Spor Haberleri

Köşe Yazıları

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2018 Pazar

Ayarsız çıkalı iki ay oldu!

Ayarsız, bugün itibariyle iki ayını doldurdu. Yayın evinden satış rakamlarını almam için henüz zaman var. Ama internet sitelerinde yaptığım bir takiple kabaca söyleyebilirim ki bir ilk kitaba göre satışlar iyi gidiyor. Ama bana yetmiyor, tabii. Daha fazla insan duysun, bilsin, okusun istiyorum. Kim istemez ki... Doğan çocuğunun günün birinde iyi yerlere gelmesini kim istemez...

Kitabımı alabileceğiniz internet sitelerinden bazıları şöyle:

Kitap Yurdu için tıklayınız

D&R için tıklayınız

İdefix için tıklayınız

Amazon için tıklayın

Alınız, aldırınız :)


25 Mart 2015 Çarşamba

Kendi e-kitabım Dengesiz Öyküler sebildir a dostlar!



Bir şey üretmek için can atan bünyem, yine yeni bir şey üretmeyerek eskiden ürettiği bir şeylere yeni ambalaj yaparak yoluna devam ediyor. İşin özü yeni öykü yazamadım, ama yeni öykü yazabilmek için motive olacağım bir çalışma başlattım. Bunun için iki gündür bilgisayar başında e-kitap hazırlama çalışmaları yapıyorum. Zahmetli bazı yollar buldum. Ama adı üstünde zahmetli… En sonunda bulduğum bir internet sitesi yardımıyla hızlıca bir e-kitap oluşturdum. Sayfa düzenini sağlamak adına daha çok çalışmam gerek. Hatta ben dozu yükselttim. Sadece şiir, öykü, deneme ya da roman değil… Haftalık dergi de çıkaracağım. Vallahi! Adını da şimdiden duyuruyorum. Haftalık Gülten…

Yedi öykülük bir e-kitap… İçinde gerilim var, mizah var, dram var… Her bir şey var. Kısa bir kitap denemesi oldu.

Doğanın Dengesi e-kitap Bu linkten kitaba ulaşabilirsiniz. Epub uzantılı dosyayı destekleyen herhangi bir bilgisayarda olduğu gibi, akıllı telefonunuzda ve tabletinizde de izleyebilirsiniz. Hatta Google Play kitaplığına ekleyerek diğer kitaplarınızın yer aldığı sanal kütüphanenizde de saklayabilirsiniz. Sebildir a dostlar…



4 Ağustos 2013 Pazar

Zengin Olmaya Azıcık Tenezzül Etmek Gerek

Sabah gözlerimi açtığımda şaşkınlıkla tavana bakmamın sebeplerini araştırmalıyım. Ama bu konuyu bilinmez bir tarihe erteleyeceğim. Asıl konumuz “ekmek parası…” Ekmek parası ve onun ardından pek çok şeyin parası… Çok küçükken, ama o kadar da küçük değilken (ya da pek çok şeyin farkında olacak kadar büyükken) zengin olmayı hedeflememiştim hiç. Hayallerim gerçek olsun da az parayla da olsa geçinirim, derdim. Çocuk aklı işte…

E be evladım, o hayaller gerçekleşirken internetin altı harıl harıl yanıyor, ocakta kahve suyu eksik olmuyor, cebinde nakit olmadığı için bankaların sana vermek için sıraya girdiği kredi kartlarının cüzdanında sıralanmış ve limitlerine dayanmış olma ihtimali de yüksek… Kim ödeyecek bunları ve birçok şeyin faturasını? Daha sofraya bile oturmadık; o konuya hiç girmeyelim. Bak, küçücük aklınla zengin olmak istemedin, o dileğin gerçek oldu. Neyse iş işten geçti. Küçücük çocuğa daha fazla yüklenmeyelim.

Zaten kıt kanaat olsun, benim olsun bu hayat, dedim de müzik yapmaya başladım vaktinde. Yolunda gitti her şey çoğu zaman. Ama işte piyasa şartları da malum… Yok, ekmek kavgası meselesine girmeyeceğim. Bütün bunlar hakkında çok fazla paragraf geçirdim aklımdan son günlerde. Aklımdan geçirip belleğimin dağınık salonuna attığım paragrafları bir araya getirmeye çalışıyorum. Son zamanlarda her gün evdeyim. Boş durmayı sevmem. Sokaklarda olmaya alıştığım için olsa gerek evde camları açıp salon ve koridoru turluyorum. Çalışıyorum, yazıyorum derken bir de pek çok şeyi düşünüyorum aynı anda. Kafam çok yoğun… Nerden başlayacağımı bilemediğimden işlere, bir karmaşa yaşayabiliyorum. Ondan olabilir şu an “ ne diyor bu adam?” türünden bakışın canım okuyucu. Ama illa ki bir şeyler çıkaracaksın yazdıklarımdan.

Godot’u beklerken kapının çalması, gelenin apartman görevlisi olması… “Ekmek lazım mı hocam?” diye sorması ve benim yeniden gerçek hayata dönüşüm… Evet, ekmek lazım… Ekmek, sabun, tıraş bıçağı, yumurta, süt, DVD, kitap, conta… Ama önce ekmek… “Evet, Mehmet Abi, alayım” Mehmet Abi’nin beni müzik hocası zannetmesinin neticesinde (kendi müzik hocası değil; genel…) bana hocam demesi, ama benim onu abim sanmadan, ona abi demem ayrı bir çelişki… Gerçek hayata döner dönmez gereksiz konularla kafamı meşgul etmeye başlamıştım bile.

En başlarda bahsettiğim “zengin olma” meselesine dönmeliyim, istemeden de olsa. Şimdi biraz para kazanmak için çalışmalıyım. Her şey bir tarafa bu kitaplar suyunu çektiğinde yenilerini almak için para lazım. Sözün kısası; yıllar yılı, bu kadar boş ve zengin adamın olduğu şehirde, zengin olmaya tenezzül etmemiş ben, e- posta kutuma gelen kredi kartı ekstreleri ve e olmayan- posta kutuma sokuşturulan faturaların rakamlarını topladığımda, fatura olarak karşıma çıkmayacak diğer giderleri de düşündüğümde biraz zengin olmaya tenezzül etmek zorundayım. Bu gereksiz derece uzun cümle için özür dilerim okuyucu. Bir de sözün kısası, demişim. Yeni fark ettim. Ama “Tam olarak ne demek istediğini anlıyorum galiba” türünden bakışlarını görür gibiyim şimdi.

Son olarak buradan hayatımı programlayan sistem yöneticisine sesleniyorum. Çocukken “zengin olmak şart değil” diye özetlenecek düşüncelerimi çocukluğuma ver, emi? Haydi, ben şimdi çıkıp trompet çalayım da anlaşmamız işlemeye başlasın.



26 Temmuz 2013 Cuma

Dindarlar, Kindarlar ve Vicdan

Din, değiştirilemeyen kurallar bütünüdür. Bu tanım ne kadar yüzeysel gelse de yapacağınız tüm derin tanımların ana fikri bu kapıya çıkacaktır neticede. İşte bu değiştirilemeyen kurallara bağlı yaşayan insanlara dindar denir. Bu da yüzeysel bir tanımdır, ama bunun için yapacağınız derin tanımlar buraya çıkar.

Dindar insanlar kendi aralarında çağa uygun düşünenlerle tabu ve geleneklerden kopamayanlar olarak ikiye ayrılır. Sonuç olarak hepsi dindardır. Biri diğerini bağnazlıkla öteki de berikini münafıklıkla suçlar.

İşin aslı da şudur. Günümüzde önemli olan bireyin özgürlüğüdür. Birey istediği inancın gerekliliğini yerine getirmeye, bu gerekliliği yerine getirirken bile seçim yapma özgürlüğüne sahiptir.

Konumuz din değil… Dindarlık da değil… Günümüz dindarlarının herkesi kendine uydurma çabası, baskısı ve zulmüdür asıl konumuz. Asıl konumuz dine dayalı yaşam biçimlerini dayatan yönetimlerdir. Asıl konumuz bütün bunlar olurken sessiz kalan, ama zamanında bireysel özgürlüğü için türban kavgası vermiş insanlardır. Asıl konumuz vicdandır yani.

Dinin vicdansızların elinde silaha dönüşebileceğini daha önce de belirtmiştim. Bunu söylediğinizde dindarlığa ve dine saldırmakla suçlanmanız, işte bu vicdan sorununun ciddi bir parçasıdır. Bu ülkede insanlar bu anlayışla hedef gösterilir. Geçmişte pek çok aydının katledilmesinin sebebi işte bu çarpık anlayış biçimi ve kabul edilmez nefret söylemidir. Bir doğu toplumu sorunudur da aynı zamanda. Aynı inançtan insanlar bile sırf uygulama farkları nedeniyle birbirini yemiyor mu? Bırakın bu farklılığı, inanmıyor olmanızla ilgili tek kelime edemezsiniz. Maazallah, çoluk çocuk duyar da zehirlenir, diye. Katliniz vacip olur.

Birileri de çıkar şeriat gelecek, diye endişelenenlerle dalga geçer. Şeriat tehdidi söyleminden elbette ki nemalanan bir kesim var. Bu da bir gerçek… Ancak şu da bir gerçek ki bu ülkede hızla yayılan bir muhafazakârlık hâkimiyeti var. Bugün Anadolu’da bir şehirde parkta el ele dolaşan çiftlerin korkusunu biliyor musunuz? Ramazanda alkol aldığı için eve gelirken “aman birisi bana bir şey yapmasın” diye endişe için içinde yolda yürüyenleri hiç gördünüz mü? Bırakın içkiyi, oruç tutmayıp bir şeyler yiyen insanların dövüldüğü, bıçaklandığı haberlerini hiç görmediniz mi? Bir kafeteryada oturmuş çayını yudumlayan birine dışarıdan geçen oruçlu birinin ters ters baktığına şahitlik etmediniz mi? Diyelim ki bu bir şeriat devleti ya da toplumu tehdidi değil… Peki, öyleyse ne tehdidi bu? Bana bir onu deyiverin.

Yazımın buraya kadarki kısmında herhangi bir din eleştirisi gördüyseniz, çok ‘başarılı’ bir okuyucusunuz demektir. Dindarlıkla ilgili bir eleştiri de yok. Ha evet, şu anda bu konuda yazdıklarıma eleştiriler getirecek yorumculara erken bir cevap bu, haklısınız. Ayrıca temcit pilavı gibi tekrarlanan eleştirilere de bir cevap olarak şunu söyleyeyim. Ne din hakkında bir şeyler yazacak haddim var, ne de dini eleştirmeye yetecek bilgim… Şu ana kadar yazdığım tüm yazılarda olduğu gibi sadece bir durum değerlendirmesi yapıyorum.

“Peki, derdin ne senin?” dediğinizi duyar gibiyim. Derdim şudur. Dini bir yaşam biçimi olarak kabul etmiş çokça insan içinden sivrilen vicdandan yoksun kişiler, diğer insanları kendi yaşam biçimlerine uydurmaya çalışır. Bunun için zaman zaman şiddete dönüşecek baskılar uygular. İşte derdim/derdimiz budur.

Bu ülkede yıllarca türban taktığı için Kemalist baskılarla üniversitelere giremeyen kız arkadaşlarımızın özgürlüğünü savunduk. Onların yanında yer aldık. Ancak bugün, dinle ilgisi olmayan yaşam tarzlarına baskılar uygulanırken, dinsiz olduğu için ya da başka bir dine inandığı için tehdit edilen insanlar varken o kız arkadaşlarımız neredeler? İşte bu da bir vicdan sorunu değil midir?

Bireysel özgürlükten anladıklarınız sadece dinin gerektiği gibi giyinme serbestliği miydi? Parasız eğitim istediği için hapse giren arkadaşlarınız oldu. Farkında mısınız?

Bu ülkede bir şeriat devleti tehdidi olmasa bile bir vicdan sorunu olduğu açık değil midir?

Çoğunluğu dindar olan ülkemin vicdansız kesimine son sözüm şudur. Bu ülkedeki samimi dindarlar, size rağmen inanıyorlar. Ama gelecek nesil sizin yüzünüzden inançsız olabilir. O yüzden bir çekidüzen verin kendinize, bırakın insanlar özgürce inansınlar ya da inanmasınlar. Böylesi özgür bir ortamda, bilinçli bir toplumda bir dine inanmak isteyenler, doğru olanı bulacaktır. Hiç şüpheniz olmasın. İnsanların gözüne gözüne sokmanıza gerek yok.