Spor Haberleri

Köşe Yazıları

tsk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tsk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2013 Çarşamba

Cem Uzan'dan İtiraflar

Cem Uzan Taraf gazetesine bir röportaj vermiş. 28 Şubat’la ilgili ilginç itiraflarda bulunmuş. Yalnız itirafa baktığınızda kendini de bir güzel 28 Şubat mağduru olarak gösterdiğini görebilirsiniz.

Taraf gazetesine verdiği söyleşide, 28 Şubat dönemine ilişkin çarpıcı iddialarda bulunan Cem Uzan,  Star gazetesinde “Yayınları Fatih Çekirge ve Yılmaz Özdil belirliyordu. Hurşit Tolon’un talimatları ile her gün manşet atıldığını bilmiyordum. Bilseydim o an kovardım” ifadelerini kullandı.

Şimdi Cem Uzan’ın bilmediği bir şey var. Yukarıdan bir talimat varsa bu gazeteciye mi verilir, gazete patronuna mı? Cevap: Hep patrona olmuştur.

Cem Uzan’a inandınız mı? Şirket hortumlamaktan aranan, paçayı kurtarma için parti kurup meclise kapağı atmayı düşünmüş bir adamın, böylesi itiraflarında tamamen gerçeklere değindiğini düşünmek saflık olur. Ancak yine de bir gerçek var. TSK’nin bir zamanlar ne kadar müdahaleci olduğunu, basını da ne denli yönlendirdiğini, kimleri nasıl fişlediğini çok iyi biliyoruz. Ama bu konudaki karanlık sahneyi aydınlatacak en son insan da Cem Uzan’dır.

Mağduru oynamak, mağdur edenin en iyi bildiği şey… Ancak Cem Uzan’ın bu açıklamalarından daha ilginç olan bir şey var. O da Şamil Tayyar’ın ‘muhteşem’ çözümlemesi…

Diyor ki Şamil Tayyar “Cem Uzan’ın Taraf’taki röportajı ile Hürriyet’in Gezi provokasyonu birlikte değerlendirilirse fotoğraf netleşir.”

Alkışlarla tekrar okuyalım. Gezi’yi geçmişteki darbelerle ilintileme çabaları kabak tadı verdi. Bu konuda kendini paralayan Şamil Tayyar ise hala göz dolduruyor.

Mantığı rasyonellikten uzak bir şekilde kuruyorlar elbette. “O günkü Star gazetesi kadrosuyla bugünkü Hürriyet kadrosu benzeşiyor. O gün Star 28 Şubatçılık yaptıysa bugün Hürriyet de Gezicilik yaptı. O zaman Gezi 28 Şubat’ın devamı… Evet…”

Buyurun size yepisyeni bir iddianame girizgâhı…

Gezi’yi karalamak, şüphe duyulmasını sağlamak… İşte tüm amaçları bu olan iktidar kişilerinin ve yandaşlarının eline koz verdin mi, her şeyinden faydalanırlar işte böyle.

Sonuçta iddia sahibinin güvenilirliğinden daha önemli bir şey var bu mantık sahibi kişiler için. İddiaya konu olan kişiler iktidarın düşmanı mı? Evet… O zaman çağır, gelsin.

28 Şubat döneminde tüm medyanın tek dil olmasının açıklaması generallerin manşetlere katkısını doğrulayabilir.

Ancak bugün Başbakan için 7 gazete bir olup aynı manşeti atıyorsa o rüzgâr çoktan yön değiştirmiş demektir. Gezi’yi de 28 Şubat’ın devamı olarak görenleri de aklıselim bir şekilde oturup düşünmesi gerekiyor.

Cem Uzan’a gelecek olursak… Rüzgârın yönüne göre, kendini aklayıcı ve iktidarın amacına uygun açıklamaları yeni trende çok uygun… Ve görüldüğü gibi sanki Şamil Tayyar da böyle bir açıklama bekliyormuş gibi meseleyi ne kadar muhteşem çözümlüyor!


5 Ağustos 2013 Pazartesi

Peki, Darbeyi Gerçekleştirenlerin Cezası Ne Olacak?

Silivri’deki Ergenekon davası nihayet sonuçlandı. Darbeye teşebbüsle suçlanan komutanlar ve buna yardım eden gazeteciler… Oysa gazeteci ve yazarların böyle bir dava içinde suçlu olarak anılması rahatsızlık verici… 

Üstelik mahkeme kararında mafya adamlarının aldığı cezayı katlayan cezalar aldı yazarlar. İçlerinde milletvekili olmuş insanlar da var. Gerçi yazıyı kaleme aldığım dakikalarda Mehmet Haberal’ın verilen cezasına rağmen tahliye edildiğini öğrendik. Mustafa Balbay da aynı sürprizle tahliye edilebilir. Bilemeyiz.

Asıl mesele bir darbe örgütünün yargılanması değil. Darbe yargılanmalı. Ülkenin karanlık geçmişiyle hesaplaşmalı. Ancak o geçmişin kılına dokunulmuyor ki. 12 Eylül için ne yapıldı mesela? Yaşar Büyükanıt’ın e-muhtırasına nasıl bir işlem yapıldı? Mehmet Ağar daha geçen aylarda ‘tertemiz’ tahliye olmadı mı? Ağar 90’ların tüm karanlık olaylarından sorumlu değil miydi?

Şu sonuç çıkıyor. Darbe yaptığında ve ülkeyi dönüştürmeyi başardığında kralsın. Kılına dokunamaz kimse. Ama eğer iktidara muhalifsen ve bunun için en küçük bir örgütlenme içinde dahi olsan zaten sonuna kadar Ergenekoncu ilan ediliyorsun. Askerler, yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler… Aralarında suç işlemeyi planlamış insanlar olsa bile, bugün cinayet işlemeye teşebbüs eden hatta işleyen insanların elinin kolunu sallayarak dolaştığı bir ülkede adaletin nasıl bir akıl tutulması yaşadığını gösteren bir karardı bu Ergenekon kararı. Ne yazık ki suçluyla suçsuzu birbirine karıştırarak pek çok insana terörist yaftası yapıştırarak büyük bir vicdani suç işlenmiş oldu aslında.

Hizbullah cinayet eylemlerine rağmen tahliye edilirken, Sivas Katliamı zamanaşımıyla tarihe karıştırılırken, adaletin yerini bulması zaten beklenebilen bir şey değildi. Üstelik bu yargılanmanın da adil bir ortamda gerçekleştiğini kimse söyleyemez. Hiçbir yargılama bir hapishanede yapılmamıştır. İddianame konusunda toplumun ikna edildiği de söylenemez. Bunu da pek istediklerini sanmıyorum.

Yukarıda da söylediğim gibi suçluyla suçsuzun birbirine sokularak kafaları karıştıran bu dava, gerçekleşen darbelerle bir hesaplaşma yaşanmayan ülkemizde vicdanları rahatsız edecektir. Ergenekon, başlangıcında bir derin devlet hesaplaşması gibi görünerek bir yüz akı olmaya adaydı. Ancak korkarım gelecekte utanarak anacağımız bir süreç olarak tarihe geçecek.

Ülkenin demokratları sırf darbeciler yargılanıyor diye verilen cezaları alkışlayacak mı? Tek suçu gazetecilik olanların yatacakları senelerin hesabını kime soracağız? Alkışlayanların adalete ihtiyaçları olmayacak mı bir gün? Peki, darbeyi gerçekleştirmenin cezası ne olacak? Onu ne yapalım?

İnanın ceza alan sanıkların listesini yapmaya kısmen bile olsa elim varmıyor. Mazur görünüz.