Spor Haberleri

Köşe Yazıları

internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Whatsapp yuva yıkacak uygulama mı çıkarmış?

Whatsapp günlük hayatın önemli bir parçası haline geldi. İş hayatından aşk hayatına pek çok alanda iletişim sağlayan bir ağ olan Whatsapp bazı uygulamalarıyla kimilerine göre yuva yıkma potansiyelini zorluyor.

Artık Whatsapp'taki tüm hareketleriniz anbean izlenebilecek!

Whatsapp sevenler ocağına WhatsDog ile incir ağacı dikmeye devam ediyor. Öncelikle WhatsDog her ne kadar Whatsapp entegreli bir uygulama olsa da birebir Whatsapp ile bir ilişkisi yok.

Bu uygulamayla dilediğiniz kişinin online olma raporunu çıkarabiliyorsunuz. Ancak mesajlarını okuyamıyorsunuz tabii ki…

E arkadaş nasıl yuva yıkacak o zaman? Bir erkek ya da kadın, sevgilisine veya eşine online olduğu zamanlarla ilgili yalan söyler mi? Ya da bu kadar hayatın parçası olmuş bir uygulamaya ne zaman girdiğini hatırlamak zorunda mı? Kiminle ne konuda yazıştığını bilmediğiniz sevgilinizden şüpheleniyorsanız zaten çoktan o yuva dağılmış, o ilişki bitmiştir. Küçük bir Whatsapp dokunuşu olur size o.

Tabi Whatsapp’ta uzun uzun çevrimiçi olmanız sevgiliniz için sıkıntılı bir durum olabilir. Hatta o kadar süre kendisiyle konuşmadığınız kadar başka biriyle konuştuğunuz fikri sevgilinizi yıkabilir.

Tamam tamam… Bu uygulama kimsenin hiç de öğrenmesi gerekmeyen bir bilgiyi ortaya çıkarıyor. Evet ya… Baştan biraz iyi niyetli girdim, ama yok… Sana ne abi…

Hatunun aklına durup dururken niye kurt düşürüyorsunuz ki yani… Bırakın, sevgilisini uyuyor bilsin. Bırakın onun kendinden başkasını gözü görmez, saysın. Ama yok. İllaki işkillendireceksiniz insanları.

Gelelim trajik kısma… Sizce bu kadar açıklık benim ülkemin ilişki yaşayıcıları için ne anlam ifade ediyor? Ülkedeki kaç erkek sevgilisinin ona ilgisinin azalmasını anlayışla karşılayıp makul bir biçimde ilişkiyi bitirme kararı alır? Bizim erkekler kadının hayatını bitirmeyi tercih edecekleri için bu sadece yuva yıkacak bir uygulama değil… Hayat karartacak, can alacak bir uygulama…

Sen de haklısın. Diyorsun ki o zaman ilişkilerde şeffaflık olsun. Kadın ve erkek birbirine yalan söylemesin. Birbirlerini aldatmasınlar. O da doğru…

Ama ne gerek var şimdi! İşkillendirmenin ne gereği var?

8 Ocak 2015 Perşembe

Dubsmash Çılgınlığındayım

Sosyal medya moda oluşturmak konusunda çok başarılı bir alan... Örnekse son zamanlarda "Dubsmash" isimli bir uygulamayla insanlar sadece akıllı telefonlarını kullanarak kısa sürede eğlenceli bir dublaj aktivitesine girişti. İnternet fenomeni olmuş diyaloglar, Yeşilçam'a mal olmuş replikler, televizyon programlarında yer alıp çokça tartışılmış polemikler bu uygulamanın içeriğini oluşturuyor. En fazla 15 saniyelik konuşmalara dublaj yapıp görüntünüzle servis ediyorsunuz.

E Doğan eksik kalır mı? Kalmaz elbet... Buyursunlar efendim. Aşağıda benim ettiklerime ilişkin videolar mevcut.








25 Ağustos 2013 Pazar

Küçük Yalanlarla Başladı Her Şey

Sanal âlemle ilk tanıştığımda, MIRC diye bir sohbet platformu vardı. Siz de hatırlarsınız. Bir takma isim belirleyip, sohbet kanallarına giriverirdik. Buralarda hiç gerçek kimliğimle bulunmadım.

Eğlenmek için, hayal gücünün sınırlarında yalandan hayatlar sunardık. Sadece ben yapıyorum, sanıyordum, ama durum tam tersiymiş aslında. Birçok arkadaşım itiraf etti daha sonra. Bu sohbet kanallarında, seksen yaşında küfürbaz bir teyze, psikolojisi bozuk bir yeni yetme, karısını aldatan bir erkek, kocasını aldatan bir kadın, satanist bir grubun lideri gibi farklı karakterlere bürünüp eğlenirdim.

Neyse ki bu eğilim çok kısa sürdü ve edindiğim mail adresiyle gerçek kimliğim artık sanal ortamda da görülmeye başladı. Bir yandan da sanal âlem daha da zenginleşiyordu. Forum siteleri, arkadaş bulma (aslında seks için eş bulma) siteleri rağbet görmeye başladı. Sosyal medya kavramı daha bir genişlemeye başladıkça, daha akılcı, faydalı paylaşım mecraları oluşmaya başladı.

Sonra bir baktık ki, insanlar daha önce, ayrı ayrı kanallardan giderdikleri ihtiyaçlarının karşılığını tek bir kanalda bulmaya başladılar. Cinsellik, aşk, iş, dostluk, bilgi, haber alma… İşte tam da bu noktada, eskiden kalma “yalan dünya” hastalığı nüksetti. Arkadaşlıklar sahteleşti. Genç hanımlar, genç beyler kendilerine ait olmayan fotoğraf ve bilgilerle flörtlere başladılar. İş bağlantıları fos çıktı, arkadaşının profili sahte çıktı. Vesaire, vesaire…

Çok daha önemli sorun da bilgiyle ilgili olandı. Ciddi bir dezenformasyon dönemi başlıyordu. İnternet üzerinde, yalan, yanlış imzalı sözler paylaşıldı. Ve o yanlış, doğruymuş gibi kabul görmeye başladı. Mesela Neyzen Tevfik’in diye dolaşan, “be ey dürzü” diye başlayan şiir, aslında adı geçen ustaya ait değil. Doksanların ortasında, bir rütbeli asker tarafından yazılmış bu şiir, ısrarla Neyzen Tevfik imzalı olarak dolaşmaya devam ediyor.

Sonra bir bakıyorsunuz, bir siyasi partiyi ya da hareketi karalamak ve itibarsızlaştırmak için sahte video çalışmaları yapılıyor. Yaşanan bir olay bambaşka bir olayın görüntüleriyle lanse ediliyor. Van depreminden sonra, deprem bölgesine yardım eden askerin saldırıya uğradığına dair yapılan yalan haberlere benzer, provoke etme amaçlı olarak görüntülü, yazılı haberler yayılabiliyor.

Başka bir örnek daha vermek gerekirse; Ermeni soykırımına karşı bir argüman geliştiremeyince, soykırım anıtı önünde anma töreni yapan insanların olduğu fotoğrafta ayakların altına fotomontaj yoluyla Türk bayrağı yerleştirilip, nefret söylemi beslenebiliyor. Bunları kim yapıyor, bu yalan dünyayı kim yönetiyor, bilemiyoruz.  Her geçen gün nefret söylemi artan oranda artarak, sosyal medya yoluyla yayılıyor.

Önceleri saf ve zararsız olan küçük yalanlarla kendi yağıyla kavrulup giden sanal âlem, şimdileri bilgi kirliliği ve nefret söylemi gibi önemli sorunların beslendiği bir mecra haline geldi. Ancak tabii ki enseyi karartmayalım. Bu gidişi değiştirmek için çaba sarf eden insanlar da var. Ve var güçleriyle sosyal medya içinde çalışmalarını sürdürüyorlar.


Elbette sosyal alandaki sorunların çözümü nasıl bilinçlenmeyle sağlanacaksa, sosyal medyanın daha güvenilir bir yer alması da bu bilinçlenmeyle mümkün olacaktır. Hele ki, internet medyası, görsel ve yazılı diğer medya araçlarını bu kadar geride bırakmaktayken, bu çok büyük bir gereklilik…

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Amazon Washington Post'u Satın Aldı!

Dünyaca ünlü internet alışveriş sitesi Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, 250 milyon dolar nakit para ödeyerek Washington Post’u satın aldı.

Yapılan anlaşmaya göre Washington Post'un yanı sıra Express, The Gazette, Southern Maryland, Fairfax County Times, El Tiempo Latino gazeteleri ve Greater Washington Yayıncılık da satıldı.

Bu çok fazla para kazanan adamların gazete satın alma sevdasına bakılırsa bu medya patronluğunda çok para var. Yoksa zengin de olsa kimse hobi olsun diye gazete satın almaz herhalde.

Örneğin, geçtiğimiz günlerde New York Times bünyesinde bulunan Boston Globe, Boston Red Sox Beyzbol Takımı sahibi John W. Henry'e 70 milyon dolar nakit para karşılığında satılmıştı.

Bütün bu alışverişler “para parayı çeker” anlamına geliyor. Ülkemizde ise gazete patronları inşaat işine girebildiği gibi, diğer ülkelerdeki gibi inşaat patronları gazete ve televizyon satın alabiliyor. Allah TMSF’ye zeval vermesin.

Bezos, gazetenin Washington DC başta olmak üzere ülke genelinde etkili olduğunu ve amaçlarının mevcut okuyucuyu korumak olduğunu ifade etmiş. Bezos, gazetenin geleceği konusunda ümitli olduğunu da söylemiş.
Elbette ki bir gazeteyi canlandırmak, ona iyi bir gelecek sağlamak gibi bir ‘sosyal sorumluluk’ projesi olmaz. Bu gibi şirket alımları ancak birbirini karşılıklı besleyecek şartlar ortaya çıkacaksa kazanç sağlayacaktır. Ki bunu Bezos da Henry de çok daha iyi analiz etmiştir.

Şu anda yaptığım  “zenginin malı, züğürdün çenesini yorar” gibi oluyor farkındayım. Olsun idare ediverin. Bezos’a “güle güle okut” diye bir mesaj yollayayım bakarsınız gazetede bir köşe verir. Amazon’dan da alışveriş yapmışlığımız vardır yani.




30 Temmuz 2013 Salı

Nick Altınıza Zeval Gelmesin!

Teknolojiyle çok geç tanıştığımı söyleyebilirim. Cep telefonları ilk çıktığında bugünlerde “takoz” olarak nitelenen cihazlardan ibaretti. Tuşları parmak kası yaptırabilecek türdendi. Sonra telefonlar küçüldü. Gömlek ceplerine girecek kadar hem de. İşte o zaman teknolojiyi geriden takip edişimin bir göstergesi olarak başta bahsettiğim takozlarla iletişim kurma dünyasına adımımı attım. Yanlış yere gönderilen SMS facialarını saymazsak sorunsuz bir dönemdi.

Bilgisayar da geç girdi odama. İnternetle tanışmam da çok geç oldu. Sonra sosyal paylaşım sitelerine de hep mesafeli durdum. O dönemler işim olmaz gibi geliyordu.

Teknolojiyi geriden takip etmiş oluşum, sanal ortamları da geç tanımama ve onu da geriden takip etmeme neden oluyordu. Halen de alıştığım ve etkin kullandığım söylenemez Daha pek çok uygulamayı bilmiyorum.

Ancak daha lisedeyken edindiğim, gördüğüm her boşluğa yazı yazma arzusu bugünkü sosyal medya ile ilişkimi oluşturuyor. Lisedeyken özellikle son sınıfta bir alışkanlık haline getirdiğim bir çalışmam vardı. Sabah okula erken gelip tahtaya çeşitli duvar yazıları ve ufak mizahi metinler yazmak… Sonra bir de öğleden sonra postası yapardım. Öyle tuttu ki sabah ilk derse gelen hoca o yazılara bir göz gezdirmeden tahtayı sildirmezdi.
O dönemde sınıftaki arkadaşlar da ikiye bölünmüştü. Bu çalışmayı destekleyenler ve desteklemeyenler… Hatta kavga ettiklerini bile hatırlarım. Desteklemeyenlerin ortaya attığı argüman, tebeşirleri boşa harcıyor oluşumdu. Okulun malına zarar veriyormuşum. Ama o tebeşirleri ben satın alıyordum. Okulun tebeşirlerine elimi sürmüyordum. Sonra “toz yutuyoruz” dediler. Tamam, burada haklıydılar. Ama en garibi şuydu. “Üniversiteye hazırlanıyoruz. Dikkatimizi dağıtıyorsun, test çözemiyoruz.” İşte bu gereksiz eleştiri sahipleri sosyal medyanın yükselişte olduğu bu dönemde de varlar.

Dedim ya, her şeyle geç tanıştım. Bloglarla, sözlüklerle… Geriden gelişimin en büyük göstergesi de “nick altındaki entry” kavramını yeni öğrenmiş oluşum… Ne kadar önemliymiş bu meğer… Oraya herhangi bir şey yazılmadıysa yokmuşsunuz gibi… Ancak ben daha liseden talimliyim. Benim nick altım aslında çeşit çeşit yorumla doludur.

Bir de şu bloglar var. Kendi bloğumu yıllar önce açmış olmama rağmen son iki haftadır üzerinde eğilmeye başlamadan önce, yani geçen yıl Radikal Blog ve Milliyet Blog’daki bir blog açmıştım. Özellikle Radikal Blog’da en çok okunanlar arasına giriverdim. Popüler bir blog yazarı olmak güzeldi. Ancak güzel olmayan ve kaçınılmaz bir başka sonuç vardı. Lisede karşılaştığım o gereksiz eleştiriler gibi pek çok gereksiz eleştiri alıyordum. “Bu yazı zaman kaybı, okuduğuma pişmanım, yazmayın, bu yazıyı kaldırın” gibi yorumlar, lisedeki “toz yutuyoruz, test çözemiyoruz, okulun tebeşirlerini harcıyorsun” yorumlardan pek farklı değil. Öyleyse benim her şeyi geriden takip etmemden daha vahim olan başka bir sorun var. Geride kalıp bugünde var olmaya çalışmak… Ayrıca madem yazılarım, paylaşımlarım rahatsız edici, okumama ve yok sayma özgürlünü sonuna kadar kullanabileceğin bir ortam burası Artık toz yutmak gibi bir sorun da yok üstelik.

Bugünün sosyal medya sakinlerini şöyle kategorize edebiliriz. 1.Bir şeyler üretenler, 2.Üretilenleri tüketenler, 3.Yapılanı reddedip saldırarak popüler olmaya çalışanlar, 4. Hiçbir şey yapmayıp “neden olmuyor” diyenler…

Bütün bunlar internet öncesi toplumlarda da görülür. İlk sıradakiler ise her ortamda öyle ya da böyle de var  
olurlar.

Sözlükte bir nick altı ortamı olduğunu yeni fark ettiğimi söylemiştim. Orada az yorum gören bir arkadaş da alay etmiş benle. Radikal Blog’daki popülerliğimi de torpilli oluşuma bağlayan başka bir adam var mesela. Zaman zaman yazmaya ara vermeme de takmıştı o arkadaş. Bunu da Radikal’e şantaj olarak yorumlamış.

Görüldüğü gibi bu insanlar hep var. Olacak. Popülersen de popüler değilsen de uygun bir saldırı metni düzenlenecek.

Ne olursa olsun, iyi veya kötü üretmeye devam etmek gerek. Çünkü böylesi bir ortam var olduğu müddetçe iyi olan ve kötü olan kendini belli edecek, diyorum ve ekliyorum. Bu süreçte nick altınıza zeval gelmesin.