Spor Haberleri

Köşe Yazıları

Ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2013 Pazartesi

Ömer Tuğrul İnançer'in Gönül Dünyasına Yolculuk

Ömer Tuğrul İnançer, bildiğiniz üzere Ramazan ayında hamile kadınların dışarıda gezmesini doğru bulmadığını söylemişti. Zaten eve kapansın, toplumdan soyutlansın diye mütemadiyen hamile kalması gereken kadını hamilelik bile eve kapatmaya yetemiyordu.

TRT Türk kanalında Gönül Dünyamız isimli bir televizyon programı sunuyor İnançer. Programın ismine baktığınızda gönül ve dünya kavramlarını hak eden bir içerikle karşılaşacağınızı düşünebilirsiniz. Ancak İnançer’in geçen akşam bu programda sarf ettiği sözleri, gönlünden nasıl bir dünya geçirdiğinin ipuçlarını veriyor. Ve hayal kırıklığına uğruyordunuz.  Devletin televizyonunda böyle sözlerin sarf edilmesi de İnançer’in düşüncelerinin devletin resmi görüşlerine çok zıt düşmediğini gösterebilir.

İnançer’in sözleri neydi? Sadede geliyorum. “ Evlilik kurumunun bugünkü empoze edilen, ‘Ben kendi ayaklarımın üzerinde dururum’, ‘kadının ekonomik hürriyeti’ gibi aldatmacalardan vazgeçilmesi lazımdır. İstatistikle meşgul olanlar boşanmaların kimler arasında olduğunu bir istatistikî anket yapıversinler.” Bu sözlerle ekonomik özgürlük kavramını reddediyor.

“Çalışan kadından bahsediyorum. ‘Ben kocama muhtaç değilim’ diye evvela ailesini dağıtıyor. Kocasına muhtaç değil ama elin adamının patronunun hizmetinde olmayı haysiyetine uygun buluyor. Kocasının emrinde olmayı haysiyetine uygun bulmuyor.” Burada da evlilik ve çalışma hayatı hakkında ne kadar yanlış şeyler bildiğini satır satır kanıtlıyor. Yani evlilikten anladığı kadının erkeğe köleliği mi? Çalışma hayatındaki profesyonel iş sözleşmesiyle oluşan ilişkiyle evlilik ilişkisini nasıl aynı kefeye koyabiliyor?

“Ben eş demem. Eş yoktur, eşitlik yoktur. Ben karımla, çocuğumla eşit değilim. Eşim değil, zevcem olur. Karı da kurumsallığı anlatmak için kullanılır.” Bu sözlerle de eşitliği reddediyor. Evdeki reisliğini ilan ediyor.

Dolayısıyla İslam toplumunda kadının yerini ifade eden sözleri, devlet televizyonunda deklare edilmiş oluyor. AKP’li kadın vekillerin bile tepkisini çeken bu sözler, şüphesiz bu kişinin hayalindeki dünyayı ifade eder ve de kendini bağlar. Ancak bunun devlet televizyonunda söylenmesi, TRT’de devletin resmi görüşleri dışında herhangi bir muhalif ses duyamadığımıza göre, devletin de resmi görüşüdür.

Bu algıdaki kurumların başka alanlarda da izlenen mantık olarak eşdeğer uygulamaları var. Örneğin Diyanet’in İlahiyat fakültelerinde batı felsefesi derslerinin gösterilmemesini önermesi, sebep olarak da ‘ilahiyatçının kafasının karıştığını’ göstermesi aslında çok benzerdir. İlahiyatçının bilgi sahibi olması ve dolayısıyla bilinçlenmesini kafa karışıklığı ve sapkınlık olarak gören anlayışla ekonomik özgürlüğünü kazanan kadının erkeği boşayacağını düşünen ve kadının çalışmamasını uygun bulan anlayış kardeştir.

Bilgiyi, eşitliği reddeden mantıkların devletin kurumları içinde bir şekilde var olması, rahatsız edici bir şey değil mi?


Evlilik kurumunu, erkeğin egemen olduğu bir yer olarak gören İnançer, kula kulluk etmemeyi buyuran bir dinin mensubu mu? Yoksa bu noktada da kaçış noktaları mı bulacaklar? “Kula kulluk edilmez” dedikten sonra diyecekleri “ama” dan sonra ne geleceğini merak ediyorum doğrusu. 

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Melih Gökçek Ramazan'a niye böyle girdi?

Melih Gökçek’in Ramazan başlamadan önce attığı şu tweet, bu konuda yazı yazma gerekliliği doğuruyor.

Yine Caps Lock tuşu açık… “Bunlar kesin olay çıkartıp Ramazan’ı Müslümanlara zehir edecekler. Lütfen oyuna gelmeyelim. Çevremizi bilgilendirelim.” dedikten sonra yerinde Caps Lock kullanımıyla şöyle devam ediyor. “Lütfen ısrarla RT yapınız.”

Bu yazıda şunu söyleyecektim. İktidarın her Ramazan ayında, bu ayın kutsallığını kullanma çabaları, içinde bulunduğumuz politik şartlara göre daha da sertleşecekti. Camiye ayakkabıyla girildiği, içki içildiği gibi söylentilerle miting yapanların kutsal ayı bu şekilde kullanmaya devam etmesi kaçınılmazdı. Bunun ilk sinyali, hiç şaşırtıcı olmayacak biçimde Melih Gökçek tarafından geldi tabii.

Melih Gökçek, inananların ve Ramazan’da oruç tutacak olan vatandaşların bunun için heyecanla hazırlık yaptığı bu dönemde başka bir hazırlığın mı peşinde? Gün aşırı din üzerinden oyunlar çevirenlerin, Ramazan’ı seçim çalışması dönemi gibi kullananların oyundan bahsetmesi ne komik! Gökçek’in bu ifadeleri son derece hassas dengelere yönelik bir bozma girişimi… İnsanların değer verdiği bir ayda, “bunlar” diye bahsettiği ve ötekileştirilen muhalif kesimleri, İslam düşmanı ilan etme çabası…

Bütün bu açıklamaları evlerinde tutulan %50’ye yönelik elbette… İşte o evlerinde zor tutulan %50’yi temsilen Tophane’ye bir uzanalım. Geçtiğimiz yıllarda Tophane’de bir sanat galerisine düzenlenen saldırıyla gözleri üzerine çeken Tophane, AKP’ye verdiği destekle tanınan bir muhit… T 24’ten Volkan Koç semtin önde gelen “abi”leriyle bir röportaj yapmış. Allah’a inandıkları ve O’ndan korktukları kadar, AKP’ye ve Başbakan’a da inanıp biat ettiklerini söyleyen bu insanlar, Başbakan’dan talimat beklediklerini açıkça ifade etmekteydiler. O isterse Taksim’i dağıtırlarmış. Durum böyle olunca, Melih Gökçek’in de bu ve benzeri kişilere Ramazan konusunda ‘uyarıda’ bulunması, hiç de iyi sonuçlar doğurmaz.

Böylesi bir hassasiyet, oruç tutmayan, yaşam tarzını Ramazan’a göre belirlemeyen her insanı hedefe yerleştirecektir.

Bu biat kültürünün dindarlıkla da birleşmesiyle ortaya çıkan karışım, bütün kaygıların da temelini oluşturuyor. Bugün çok sayıda insanın dillendirdiği “Ramazan geldi, bir şey olmasa bari” türünden kaygı ifadeleri, maalesef bizzat bu ‘dindar’ yönetimlerin eseri… Dine en büyük zararı veren işte bu kutsal değer simsarlığıdır.

Melih Gökçek böylesi bir tahmini “kesin böyle olacak” diye vererek neye hizmet ettiğinin farkında mı? Düzenleyecekleri Ramazan etkinliklerinde herhangi bir gerginlik çıkması için dua mı edecekler? AKP’linin yukarıda bahsettiğim gibi bir biat kültürü varken, herhangi bir iktidar partisi mensubunun bu tip bir açıklama yapması ne kadar mantıklıdır?

Hoş… Biz iktidarın davranış ve sözlerinde mantık aramayı bırakalı çok zaman oldu. Yine de en azından Ramazan ayının kutsallığına inanıyorlar madem, bunun gibi bir çaba içine girip, inanana da inanmayana da şu süreci zehir etmesinler. Daha ne isteyebiliriz ki?

Maalesef ki oruç tutan çoğu dindar insanın, etrafındaki Ramazan’a uygun yaşamayı tercih etmeyen insanları dine saygısızlıkla suçladığı bir ülkede yaşıyoruz. Dini vecibelerini yerine getiren çoğu insan, bunu tercih etmeyen insanları sapkınlıkla suçluyor. İktidar da ‘dindar’ olunca baskı uygulamayı hak görüyor kendine bazıları. Üzerine Melih Gökçek muhalifler hakkında “Ramazan’da olay çıkaracaklar” iddiasını ortaya atınca işin rengi bu Ramazan da kendini gösteriyor ne yazık ki…


Herkes saf duygularla birbirlerinin Ramazan’ını tebrik ederken böyle girilir mi kutsal dediğin kapıdan?