Spor Haberleri

Köşe Yazıları

rtük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rtük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2013 Pazartesi

Gözde Kansu Meselesinin Bir Çözümlemesi

Gözde Kansu’nun işten çıkarılma sebebinin dekolteli kıyafeti olduğu konusunda pek bir şüphe kalmadı. RTÜK’ün de bu konuya eğilmekte olduğunu da öğrenince televizyonlarda kadınları sıkı sıkı giydireceklerine kanaat getirebiliriz. Bu işin başka yönü…

Ancak yine de rasyonel düşünmemiz gerekiyor. Gözde Kansu’ya haksızlık yapılmış olması, onun iyi bir sunucu olduğu halde işten çıkarıldığı anlamına gelmiyor. Gözde Kansu kötü bir sunucuydu. Ve belki de bunu iyi bildiği için meseleyi görsel olarak kurtarmayı hedefledi.

‘Giyinik’ olduğu halde kötü sunuculuk yapan hiç kimsenin başına gelmiyor olsa bile, bir sunucunun kötü performansının daha fazla devam etmemesi güzel...

Bu olay başka bir çözümlemeyi doğurabilir. O da şöyle amiyane bir dille ifade edilebilir. “Ah be arkadaş, bizim tercih edeceğimiz seçenekler arasında bir tane doğru, iyi bir şey olmayacak mı?”

Öyle ya… Ya bir kadın sunucunun kıyafetinden dolayı cezalandırılmasını seçeceğiz, ya da kötü bir sunucunun bu performansına rağmen işine devam etmesini…

Ayrıca çok iyi biliyoruz ki iyi bir sunucu olsaydı ve yine dekolteli olsaydı benzer muameleyi görecekti.


Hal böyle olunca aslında seçmemiz için zorlanan seçeneklerden hiçbirine gönüllü olamıyoruz. Bu iki durum ise tüm eğilimlerimizde ikilemler içinde kalmamıza neden oluyor. Olan biten hiçbir şey aslında bizim kontrolümüzde değil. Bize iki kötü seçenek sunuluyor. Hangisini seçersek seçelim. Hiçbir zaman bizim seçimimiz olamayacak.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Bir Erkek Bir Kadın Anatomisi

Türkiye televizyonlarının en iyi uyarlama dizilerinden olan “Bir Erkek Bir Kadın” orijinaline en uygun içeriğe sahip. Özellikle Türkmax’ta yayınlandığı zamanlarda, cinsellik içeren esprileriyle tamamıyla genel izleyiciye hitap etmeye başlamış televizyon yapımlarının çok dışında kalarak kendini belli edebilmişti. Star TV’ye transfer olduktan sonra “Bir Erkek Bir Kadın” ismini alan dizi, (ilk önceleri “kadın” kelimesi baştaydı) RTÜK denetiminin “efendim, Türk aile yapısına uygunluk, falan filan…” duvarına hafiften tosladı.

Dizi Türkmax’ta yayınlandığı dönemde, sınırlı bir izleyici kitlesiyle yol alırken, sosyal medya sayesinde takipçi sayısını ciddi anlamda arttırdı. Bir televizyon dizisinin, sosyal medya fenomeni oluşuna şahit olduk. Kimi izleyiciler de sırf bu diziyi izlemek için kanalın yer aldığı dijital televizyon platformunu satın almaya başladı.

Bir klişe olan kadın-erkek çekişmesini konu alan dizi, tam bir konu deryası olan ilişkiler dünyasında yolculuk imkânı veriyor. Genellikle haklı tarafın olmadığı ikili atışmalar, bir komedi ortaya çıkarıyor. Kadının kadına özgü anlaşılmaz tavırlarıyla erkeğin erkeğe özgü gariplikleri, süreklilik arz eden skeçler halinde iyi bir sit-com örneğini önümüze koyuyor.

Tadında bir çizgiyle kısa sürede dopdolu içeriği önümüze serme yeteneğine sahip. Ozan rolünde Emre Karayel ve Zeynep rolünde Demet Evgar’ın iyi iş başardığını da söylemeden edemeyiz.

Türkiye’de Twitter’ı etkin bir şekilde kullanan, bildiğim ilk televizyon dizisi ayrıca. Özellikle Zeynep’in söylediği sözler ve dizide attığı Twitter notları gerçek zamanda da Twitter’a düşüyor. Bunun tıpatıp aynısını “Kuzey Güney” dizisi de bir aralar yapmıştı. Ve bence bu takip etme işini de izleyici adına son derece keyifli hale getiriyor.

“Bir Erkek Bir Kadın” elbette ki RTÜK’ün olduğu bir televizyon âleminde bazı tavizler de vermek zorunda. Örneğin Star TV’ye transfer olduğundan beri daha çok göz önünde bulunmaya başlayan dizi, karakterlerin medeni durumunda değişiklik yapmaya gerek gördü. Çünkü “Türk aile yapısına uygun olmak” ve ”evlilik dışı ilişkiyi özendirmemek” kaygısı hâsıl olmaya başladı haliyle. Zeynep ve Ozan evlenmeye karar vererek ilişkilerini ‘yasal’ hale getirmeye adım attılar. Sevişmeye de vakit bulamıyorlar şimdi. Öyle ki Türkmax’tayken, süpermarket, bilardo salonu, asansör gibi mekânlarda; evlerindeki hemen hemen her bölümde mütemadiyen sevişen çiftler birden uslanıverdiler. Nikah işlemlerine başlayıp ‘Türk aile yapısına’ uyan Zeynep ve Ozan’ın bir de üç çocuk yaparak(minimum)  başbakanın ‘neo-Türk aile yapısı’ kalıbına girmemesi tek temennimiz.

Türkiye, televizyonda izlenen her şeyin ‘iyi örnek’ olması gerektiğine inanılan bir ülke… Ancak bu beklenti,  her nedense, kadın-erkek ilişkileri ve cinsellik konulu televizyon yapımlarına yönelik oluyor. Kimse Kurtlar Vadisi’nden silah bırakmalarını beklemiyor. Bu garip çelişkiye rağmen, yine de “Bir Erkek Bir Kadın” alışılmışın dışında duruşunu sürdürüyor. Bu da bir şey…

Dizinin yapımcıları bir RTÜK baskısının olduğunu dillendirmese de örnek olarak Lübnan’daki uyarlamasını göstererek karakterlerin burada başından beri evli olduğunu belirtmişti. Burada biraz da genel toplum yapısına uygunluğa sahip olma çabası kendini gösteriyor. Tabii bütün bu RTÜK baskılarının kaynağının izleyici şikâyetleri olduğunu da bilmekte fayda var. İzleyici şikâyetlerini eğer çok ciddiye alacaksak, bu ülkede “Şeker Portakalı” ve “Fareler ve İnsanlar” gibi klasik eserleri ‘sakıncalı’ bulduğu için şikâyet eden öğrenci velilerinin olduğunu da bilmeliyiz. Böylelikle bu şikâyetleri mantık süzgecinden daha iyi geçiririz.

“Bir Erkek Bir Kadın” her şeye rağmen iyi bir yabancı konsept uyarlaması… Türkiye’de bugüne kadar yapılan uyarlamalar bu denli başarılı olamamıştı ve elbette uzun soluklu değildi. Mesela Evli ve Çocuklu, Dadı, Tatlı Hayat gibi diziler başarılı oyunculuk performanslarına rağmen çok fazla tutunamadı. “Bir Erkek Bir Kadın” bu anlamda hem sosyal medyayı etkin kullanarak, hem de zekice uyarlanışıyla ve elbette oyunculuk performanslarıyla bütün şartları yerine getirip başarıya ulaştı. Uyarlama olarak, tabii ki “Umutsuz Ev Kadınları” da başarılı bir çalışmadır. Onun da hakkını vermeli.

Pek çok televizyon dizisi izleyici 2-3 saat boyunca, geçmiş bölümün özetiyle birlikte ekrana kilitleyip hemen hemen 20 dakikalık bir içerik sunuyor. Ancak “Bir Erkek Bir Kadın” normal bir televizyon dizisi süresinde, ayrılan tüm zamanı güzelce değerlendirebiliyor. Son olarak şunu da söylemeliyim ki bu dizi, Türkiye ekranlarına musallat olmuş, ağır ve acılı aile dramlarının karşısında bir değişimin öncüsü olmaya da aday…




5 Nisan 2013 Cuma

RTÜK Baskıları ve Behzat Ç.'nin Direnişi

Behzat Ç. sadece bir televizyon fenomeni değil. Aynı zamanda üzerindeki iktidar ve RTÜK baskısına rağmen, karakterlerinden taviz vermeyen ilkeli bir televizyon dizisi… Erdal Beşikçioğlu’nun canlandırdığı Başkomiser Behzat, alışılmışın dışında bir polis karakter…
Dizinin polis karakterleri, gerçek hayattaki sistemin ve iktidarın koruyucusu polis profilinin çok dışında... Örneğin 1 Mayıs’ta sivil olarak miting alanında görevlendirildikleri bir bölümde, arabada konu hakkındaki konuşmaları basit ama anlaşılır bir dille sınıf bilinci içeriyordu. “1 Mayıs işçinin, emekçinin bayramı değil mi? Biz de emekçiyiz, hadi biz de katılalım mitinge.” olarak özetlenebilecek bir diyalogdu.
Başka bir örnekte de Hayalet’in gecekondulardaki yıkımlardaki tutumu, Behzat’ın gariban ve yoksulun yanında yer alışı ütopik polis profilleri sunuyordu.
Dizi aynı zamanda derin devlet konusunu başarılı bir şekilde işlemekte, devletin üst makamlarının derin devlet bağlantısını da vurgulamaktaydı.
Bütün bunlar elbette sistemin çarklarında birer dişli olma görevinden memnun olanlar için rahatsız edici özelliklerdi. Bir diğer rahatsız edici özellik ise karakterlerin insana dair hiçbir şeye yabancı olmayışıydı. Yeri geldiğinde küfür eden, hatta kimi zaman bunu sık sık yapan bir toplumda, Behzat’ın küfürleri terbiyeleri alt üst etti (!)
Behzat Ç.’nin küfürleri dışında ‘genel ahlakı zedeleyen’ başka bir unsur daha vardı. İçki… Uzun süren içkili sahneler, RTÜK baskısına maruz kaldı. Cezalar kesildi. İçki şişeleri her ne kadar buzlansa da, sahneler biraz azaldı, küfürler hafifledi.
Ancak baskılar bitmedi elbette. Yine de devam eden içkili sahneler ‘rahatsız etmeyi’ sürdürdü. Gençlere ve çocuklara kötü örnek oluşturmasın diyeydi her şey(!) Güya, devlet gençliğin, gelecek neslin sağlığını düşünüyordu. Genel ahlaka aykırılıksa eğer konu, içki içen insan soyguncudan daha ‘ahlaksız’ olmuş oluyor.
Eğer bir televizyon dizisindeki karakterlerin iyi örnek oluşturma gibi bir zorunlulukları varsa buyurun Leyla ile Mecnun’daki Hırsız Yavuz… Bu sevimli karakter hırsızlığı özendiriyor mu? Bence özendirmiyor. Bir dizi karakteri içki içtiğinde de içkiyi özendirmiyor.
Asıl meselenin dine ters düşmemek olduğunu çok iyi biliyoruz tabii. Hırsızlık da dine uygun değildir elbette. Ama yaşam biçimi ve özgürlüğü kısıtlamak gerektiğinde, içki içme, dövme yaptırma gibi kişisel tercihler dini baskılara daha kolay konu oluyor. Hırsızlık? Yok canım, gerekirse devleti de yönettiriyor İslam coğrafyası hırsıza. Beş vakit namaz kılıyor mu, tüm ibadetleri tam mı? Önemli olan o!
İşte böyle bir ortamda Behzat Ç. baskıların odağında kaldı ve buna rağmen direnç göstermeye devam etti. Hatta RTÜK’ün içki yasaklarına rağmen, her ne kadar şişeler buzlansa da hemen hemen her sahnede içki şişeleri ve kadehler görülmeye başlandı. Behzat Ç. bu sezon son bulacak. İşte bu yüzden giderayak bir keyfime bakayım, diyor. İyi de yapıyor.
İçki üzerinden özgürlük savunması yapmıyorum. Konu şu. İçkinin dinen yasak oluşuyla, içki içmek sağlığa aykırı diye toplumsal bir duyarlılıkla kontrol altında tutulması arasında fark var. Kimse kendini kandırmasın. Eğer bu bir toplumsal duyarlılık olsaydı, gelecek nesillerin sağlığına en büyük tehdit olan hidroelektrik santraller, termik santraller, siyanürlü altın madenleri ve elbette ki geçen yüzyıldan kalma en büyük bela nükleer santral konusunda da toplum sağlığını düşünen bir şekilde davranırlardı, değil mi?

İçki yasağının toplumun sağlığı adına değil, istenen toplum düzenin inşası için gerektiğini çok iyi biliyoruz. Televizyon dizilerine yönelik müdahalelerinde de gençlere kötü örnek oluşturmak olan konu başlıkları, elinden silah düşmeyen karakterlerin olduğu diziler için geçerli olmuyorsa, gençlerin önüne koymak istedikleri örneği çok merak ediyorum.