye dönüşebilir. Şiddet eğilimlerini önceden de fark edebilirsiniz. Böylece her şey kötüye gitmeden önce, hayatınıza yön verme şansınız olacaktır. Erkeğin sizi olur olmaz kıskanması ruhunuzu okşayabilir. Yanınızdaki erkek "ne bakıyorsun lan?" diye size bakan adamın üzerine yürüyebilir. Bu da ruhunuzu okşayabilir. Ancak günün birinde bu şiddete eğilimli davranış, ruhunuzu bedeninizden ayıracak kadar ilerleyebilir.
Sevginizi güzel duygularla inşa edin. Güven, anlayış ve aşkla örün ilişkinizi. Sevişerek, gülüşerek, konuşarak. Sevişmeyi yasaklayanlara inat. Şiddeti yok etmek için, inadına sevişin! Ölesiye, öldüresiye değil; yaşatarak sevin.

21 Ekim 2013 Pazartesi

Helal Seks Shop Hayırlara Vesile Olsun!

Değişime en çok adapte olanlarınız hiç şüphesiz ki dini yaşam tarzını A’dan Z’ye yaşayanlarınızdır. İşte o yüzden dindar ve dominant karakterler etraflarını kendilerine uydurmaya girişir. Pek çok toplumda dinle ilgili çatışmaların kaynağıdır bu.

Ancak son yıllarda “helal” etiketiyle İslam’a uygun ürünler piyasaya çıkıyor. Sadece mal olarak mı? Hizmet olarak da… Televizyon programlarını, dizileri bir kenara bırakalım. Onlar da elbette hayata ayak uydurma çabasında önemli örnekler.

O örnekleri ise tek başına ona katlayacak bir hizmet daha var şimdi. Helal Seks Shop! Evet, hayırlara vesile olsun!

Bizim dükkânda öyle vibratör, şişme kadın, yapay vajina gibi ‘hardcore’ ürünler yok. Masaj yağları, geciktirici sprey, kayganlaştırıcı krem, cinsel duyarlılığı artırıp dayanıklılığı sağlamak için herbal kahve, vajina daraltan krem ve bayan orgazm kremi gibi ürünler var. Elbette değişim öyle küt diye yaşanmıyor. Yavaş yavaş… Hatta  ‘Bayan Orgazm Kremi’ diye Türkçeleştirilen ürünün asıl adı böyle değil… ‘Scream Orgazm Cream’… ‘Scream’ çığlık demek… O kadar coşmayalım demişler herhalde.

Daha çarpıcı bir şey söylemek istiyorum. Zaten çeşitli zamanlarda kişisel olarak da gözlemlediğim gibi… Muhafazakâr ortamda yetişmiş insanların cinsellik konusunda daha büyük açlıkları oluyor. Cinsel fanteziler, orgazm süresini uzatma arzusu gibi çok fazla isteklere sahipler. Hani sanki başı kapalı kadının cinsel arzularının olmadığını düşünenlerin dayatmaya devam ettiği gibi değil hiçbir şey… Bu seks shop açılışı işte bu ezberi bozuyor. Seksi kıyafetlere de en çok rağbet başörtülü kadınlardan geliyor olması da taşları rayına oturtuyor. Dolayısıyla kadın ve erkeğin sevişmesi kadar doğal bir şey olmadığından bu beni rahatsız etmez. Aksine doğal insan yaşamının devamını görmekten de büyük bir haz duyarım. Beni düşündüren dindarın üremeden üremeye sevişmesi gerektiğine inanan anlayışın bu durum karşısında nasıl tepki göstereceği…


Kapitalizm de durmuyor tabi. Böylesi bir potansiyeli değerlendirmekten geri kalmıyor. Bu cinsel açlık bu kadar yüksek olmasa kapitalizm değerlendirir miydi?

20 Eylül 2013 Cuma

Kadına Şiddet ve İzleyicileri

Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Zonguldak'ta meydana gelen bir olayın videolarını belki siz de hatırlayacaksınız. Zaten haber olarak da yer aldı televizyonlarda. Eşini sokak ortasında döven adam, kendisinden kaçan kadını sokakta kovalıyor. Kadın bir bakkala sığınıyor. Ve adam bakkala girip eşini orada dövmeye devam ediyor. Bakkalsa olayı izlemekle, hatta o sırada açık olan televizyonu izlemekle yetiniyor!

Bakkal kendini şöyle savunmuş: "Karı-koca arasına girilmez." Bak sen şu işe. Karı-koca arasındaki ilişkide, kadına yönelik şiddeti normal sayan bir bakış açısı. Çokça gördüğümüz, kadının sokak ortasında dövülmesi olaylarında izleyenlerin anlayışı bu yönde işte. O kadar kanıksanmış ve normalleşmiş ki polis bile izleyici olarak katılır meseleye bazen.

Zaten kadın eşinden şiddet görüyorsa, cevabı aranan soru neden kadının dayağı 'hak ettiğidir' çoğu zaman. İşte böyle bir bakış açısından da çıkan sonuç bu 'sevgili izleyiciler' oluyor. Üzerine toplumsal bir görev olarak alması gereken şiddete engel olma eğilimi yerine, bunu özel yaşamın bir gereği gibi görse gerek, mani olmayı bir kenara bırakın, istifini bile bozmadan yaşantısını sürdürebiliyor insan. Oysaki kadın o bakkala sığınırken, kurtulmayı hayal ediyor. İşte en büyük dayağı da bu hayal kırıklığıyla yiyor orada kadın.

Üstüne vazife olmayan her şeye burnunu sokan, onun bunun hakkında car car konuşan insanlar, bir şiddeti engelleme gerekliliği söz konusu olduğunda, 'özel hayata saygılı' kesiliyorlar. Ve biz de hatırlatalım. Kadına yönelik şiddet, özel hayatın bir parçası değil, toplumun kanayan bir yarasıdır. Bu şiddetin ortadan kalkması, bu izleyici mantığına rağmen gerçekleşemez.

Toplumsal hiçbir olaya müdahil olmayan, "aman şahit yazarlar" kafasıyla bütün sorunlara göz kapayanlar, günün birinde beline inecek sopaların tek sorumlusudur. Madem şiddet olayı bu kadar seyirlik, o zaman da izle, görelim. Ancak kendisi doğrudan muzdarip olduğunda, o derdin, sıkıntının, acının ne olduğunu anlayabilen insanlar, maalesef yaşayacakları her kötü olayın da tek sorumlusu olacaktır. Ektiğinle biçtiğinin ilişkisidir bu.

Kadına yönelik şiddette hep bir klişelerle geliştirilen açıklamalar, tıpkı bu olaydaki gibi "karı-koca arasına girmemeler" kadın hareketinde kadını ciddi anlamda yalnızlaştıracaktır.

Devletten koruma talep edip "en fazla ölürsün" cevabını alan bir kadının, bu densizliğe bir cevap verebilmesini bekleyebilir misiniz? Öyle yöneticinin öyle yönetileni olur, cinsinden bu yazının örneğinde de gördüğümüz gibi pek çok olay var. Göremediklerimizi de eklersek, kadına yönelik şiddet konusunda atılacak pek çok adımın, erkeği eğitme ve bilinçlendirmeyi hedeflemesi gerekliliği ortaya çıkıyor.

Bildiğiniz gibi, bizim mahalle raconunda kadına el kalkmaz. Bu kadına yönelik küçük görme mantığının bir yansıması olsa dahi, bu anlayıştan bile uzaklaşan bir erkek topluluğunun olduğunu görüyoruz.

Ne yazık ki şiddet eylemleri, ondan muzdarip toplum tarafından bu derece kanıksanıyor. Ve o bakkal gibi pek çok insan gözü önünde bir erkekten dayak yiyen kadına sadece sessizce acımakla yetiniyor. Hatta belki o duyguyu bile yaşamıyor.

18 Eylül 2013 Çarşamba

Şu Tacizcinin Ettiği

Ortalıkta başıboş dolaşıyorlar. Kalabalık meydanlarda caddelerde faaliyetteler. İki kişilik veya daha kalabalık gruplar halinde onlara rastlarsınız. Onları daha yakından tanımayı istemezsiniz. Ama ne mümkün? Kadın kadına eğlenmeye gittiğinizde, İstiklal Caddesi'nde veya Bağdat Caddesi'nde yürürken en sevimsiz hallerini görmeniz kuvvetle muhtemeldir. Kimlerden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Tacizciler her yerde!

Tacizcilerden yüzünden, ben de dışarıda epey zorlanıyorum, desem ne düşünürdünüz? Yok, yok; ilk aklınıza gelen şey benim de tacize uğradığımsa eğer, sandığınız gibi değil. Pekiyi nedir kardeşim, dediğinizi duyar gibiyim. Anlatayım.

Sırf bu aklı bacak arasında tipler yüzünden, aklı başında erkekler de zan altında kalıyor. Şimdi mesela bir otobüs durağında yalnız başına bekleyen bir kadın, göz ucuyla bana endişeyle bakabiliyor. Belki bir gün önce yaşadığı bir taciz vakasının etkisinde. Belki de bir arkadaşının başına gelen olayı hatırlıyor. Yanına gidip "Benden korkmayın." dememek için zor tutuyorum kendimi.

Otobüste yanına oturmak zorunda kaldığım kadının cama yapışırcasına uzaklaşması ve benim de "Aman rahatsız etmeyeyim." diyerek popomun yarısını dışarıda bırakarak oturmam ve de ortada oluşan boşluğun ayakta yolcu için potansiyel bir boş yer olması. Otobüsün şoförü arkaya dönüp ayaktaki yolcuya "Boş yer var, oturabilirsiniz!" diyebilme ihtimali.

Taciz suçunun yaptırımlarının arttığı bir dönemde, vakaların da bu derece artması akıl alır gibi değil. Yolda yürürken önümde yürüyen güzel bir kadının, bir otomobilden uzanan bir yaratık kafası tarafından sözlü tacize uğradığına, bir minibüste ayaktaki bir kadın yolcunun arkasında duran bir adam tarafından (adam demek istemezdim, ne diyebileceğimi tahmin edin)  gayet aleni bir şekilde taciz edilmesine şahit oldum. Kadına yer vermek için kalktığımda, kadıncağızın teşekkür eden bakışlarını başımla selamlayıp, tacizcinin lanet eden bakışlarına maruz kalsam da görevimi başarıyla yerine getirmiş olmamın haklı gururu içindeydim. Ama ne fayda? Bu sorundaki artış, toplumsal baskılarla doğru orantılı değil mi? Cinselliğin tabu olduğu bir toplumda, cinsel ihtiyaçlar bir suça dönüşebiliyor. Bu konuyla ilgili daha önce yazılar kaleme almıştım. Sosyalleşemeyen insanlar, kadın-erkek ilişkilerinde başarısız olmaz mı? Sağlıklı ilişkiler kuramayacak bir erkek, bir kadına beğenisini şiddet yoluyla ifade edebiliyor işte böyle.

Kadınlarsa her erkek tarafından aynı muameleyi göreceği kaygısıyla dolaşıyor şehrin sokaklarında. Bense göz göze gelmekten bile korkar oldum. Benim gibi bu hassasiyet içinde kaç erkek var, bilmiyorum.

Tacizci, bir kadını taciz ederken, hepimize dokunuyor aslında. Lafı hepimize atıyor. Çünkü tacizci kadını toplumdan soğutuyor. Kadının sağlıklı bir şekilde yer almadığı toplum, git gide hastalanıyor. İnsanlar asosyalleşiyor. Tacizcinin bu eğilimi de tedavi edilemeyecek kadar kemikleşip, tamiri imkânsız başka bir aşamaya atlıyor.

Tacizin çok farklı hallerine maruz kalmış kadınlara sesleniyorum. Diğerlerini bilmem. Size adres sorduğumda, gerçekten bir tarife ihtiyacım olduğu içindir. Otobüste yanınıza oturduğumda ayakta kalmamak içindir. Sizden bir yardım istediğimde civarda güven veren siz olduğunuz içindir. Ya da şöyle bir dönüp baktıysam da saf ve zararsız bir beğenidir sadece. Bir dakika, bir dakika. Öyle ya, kavun değil ki koklayıp anlayasınız.

Önyargılı Ahlak!

Kadına karşı işlenen şiddet suçlarına karşı yeteri kadar tepki oluşmasa da en azından bu konuda bir tartışma zemini oluştu. Kadın en azından öyle ya da böyle toplumda bir yere sahip. Sadece mevcut eşitsizlikleri gidermek üzere politikalar geliştirilmeli. Bunun için devlete baskı kurmak için kadın örgütleri çalışabiliyor.

Bütün bu sorunların dışında, gazetelerde haber olarak bile yer almayan başka bir sorunumuz var. Nefret suçları kapsamında görülmesi gereken eşcinsel ve trans bireylere yönelik şiddet… Son zamanlarda daha çok tırmanışa geçen, ama muhtelif bir olaymış gibi algılanan trans cinayetlerinden bahsetmemiz gerekiyor. Sırf farklı bir cinsel yönelime sahip diye toplum dışına itilen bu bireyler, beden işçiliği yapmak zorunda bırakılmaları yetmiyormuş gibi, toplumun homofobi ve transfobi krizlerine kurban gidiyor. Trans cinayetleri konusunda Avrupa birinciliğine ve Dünya yedinciliğine sahip olan ülkemizde, böyle ciddi bir istatistiğe rağmen tartışma zemini bile oluşamıyor. Geçtiğimiz günlerde Avcılar'da gerçekleşen trans bireylerin evlerine yapılan polis baskını ve mahallenin eli taş, sopa tutan 'insanları' tarafından kurulan linç timleri ile ilgili kaç kişi haberdardı? Haberdar olup da kaç kişinin içine dokundu?

Asıl mesele farklı olana yönelik önyargı.  Bizim gibi hissetmeyen, bizim gibi yaşamayan ve bedeninden farklı bir yönelimi olan bireylere karşı beslenen bu önyargı, bir nefret dalgasına dönüşüyor. Eşcinsel olduğu için hakemliği iptal edilen Halil İbrahim Dinçdağ olayında da gördüğümüz gibi kadın ve erkek olarak iki kimlikten birine sahip olmadığınız müddetçe çalışmaya, kariyer yapmaya hakkınız olmuyor. Var olma hakkını elinden aldığımız trans ve eşcinsel bireyler şiddete maruz kalırken, toplumun neredeyse tamamı sessiz kalıyor. Tabiatın bir gerçeği olan bu faklılıkları yüzünden evlerinden, sokaklarından kovuluyor. Kimisi ülkeyi terk ediyor. Gidemeyen ise ölümle burun buruna yaşıyor. "Erkek olacaksın, ulan!" diye bağırıyor toplum. Ya da "kadın olacaksın, ulan!"

Sokaklardan kovulan, iş yerlerine giremeyen, çalıştırılmadığı için beden işçiliği yapmak zorunda kalan, üzerine bir de bunun için yargılanan bu bireylerin hakları için de bir şeyler yapmak gerekmez mi?


İnsanların farklılıklarına, renklerine rağmen bir arada yaşamalarını mümkün kılmak bir insanlık görevidir. Çünkü tüm toplumsal şiddet sebeplerinin ortadan kalkması önyargılarından arınmış bir toplumda gerçekleşir. Bu önyargılardan kurtulmak için de tüm tabulardan arınmış yeni bir dünyaya ihtiyacımız var.

17 Eylül 2013 Salı

Kadının Issızına Aşık Olasınız!

Evet… Yeni bir beddua efendim. Taze taze… Issız Adam filmini biliyorsunuz. Orada bir adamın bağlanma korkusu işleniyor. Acıklı bir masal tadında… O filmden sonra memleketimin erkeğine bir haller oldu. Bir kaçmalar, bir ayrılmalar, bir ortada bırakmalar, sen daha iyilerine layıksınlar…

Hiçbiri de düşünmedi ki kadının ıssızı yok mudur? Vardır hocam… İşte onlara gelesiniz emi! Onlar daha fenadır hem de. Diğer kadınlardan farklıdırlar. Gelirler, aşık ederler seni kendilerine. Onlar da aşık olurlar tabi. Sonra bir bağlanma korkusu hasıl olur. Bu ıssız adamlardakine benzer, ama daha kadınsıdır. Ne demekse?

Sonra bir bakmışsın elinde kapısının önünde bir gülle kalakalmışsın. Yaaa…

Bir başka modeli de uzaklarda yar sevenlere gelsin. Sen başka bir şehirde yaşayan bir kadına mı aşık oldun? Issız kadın olabileceği ihtimali üzerinde de durmadın tabi. 24 saat içinde telefonla olsun, internet üzerinden olsun bütün iletişimini keser. Üstelik bundan önce en son söylediği sözse “seni seviyorum” olur. Hatta kimisi de öyle laflar eder ki kendini dünyanın en harika erkeği zannedersin. Oh…

O sırada öyle bir düşersin ki terk edildiğine mi yanacaksın, aslında sıradan bir erkek olduğun gerçeğiyle yüzleştiğine mi?

Arkadaşım, bir de bu kadınlar ıssız adamlara denk geldi mi daha çabuk toparlarlar. Çünkü giderler arkadaşlarıyla dertleşirler. Erkekler ise “hani çok seviyordu ulan kız seni?” diyen şüpheci arkadaşları yüzünden atlatamazlar.

Dolayısıyla erkeğin ıssızı kadının ıssızından daha iyidir atlatılabilirliği açısından. Ve her ölümlü erkek kadının ıssızını tatmalıdır. Yoksa aşk acısı nedir bilmez. Bilsin ki akıllı olsun. Aşkı içselleştirsin.

Hiç beklemiyordum böyle bir önerme çıkacağını. Hay yazı, sen nerelere kadirsin!

Benim Beş Karım Olsa

Başlığa bakarak bunu bir temenni bir dua olarak algılamayın. Amerika’da TLC isimli bir kanalda “Benim Beş Karım” başlığıyla bir program yayınlandı. Program ülkedeki poligami yani çok eşli evlilikleri tanıtıyor.

Programda Utah Eyaleti’nde yaşayan ve 5 karısı olan Brady Williams ve ailesi tanıtıldı. 5 eşinden 24 çocuğu bulunan Williams, programda evdeki herkesi mutlu etmeye çalıştığını anlattı.

24’ün üstünde yıldızlar patlatın. Havai fişekler atın. Dikkat çeksin. Birileri bu 24 çocuk meselesine çok özenecek. Ancak ben işin başka bir boyutundayım.

Hacı, bu kadar kadınla evli olmak için çok planlı, programlı bir adam olmak gerek bir kere… Karar verme sıkıntısı yaşamamak lazım. Ben bir açık büfeye girdiğimde kararsızlıktan kendim aç kaldığım gibi, bu kararsızlığı pek çok insana bulaştırma özelliğine sahibim.

Hacı hangi odada yatacağım ben? Daha doğrusu hangi hanımla yatacağım? Çok daha önemlisi kimle yapacağım o kadar çocuğu?

Düşüncesi bile sırtımı tere buladı.

Kararsızlık çok yorucu bir şey sevgili okuyucu… O yorgunluk sonra uyku yapıyor. Gider kanepeye kıvrılırım öyle olunca.

Bence sıkıntı hepsinin aynı evde olması… Bir tanesi evde olacak. Gerisini de gizlice yürüteceksin. Sonra bak nasıl plan program yapıyorsun.(Niyeti bozmak üzereyken)


Yok yahu… Yapmam öyle şeyler… Ama bu çok eşlilik bizde yasal olursa bir bakmak lazım ucundan yürüyor mu, diye. Tamamen sosyolojik amaçlı yani… Yoksa her şekilde kararsızım ben aga. Kafayı yerim. Aldatırım ben beşini de. Hem de ayrı ayrı. 5 kadın için 5’er kadından 25 kadın eder. Topla… 30 kadın… Evet…

10 Eylül 2013 Salı

Aşk Şiiri Yazan Evli Erkek Sorunsalı

Yıllardır şiir yazarım. Gecenin bir yarısı uyanır, az önce terk edilmişim gibi birkaç satır karalarım. Sonra uyurum. Her yazdığım aşk şiirinde bildiğin aşk acısı çekiyor gibiyim. Kara sevda yaşarım şiirlerde.

Hal böyle olunca okuyanlar sorar. “Hocam hayırdır?” Bu sorunun altında “ne oluyoruz, anlayalım” laubaliliği yatar. Hatta akrabalarda da “kemiklerini kırarım” tonlaması vardır. Eşim de tatlı sert sorar. Güya şaka yapar. Ama bunların ilham kaynağının kim olduğunu içten içe merak eder. Evli barklı insansın, yakışıyor mu? Bunu soracak bir babayiğit henüz çıkmadı neyse ki…

Önce bir aşk şiiri ya da öyküsü yazmak için hâlihazırda bir aşk yaşıyor olmak gerekip gerekmediğine karar verelim. Kimi zaman gerekir; kimi zaman gerekmez. Her sabah âşık olup her akşam terk edilmeyeceğime göre daha net ve mantıklı bir sebebe doğru yelken açalım şimdi.

Ben cinayet öyküsü yazdığımda kimse, “hocam hayırdır?” diye sormaz. Kimse “kaçın adam bizi kesecek” diye ortalığı velveleye vermez. Üstelik cinayet konusu daha reeldir. Aşksa iç dünyada olan karmaşık duygu sağanağıdır. Dur, dur… O konuya girmeyeceğim.

Sonuç itibariyle, bir cinayet öyküsü yazmak için az önce birini öldürmüş olma şartı olmadığına göre aşk şiiri yazmak için de mütemadiyen âşık olmak gibi bir gereklilik yok.

Ya da vardır. O zaman cinayet öykümü okuduğunuzda beni ihbar edersiniz.

Şimdi bu kadar yaşanmışlık kokan şiirler nasıl ortaya çıkıyor peki?

Kısaca anlatayım, bu gereksizlikler içeren yazı bitiversin aniden.

Bir sürü insanla tanışıyoruz. Bir sürü hikâye dinliyoruz. Bir sürü aşka şahitlik ediyoruz. Gözümüzün önünde bir ayrılık yaşanıyor. Ağlayan bir kadın görüyoruz. Bir bankta düşünceli bir şekilde oturan adam görüyoruz. Ne oluyor? Al sana şiir… Ne oldu âşık mı olduk da yazdık? Laf…


Evet, bitti yazı…

8 Eylül 2013 Pazar

Dikkat Güzellik Algısının Tehlike Alanındasınız!

Beğenilme çabası, çağın vebası… Sırf bu yüzden estetik cerrahi denen tıp alanı, mecburiyet dışı sebeplerle kullanılıyor son yıllarda. Burnu hafif kaldırıp dudakları şişirelim ha bir de kalçaları kaldırıp göğüsleri destekleyelim lütfen!

Peki... Desteğimizi esirgemeyelim de, nedir bu kendinden memnun olmama veya başka birine benzeme arzusu? Nedir, kendisi de bir estetik cerrah ürünü, çok ünlü kadınların idol olduğu  “beni baştan yarat” furyası? Dediklerine göre, insan mutlu olduğu gibi görünmeli, görüntüsünü değiştirmeye hakkı olmalı… Bu, buz dağının görünen kısmı, ya görünmeyen kısmındaki psikolojik nedenleri düşündünüz mü?

Bence insan görüntüsüyle değil, görünmeyen yönleriyle mutluluk sebepleri üretmeli. Yoksa aynı kalıplardan çıkarak edinilmiş görece güzellikle oluşacak mutluluğun, erkek gözüyle, ne yazık ki bir aldatmacadan ibaret olduğunu söylemeliyim.

Üstelik “daha güzel olmak” denen kavram bir ihtiyaç mı, yoksa dayatma mıdır? Öncelikle bu sorunun cevabını aramak hepimiz için önemli…

Hadi gelin, küçük kızlarımızın kuşaklardır oynadığı oyuncak bebeklere bir bakalım. Sarışın, renkli güzlü, düzgün fizikli, yani Barbie’lere yani… Kızlarımız ergenlik dönemine ulaştığında, bilinçaltlarına saldırmış bu “masumane figür” sayesinde “kusursuz” bir güzellik algısı kazanır. Kendindeki doğal fiziksel değişikliklerden memnun olmayacağı “mutasyon” denilen bu dönemde bilinçaltındaki güzellik kavramı, televizyonlar ve genç kız dergilerinde pompalanan ‘güzel kadınlarla’ perçinlenmeye başlıyor. Kızımız büyüyüp bir kadın olduğunda ise, aynaya bakıp doğal olarak oyuncak bebeklerinden bildiği yüzü görmek istiyor.

Estetik ameliyatların çoğu, işte bu “güzellik figürünün” işaret ettiği yolda gider. Çoğu burunda et ve kemik olma gerekçesiyle başlar, sonra yüzün diğer özellikleri yeni buruna uydurulur. Bu sonuçlar, tabii ki maddi olanakları elverişli olanlar için geçerli… Diğer kategoride, yani estetik ameliyat için parası olmayan kadınlarda, yine bir diğer sonuca tekabül ederek beğenilmeme korkusuyla “ilk talibe” varır. Bu; ne yazık ki, kadının bireyselleşememesinin sadece güzel olma özelliğine sahip olunması gerektiğinin algısıdır.

Üstelik işin acı tarafı; kadın, kendini beğenmeme sendromunda “seni ben almasam, kim alırdı?” diyen ‘üstün zekâlı’ erkeğin esaretine geçer. Bir başka ifadeyle; erkek, bir süre sonra ‘hoş ve boş kadın’ modellerini gördükçe, “bunlar kadınsa, evdeki ne o zaman?” sorgulamasına başlar ki, bu da sistemin bize başka bir hediyesidir!

Keşke hepimiz bütün bu olan ve bitenin son tahlilde bir çocukluk travmasından ibaret olduğunu anlayabilsek de geç olmadan şu beğenilme vebasından kurtulabilsek…

Şimdi diyeceksiniz ki, sadece kadınlar mı tutuluyor bu hastalığa? Ne münasebet! Biz erkekler de, zaten bu ‘güzellik algısı’ piyasasının da kurucusu olarak, kendi düzenimizin işaret ettiği ‘yakışıklılık’ illetiyle uğraşırız. “Kadın böyle olur” diye birilerini pompalarken erkek figürler, yani Barbie’nin erkek arkadaşı ‘Ken’ler  de yaratılır ve ulaşılacak mutlak nokta biz erkekler için de belirleniverir.

Lisedeyken bir arkadaşım, tüm ders aralarını erkekler tuvaletinde ayna karşısında geçirirdi. Endişeyle izlediğim bu gerçekliğin sonucunda bir gün aynadaki yansımasına âşık olarak, kendini öpmeye çalışırken çıldıracağını zannederdim. E birçoğumuz için geçerli olan vücut “geliştirme” konusu da ayrı bir sorun… Eğer kariyer hedefinde süper kahraman olmak yoksa sanıyorum bu da yine, erkeklerin kurduğu ‘estetik algısı’ dünyasının kendine de dokunan dayatmasından ibaret…

Bugünden tezi yok, bir şeye başlayalım; aynaya bakalım ve bize tarih boyunca dayatılmış estetik anlayışı bir kenara bırakarak, kendimizi güzellik modelimiz ilan edelim. Oyuncak bebeklerin şu zamanda bile sistemin ‘tek tipleştirme’ bunu beceremezse ‘ötekileştirme’ çabası olduğunu dün fark etmediysek, bugün fark edelim.

İnsanın dünyadaki varlık fonksiyonunun, fiziki görünüşü olmadığına inanıyorsak, sistemin bu estetik dayatmasına karşı bir şeyler yapalım. İnsan madem düşünen bir varlık, onu değerli yapan da işte bu yüzden, ürettikleri, yazdıkları, söyledikleridir. Nihayetinde, beden bir gün yok olacaktır. Bizden geriye kalan, şüphesiz ki geçmişte bıraktığımız izler olacaktır. Hepsi bu…  Yani güzel ya da çirkin ayırt etmeksizin herkes, akıllarıyla bıraktığı izlerle anılacak ve bu izleri belirleyecek olan kesinlikle saçınız, başınız, burnunuz, ağzınız olmayacaktır.



6 Eylül 2013 Cuma

Kadın Hareketinde 'Bayan' Kavramı

Hemen hemen her erkek karşı cinsten bahsederken ‘bayan’ diye hitap ediyor. Erkeklerin sözlüğündeki bu kelimeyi “kadın” olarak değiştirmeye çalışırken aslında hiç de azımsanmayacak oranda kadınlar tarafından da ‘bayan’ kelimesinin tercih edildiğini görüyoruz.

Hatta “kadın” kelimesini çok kaba bulan da var. Öğretilenler insanın hayatına öyle çok işliyor ki… Görüldüğü gibi doğru bilgiye sahip olmamak yanlış alışkanlıklara, yanlış algılara neden oluyor.

Erkek, nasıl bir kimliği ifade ediyorsa, kadın da öyle… “Bay” kelimesinden türetilmiş “bayan” kelimesini kadına yapıştırmanın bir anlamı yok. Kimliği ifade eden bir kelimeyi kullanmayı reddetmek o kimlikle olan sorunun yansıması mıdır? Bu noktada söylemem gerek ki “bayan” kelimesini böyle bir tavır göstermeden, kötü niyet taşımadan kullanan da var. Ancak sonuç ve başlangıç noktası değişmiyor. Kadına ‘bayan’ demenin çıkış noktası kimliği yok sayma dürtüsüdür. Sonuç ise kadının erkeğin egemenliğinde sayıldığı toplum düzenidir. Bir tek kelimeden böyle bir sonuca çıkılır mı? Bir düşünün. Eğer bay kelimesinden türeyen bir kelimeyi kadın için kullanmanız aile terbiyesi gereği kaba olacağından korktuğunuz içinse sorun yok. Ama kadını yok sayma eğilimiyse? Kadın kelimesi, “kadın” kimliğinin ifadesidir. Kadın hakları da bu kimliğin özgürce ifade edilmesiyle sağlanabilir.

Kadın kimliği demişken, yazının başında biraz bahsettiğim gibi “kadın” kavramı bizzat kadınlar tarafından da rağbet görmüyor. Hitap ederken, seslenirken “kadın” diye seslenmek bana da ters geliyor. Ama “bayan” demek de bir o kadar aynı sıkıntı… O yüzden “hanımefendi” demeyi tercih ediyorum. Ancak bir kadın kendinden bahsederken “ben bir bayanım” değil, “ben bir kadınım” demeli. İşte o zaman kimliğini sahiplenmiş olacaktır. Kadının toplumda değer kaybettiği son yıllarda “kadın” kelimesinin daha az kullanılmasının sebebi nedir sizce? Kadın bakanlığının kaldırıldığı bir ülkede yaşıyorsak bu sürecin iyiye işaret olmadığını da söyleyebiliriz.

Bizzat kadınlar tarafından sahiplenilmeyen kimlik, iyice erkeğin egemenliğinde kalıp özgür bir kimlik olamaz. Alt kimliğe dönüşür; erkekten türeyen, erkek tarafından var edilen olmaktan öteye gidemez. Literatür işte bu yüzden son derece önemlidir.

Bayan kelimesi literatürden, erkekler tarafından kaldırılmadan önce kadınlar tarafından kaldırılmalıdır. Çünkü haklarının mücadelesi vermesi gereken ve hakları kendi elleriyle kazanması gereken kadınlardır.


Bu süreçte kadınların erkeklerin yoldaşlığına ihtiyacı olursa yanlarında olacağımı da belirtmek isterim. Ancak öncelikle kadınların, kendi kimliklerine sahip çıkması gerekiyor.

30 Ağustos 2013 Cuma

Aşka Dair Eskizler Vol:1

İnsan âşık olan bir mahlûkat... Pek çoğumuz bu aşk denen süreci, acılı yaşar. Kimimizse aşkı bir kelebek
misali yaşamak olarak görür. Yaşama şekli ne olursa olsun nihayetinde aşk içinde keyifli paylaşımlar barındırır. Hepsinden bahsetmeyeyim şimdi. Bu yazının çevresindeki çizimler aşka ve ilişkilere dair, aşk algısına dair gerekli, gereksiz her şeyi içermektedir. İçermiyorsa da Vol:1 yazdık oraya eşek kadar. Azıcık sabır...

Yahu biz erkekler ne garip bir türüz! Yanında güzelim sevgilimiz varken döner yan masadaki güzeller güzeli, yüzüne bakmaya kıyılamayacak kadar güzel, yani öyle böyle değil, acayip güzel, dibini düşürecek kadar güzel kadına, (YUH!) döner bakarız. Sonra sorar sevgilin, nereye baktın, diye, "ortaokul arkadaşım sandım" deyip kıvırmaya çalışırız.
İnsan ortaokul arkadaşını bacaklarından tanıyamaz ama. Tanısa da çok hareketli bir okul hayatı olmuş demektir. Neyse bu konuyu uzatmayalım.

İnsan aşık olunca, Küçük de olsa fiziksel sorunlar yaşayabilir. Kiminin midesi karıncalanır. Benim mesela bulanırdı. Kustuğumu bilirim. O kadar sorun yaşa, bir hafta sonra da ayrıl. Mideni bozduğuna değmez. Karizmayı dağıttığına değmez. O yüzden öyle aşkla meşkle çok uğraşmasak mı ne?

Aşka karşı bir duyarsızlık da söz konusu olabilir. Aşık olduğunuzu belli edersiniz. Arkadaşlarınızla paylaşırsınız. "Aman boş ver" kategorisinde tepkiler alırsınız. Öyle ki aşk konusunda bu boş vermiş tipler, sizden önce evlenir. Çocuk da yapar. Sonra da size döner, "e hadi evlen artık yaşın geçiyor" der. Eşekler... Hayvanlar... Şimdi mi söylenir?

Yine de aşk güzeldir, demekten kendimizi alamıyoruz.



Ama uyaralım. Kime, ne zaman aşık olacağınız da önemlidir. Gönül ferman dinlemiyor, gibi klişelere boğmayın beni.

Twitter

Ben Var Bazen Çok Zevzekleşmek

Sen kalk, yeni tanıştığın birine cinsel korkularından bahset. Yuh…

Oysa her şey çok iyi ve eski bir kız arkadaşımı hile yoluyla sarhoş etme şakamı anlatmamla başlamıştı. Hikaye şu… Bir biradan fazla içmeyen bir arkadaştır kendisi. Sonrası bozuyordu bünyeyi. Elindeki bir şişe biraya sabırla ve düzenli olarak kendi biralarımı ilave ediyordum. Haydi şerefe dedikçe daha çok içiyordu haliyle. Neyse… O bir birayı aşmayan kız, ibreyi üçe vurmuştu. Ancak fena sarhoş olmuştu sonra.

Bu hikayeyi anlattım. Sonra onu eve bırakmak zorunda kalarak neler çektiğimi anlattım. Sarhoş ederek kötü emellerime alet etme çabası üzerine de bir geyik çevriliyordu ki “sarhoş kadınlarla sevişmem, ısırır mısırır maazallah” deyiverdim. Böylelikle bir fobimi de ele vermiş oldum.

Ne gerek vardı? Bazen bu zevzekliğin sonu nereye gidecek diye düşünmüyor değilim. Oysa gayet olgunca konuşup haddimi aşmamak için çaba sarf eden bir adamdım. Ama her şey o meteor yağmuru, sonrasındaki dolunay ve enerji deposu mercimek köftesiyle değişiverdi. Espri yapacağım diye suyunu çıkarıyorum. 

Tanıştığım kadına daha ilk an abuk sabuk bir hikaye anlatıyorum. Bak ya… Bir terbiyesizlik, hadsizlik hasıl oldu bana. Bir kurşun mu döktüreyim? Okutayım, üfleteyim mi? Cin mi kaçtı içime ne?

Yok yok… O mercimek köftesinden hep. Bir de Olympos’un büyülü atmosferi… Haliyle bir gidip gelmiş oluyorsun öteki tarafa. Sonra hayat bir başka, değişik oluyor.

İşin aslı, müzikle iştigal eden bir adam olarak az bir şey deli olmamda bir sakınca yok. Eve gelince bütün bu delilikleri iş icabı yapmış gibi aynı çizgili pijamayı giyerek “iyi geceler hanım” diyerek uykuya dalıyorum sonuçta. Şovbizınız böyle bir şey…

Sahneden inince de çeneye vurmasa o enerji daha sağlıklı iletişim kurabileceğim. Ama neyse ki bu iletişimi kurduğum insanlar en az benim kadar deli olabiliyorlar. Bu tek avuntum…

Neyse başımıza bir şey gelmeden yaşamaya devam edelim. Bu kafayla dayak da yerim çünkü.
Haydi bakalım selametle…

Bu yazıda geçen olaylar son derece uydurmadır. Olamayabilir de…



28 Ağustos 2013 Çarşamba

Aşk Mideye Vurunca...

Şimdi sen başlığa bakıp yanılabilirsin. Âşık olmanın biyolojik ve kimyasal olarak etkilerini yazacağım sandın. İtiraf et. Öyle sandın işte. Bilmiyorum sanki. Bak hala inkâr ediyor! Neyse…

Şimdi bu âşık olmak çok garip bir şey… Benim mideme vururdu. Bulantı, kusma, yanma gibi şikâyetler oluşurdu. Hatta günlerce kıvrandım. “Kime âşık oldum lan ben?” diye düşünüp durdum. Komşu kızına yazdım durup dururken. O mu acaba diye. Yok ama değilmiş. Bildiğin mide enfeksiyonu geçiriyormuşum. Doktora geç kalsaydım, çok ciddi bir ameliyata kadar gidecekti iş.

Şimdi bir şey yok ama. Âşık olur gibi olunca bir kaşık karbonatı önceden hazırlanmış limon suyuna katıp içiveriyorum. Bir şeyciğim kalmıyor. 

O değil de bu mide ne bela oldu başıma yıllar yılı… Hem âşık olunca midem kötü oluyor. Hem de aç karnına rakı içince. Tam da aşkımı itiraf ederken içtiğim rakının verdiği cesaretle kıza bir parça fazla yaklaşmışım. Sonra o ne kusma, ne kusma… Önünü alamadık. Başlamadan biten bir ilişki, kusmukla hatırlıyor beni.

Rezillik ya… O yüzden bir ilişki yaşanacaksa âşık olmadan tertemiz başlayıp bitmeli… Ölüyorum abi sonra. Ben böyle aşkı yani…

Ama artık iyiyim. Mideme değil, belime vuruyor şimdi. O da hamlıktan hep…

Ya işte böyle işte kısaca sevgili okuyucu… Âşık olmak mide için iyi değil… Talcid ile dolaşmakta fayda var. Aç karnına rakı içmeyelim. Âşık olduğumuz kızın üzerine kusmayalım. Sonra her mide sorununu aşk zannetmeyelim. Evet…