Spor Haberleri

Köşe Yazıları

sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2013 Salı

Deri Altına Bilgisayar mı Olur?

Bilgisayarlara olan bağımlılığımız gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Teknolojinin hayatımızın odak noktası haline geldiği bu yıllarda Almanya'da yaşayan bir genç, bu bağlantıyı biraz çılgınlığa çevirdi.

Kendi geliştirdiği mikro bir bilgisayarı kol derisinin altına yerleştirerek özel bir operasyon ile diken çılgın genç Almanya'nın Essen kentinde yaşıyor. Tim Cannon isimli bu arkadaş bilgisayarlarla iç içe geçmiş hayatı çok yanlış anlamış.

Öyle ki Circadia 1.0 adında geliştirdiği mikro bir bilgisayarı özel olarak açtığı kol dersinin altındaki bölgeye yerleştirdi. Operasyondan sonra kolunu kendisinin diktiğini vurgulayan çılgın genç, duyanları şaşkına çevirdi.

Kendini "biohacker" olarak adlandıran evrensel deli, bu operasyon için bir başka biohacker arkadaşından yardım almayı da ihmal etmemiş. Yardımsız olmaz tabi. Özellikle bu denli tehlikeli bir operasyona kalkışan genç hayalindeki bilgisayarı nihayet koluna entegre ettiğini dile getirmiş. Elbette teknolojide hayalindeki son model diye bir şey olmayacağını da biliyordur. Kim gaza getirdiyse çocuğu Allah bildiği gibi yapsın.

Şimdilik vücudun hayatsal fonksiyonlarını izleyip onları sahibine aktaran, kullandığı Bluetooth teknolojisiyle başka cihazlarla da paylaşabilen Circadia, yazılımsal açıdan geliştirilmeye müsait bir cihaz. Bu açıdan baktığınızda ise çok faydalıymış sahiden. Adamı kafaya alıyorduk az daha.

Özellikle şu an ne kadar mikro gibi gözükse de insanlar için makro boyutlarda olan bu cihaz yüksek boyutlarda mikro haline getirilirse bir teknolojinin önü açılmış olur. Cihazın elektriği nereden sağladığından da bahsetmek gerek. Cihaz içeriğinde tümleşik olarak barındırılan bir bataryadan gücünü alıyor. Peki ya batarya biterse? Kablosuz şarj edilebilir bir yapıya sahip Circadia bu açıdan da ilgi çekici bir teknoloji kullanıyor.


Aha, arkadaşı kafaya alma sebebimiz hayırlı olsun. Kablosuz şarj gibi yüksek radyasyon içeren onu da geçersek insan sağlığını tehlikeye atacak bir buluşu kolun alt derisine monte etmek ne kadar doğrudur? Ya… Yazık etmiş arkadaş kendine.


Bumerang Ödülleri Oy Ver!

10 Eylül 2013 Salı

Neyin Var Çocuk?

Öncelikli olarak, yürek paralayıcı istatistiklerle bilançonun vahametini anlayalım, sonra da çocuklarımız için bu dünyayı nasıl bir cennet haline getiririz diye sorup onun için yapılacakları hem kendi hayatımızda hem de çevremizde uygulamaya başlayalım.

Yapılan tüm bağımsız araştırmalar gösteriyor ki, ülkemizde yaşayan kadınların %7'si 15 yaşından önce cinsel istismarın taciz ve tecavüz gibi farklı çeşitlerine maruz kalmıştır. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre dünya çapındaki rakamlar da çok dehşet verici... 150 milyon kız çocuk, 73 milyon erkek çocuk cinsel ilişkiye zorlanmış veya cinsel şiddetle karşılaşmıştır. Cinsel istismar, çocukların %55'inde 5 -15 yaş arasında, %40'ında ise 10-16 yaş arasında görülmektedir. Türkiye'deki rakamlar da çok çarpıcı... Cinsel istismara uğrayan çocukların %30'u 2-5, %40'ı 6-10, %30'unun ise 11-17 yaşları arasında olduğu görülmektedir.

Bu aşamada, batı ülkelerindeki rakamların oransal değerlerinin daha fazla olduğu bütün kaynaklarda ortak bir görüş olarak ortaya çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre cinsel istismar vakalarında çocuğa yönelik pay %20'in üstüne çıkarken ülkemizde %10'u buluyor. Ama bu bizim için bir övünç kaynağı olamayacak. Bunun da çok basit bir sebebi var. Ülkemizdeki çocuğa yönelik cinsel şiddet suçları, ailelerin olayı gizlemesi eğilimiyle saklı tutulduğundan oran, pratikte %50'dir!

Çocuk veya yetişkin, hangi yaş grubunda olursa olsun, toplumda aşağılanma ve ayıplanma korkusu, ne yazık ki bu suçlara maruz kalanlarca yaşanıyor. Gelişmiş ülkelerde mağdur korunurken, bizim ülkemizde toplum tarafından olumsuz etiketlemelere maruz kalıyor. İşte bu yüzden kimi zaman çocuk ailesine bu şiddeti açıklayamıyor; açıklasa da aile bu suçu teşhire yönelemiyor. Hatta birçok cinsel şiddet vakası, bizzat aile içinde gerçekleşiyor. Bu da ne yazık ki, durumu daha da zorlaştırıyor.

Suçu işleyen kişiler sanıldığının aksine; serseri, madde bağımlısı olarak tanımlanacak kişilerden çok, toplumda saygın bir yere sahip bireyler arasından çıkmakta... Bu yine Dünya Sağlık Örgütü'nün tespiti...Bu da ayrı bir sosyolojik vakayı gözlerimizin önüne seriyor... Suçu işleyenlerin geçmişlerine bakıldığında da, çok farklı şiddet uygulamalarının kurbanı oldukları bir çocukluk geçirmiş oldukları görülüyor. İşte bu bize, çocuk cinsel istismarı vakalarını, münferit, basit adli vakalar olarak görmekten vazgeçilmesi gerektiğini gösteriyor. Bir başka ifadeyle, çocuk tecavüzü toplumsal bir sorun olarak ele alınmalı...

Ülkemizdeki yasaların bu suçtaki caydırıcılığını tartışmakla başlayalım. TCK'nın 103.maddesine göre, çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi 3-8 yıl, tecavüz eden kişi 8-15 yıl hapis cezasına çarptırılırken 15-18 yaş arasında yine aynı ceza maddesinde çocuğun rızası, yani kendi isteğiyle birlikte olup olmadığı araştırılır; eğer rızası varsa şikayet edilmesi durumunda 6 aydan 2 yıla kadar bir hapis cezası verilir. Kanunun bu son cümlesi ailenin, çocuğun tecavüzcüsüyle anlaşmasını teşvik ederek, onu 'kutsal evlilik kurumuyla taçlandırmaya' kadar gider. Ne yazıktır ki artan çocuk evlilikleri, ülkemizdeki çocuk istismarına bağlı tecavüz olaylarında bir artış olduğunu göstermektedir. Bu da, fiziksel olgunluğun yeterli olduğunu sayan bizim gibi ülkelerin, çocuklarını asla ve asla koruyamayacağını gösterir. Çünkü fikri olgunluk olmadan, hele ki bir tecavüzün travması sonrasında, mecburiyetten kurulacak evlilik, kanaatimce, bu toplumsal şiddet olgusunun yüzyıllarca sürmesine neden olacaktır.

Doğu illerimizde sıklıkla karşılaşılan töre cinayetlerine de değinmekte fayda var. Tecavüze uğrayan kızlarını öldürmek için silahlanan ailelerin bu saçma sapan feodalite tutkunluğundan vazgeçirmek nasıl mümkün olacak? Bunun için bu ülkenin güvenlik güçlerini, yasa yapıcılarını bir an önce çözüm üretmeye çağırmak zorundayız. Katillerin 'tahrik' gerekçesiyle ceza indirimleriyle ödüllendirilmesine karşı ancak el birliğiyle sesimizi duyurabiliriz. Toplumun her eğilimini alkışlamaktan vazgeçip bu saldırgan, hastalıklı davranış modellerini ve bu cehaleti ortadan kaldıracak yolları araştırmalıyız. Toplum mühendisliği işte bu noktada hayati gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü bu kadar verinin ardından, bu çağrım, 'toplumu kendisiyle yüzleştirmek' olarak algılanacak ve hatta bir çocuk için dahi olsa bu kanayan yaranın sökülüp atılması için proaktif bir dayanışmayla çocuk yasaları konusunda iyileştirmelere ön ayak olacaktır.

Söz konusu çocuk olunca, akan sular durmalı, diye düşünüyorum. Çocuğun şiddete maruz kalması, hele ki cinsel yönden bu ölçüde istismarı geleceğimizi tehdit etmektedir... Çünkü biliyoruz ki, tarihin tüm acılarının mimarları, (Hitler ve Mussolini gibi) çocukluk travmalarının ürünüdür. Bizler de cinsel şiddete uğramış çocuklarımızı aileleri ile birlikte toplumun dışına itmekle uğraşırsak, oluşacak nesli hayal bile edemiyorum. Yapılması gereken, yasaların suç caydırıcılığı etkinliğinin elbirliğiyle genişletilmesi için sesimizi duyurmak, bu suçun mağduru çocuklarımızı sosyal ve psikolojik rehabilitasyon konusunda azami gayretle eğitecek politikalar üretmektir. Cinselliğin tabu olmaktan çıkarılarak, eğitimin her aşamasında, yaşamın gerekliliği olarak sunulması ve çocuklarımızı bu konuda okul sıralarında bilinçlendirmek, bunun bir suç silahı haline gelmesini engelleyecektir.

Eğitimin ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu, kanayan her yaramızda olduğu gibi bu konuda da büyük bir önem arz etmektedir. Yoksa dünyanın her yerinde bu vakalar yaşanıyor diye içimiz rahat olarak hayatımıza devam mı edeceğiz?

30 Temmuz 2013 Salı

Ayran İyidir, Rakıdan Sonra İyi Gider

Burada yazacağım yazıdan benim bir akşamcı olduğum sonucu çıkabilir. Değilim. Ama zaman zaman keyifli zamanları içkiyle taçlandırmak gerekebilir. Muhabbetine göre şaraba yatırılır gece. Rakı da olabilir, bira da…

Bu üç ana içkidir muhabbetlere ortak olan. Hava koklanır. O kokuya en uygun içki masaya gelir. En uygun meze ve yemek hazırlanır. Dolayısıyla içki içmek, aynı zamanda güzel bir iletişim kültürü parçasıdır; yemek kültürünün zaman zaman tamamlayıcısıdır.

Rakının kültürel bir değeri vardır örneğin. Öyle ki Dünya üzerinde ilk üretim Osmanlı Devleti sınırları arasındadır. Dolayısıyla ‘ecdadın’ kültürüdür rakı.

Örneğin bira… Mezopotamya’nın içkisidir. Binlerle ifade edilecek yıllar önce bu topraklarda üretilmiştir. Tek tanrılı dinlerden de eskidir. Ve Dünya’nın en köklü içkileri arasında ikinci sırada olarak sayılmasında hiçbir sakınca yoktur. 

Ancak içkilerin en köklüsü şaraptır. Bu köklülüğü onu kutsal da yapar, günah da.

Aslında İslam’a göre tüm içkiler günahtır. Sağlığa zararlı oluşu gerekçe gibi görünse de işin özünde çakır keyif ya da sarhoş olmak vardır. Kabul etmekte fayda var. İçki çok içildiği zaman vücuda ciddi zararlar verir. Ama her şeyin fazlası zararlıdır tabii. Günde bir kilo portakal yediğiniz zaman da vücudunuz hasar görür. Karaciğerleri bitirecek helal yollar da mevcuttur.

Başbakanın rakının milli içki olmasına gösterdiği tepki, alkolle mücadele konusunda kararlı olan AKP’nin içki konusundaki birçok düşüncesinden sadece biri. Başbakanın “milli içkimiz ayrandır” çıkışı, kuvvetle muhtemel iki beyaz arasında seçim yapma gerekliliğinden doğmuştu. Milli içkimiz şarap olsaydı, karşısına getirilecek içecek şalgam suyu olacaktı. Bira olsaydı milli içkimiz ki kültürel olarak bu toprakların Dünya’ya kazandırdığı en önemli miraslardan biridir, yerine turşu suyu konabilirdi(!)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın o sözlerinden sonra sosyal medya hemen karşılık vermeye başladı. “Milli içkimiz ayransa, milli kokteylimiz de cacıktır” bunlardan en başarılısıydı bence. 

Ayran sayısız faydaları olan bir içecek… Doğrusu hemen hemen hiçbir zararı yok. Hatta aklınıza gelebilecek pek çok şeye faydası var.

Ancak “pek değerli hükümetimiz içki ve sigarayla savaşırken toplum sağlığını düşünerek mi hareket etmiş oluyor?” diye soracak olursak, “keşke olsaydı, ama değil” diye cevap verebiliriz. Çünkü toplumun sağlığını düşünen bir devlet, nasıl olur da nükleer santralden söz edebilir? Bunu düşünelim.

Ayran güzel bir içecek… Rakıdan sonra da iyi gider. Sodalısı da makbuldür. Başbakan da buyurmuşken hazır, belirtelim dedik.

Ayranın tek yan etkisi uyku yapmasıdır. Uyku yapan her şey iktidar için iyidir. Bak, geldim nereye bağladım. Adamlar sağlığımızı düşünsün, biz nankörlük edelim. Yazıklar olsun bize!