Spor Haberleri

Köşe Yazıları

tutku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tutku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2013 Pazar

Aşk Dediğin Kendini Bulmaktır

Âşık olmak güzeldir. Sadece onu düşünmek… Her imkânsızlığa rağmen onu düşünmek… Öyle bir zamanda gelir ki aşk, hiç hesapta yoktur. Zaten aşk dediğin de ne hesap vardır, ne de kitap… Hiçbir ahlaka bağlı değildir. Her aşk kendi şartına göre ahlak kuralı belirler. O da vazgeçmemektir.

Ne olursa olsun vazgeçmemek… Gerekirse özel bir dünya kurmak o aşk yaşanabilsin diye… Günün birinde mutlak kavuşma gerçekleşmeyecek olsa bile, gerçekleşsin diye çabalamaya devam etmektir. Güzeldir aşk. Zordur. Kolaysa zaten aşk değildir.

Öyle bir zamanda gelir ki… Öyle bir zamanda göz göze gelirsin ki… Yol yorgunu bedenini birden büyük bir enerjiyle doldurur. Nefes almaya mecalin yoktur, ama bir bakışla nefes olur sana. Öyle bir gülümser ki aydınlanır gece. Yıldızlar silinir. Sadece onun gülümseyişi vardır.

Zaman durur. O sırada dudaklarınız bir araya gelse kimse sizi görmez, sanırsın.

Ve gün gelir tekrar kesişir yollar. Hiç cesaret edemezsin bir merhabaya. Ama o öyle cesaretli olur ki bir an karşına çıkıp seninle konuşur. İşte o zaman başka bir boyuta geçersin. Etrafta kuşlar dallara konar. Toprakta karıncalar kuytuluklarda birikir. Tüm tabiat birden bekleyişe geçer. Sesler buluşur önce. Konuşması adeta dudakların dansıdır. Bu dansa ritim olur yutkunuşun.

Sonra aşka gelir söz. Laf sanki lafı açsın da konu oraya gelsin diye sözcükler önceden planlar yapmıştır. Ve birden kimine göre imkânsız olan bir aşk, tabiatın huzurunda imkân bulur. Artık asla kopmayacak bir bağ kurulmuştur.

Aşk gerçektir. Hayallerin oluşturduğu bir gerçek… Dünya’nın bir yerinde yukarıdaki gibi kaç tane aşk yaşanıyorsa, işte o aşklar sayesinde parlıyor yıldızlar, ay ve güneş… Kuşlar o yüzden ötüyor. Tabiatı işte o güzelleştiriyor.

İşte o yüzden gerçek aşkı arayın. Aramayı bitirirseniz asla öğrenemeyeceksiniz hayatınızın aşkını. Hayatınızın aşkını tanımadan ölmeyin. Çünkü bir ölüm ancak böylesi bir yoksunlukla kayıptır. Yoksa her ne olursa olsun, ölüm de olsa sonunda o yolculuk kendini bulmaktır.


6 Eylül 2013 Cuma

Sensiz Geçen Günün Sızısı

Sabah erken kalktım; sen gitmiştin. Yine yetişemedim o güzel yüzüne.

Dışarı çıktım. Yağmur mu yağacaktı? Gökyüzüne baktım. Koca bir bulut geçerken ıslatıveriyordu ufak ufak
şehrimin omuzlarını. Ama yeryüzünü yağmurla kavuşturacak olan bu olamazdı. Geçip gidecek bir bulut, nasıl yaşatırdı bu kavuşmayı şehrime? Çılgınca yağmalıydı yağmur. Toprağın içine çekmesini beklemeliydi aşkını. Yağsa ne olur ki böyle damla damla? Toprağın haberi bile olmadıktan sonra...

Ben her gün seni, yağmur bekleyen toprak gibi beklerim. Görecek olsam bir şey diyemem ya; sen yine de bilirsin toprak gibi hasretimi. Sana bakarken dolan gözlerim, günlerin yağmur hasretidir. Çünkü sensiz geçen her saat, toprağın yağmuru beklediği kurak ve çaresiz iklimler gibi; sıkıcı, hüzünlü... Ama geçici çaresizliğim, Gün biterken, herkes akşamın karanlığa göz kırpışından kaçarken bitiveriyordu ansızın. Senden iki satır haber aldığımda sanki yeniden hayata dönmek gibi bir şeydir yaşanan.

Her günüm böyle sevgili... Sensiz geçen saatlerde önüme cennet sofralarını da kursalar; böyle... Seni gördüğüm gecelerde, yanına oturup saçlarını okşayamadığım saatlerin acısıdır belki bu hüzün. Belki ara sıra kalbini kırışımdan, belki seninle yeteri kadar konuşamadığımdan... Ama yine de bilirsin gözlerime baktığında değil mi sevgili? Yıllarca biriktirdiğim aşkın tek sahibi olduğunu?

O bulut gibi miyim yoksa ben? Yeteri kadar yağamıyor muyum hayatına? Yo, yo… O bulut gibi olamam.
Çünkü o bulut sevmez ki toprağı. Geçip gitme, bir dağın doruğuna sığınma çabasındadır o. Oysa benim çabam, her günün sonunda, tüm sızılarımı senin varlığınla iyileştirip, kuruyup yitmeye bırakmaktır yalnızlığı. Seni kendi varlığımla sarmalamaktır, hiçbir şey beklemeksizin...

Eylül geldi, görüyor musun sevgili? Şimdi biraz daha zor sensiz saatleri içmek... Eylül geldi de, ağaçlar yapraklarını dökmüyor, belki de tüm sıkıntısı bundan iklimin. Ama içimdeki tüm ormanlar yapraklarını döktü bile. Eylül’ü yaşayabilmeyi başaran bir iklim var içimde. Senin için hiçbir dengesini bozmadığım, huzurla yaşayabilesin diye bir doğa var orada. Bilmesen bunu, çıkar mıydın benimle bu çetin yolculuğa?

Geçmişe dair tüm acılarımı bana unuttururken yerine koyduğun güzelliğinden çok fazlasıydı zaten. Bana yeni bir dünya büyütmeyi öğrettin hayatımda.Bense o dünyayı senin için büyüttüm. Beklemiyordun bunu. Ama kabul ettin bu dünyada yaşamayı. Koşulsuzdu yaşayışın; koşulsuzdu senin için yapışım her şeyi.

İşte bunlar da bitmek bilmeyen saatlerde, senin için yazabildiklerim... Sensiz geçen gün içimde sızlarken...