Spor Haberleri

Köşe Yazıları

zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2013 Cumartesi

Zamandan Kopan

Adını korkak bir bağlaç gibi bağladım diğer cümleye. Harflerin sustu. Ve yok oldun dün geceki son sesin gibi. Ve gecenin elleri, adın yazılı her kâğıdı, buruşturup atıyordu izinsizce.

Gözlerine baktıkça hayalimde aklımı yitiriyorum. Bakışlarını yakaladığımda ve tekrar kaybettiğimde… Beni besleyen ne varsa evrende, senden türemiş gibi…

Duru suları derelerin, gölleri besleyen… Yüzümü yıkadığım, susuzluğumu giderdiğim, Kan revan içinde kalmış yokluğunun şiddetinden kalbimi arındırdığım… Aşkımın dağlarından doğmuş derelerin yatağında sana akıyorum. Ve yitiriyorum bakışını yine, apansız bir ölüme dökülüyor gözlerim.

Ve her şey yeniden başladı. Yeni doğan günün ilk dakikalarıyla yüzün geldi. Süzülerek pencere aralıklarından… El yordamıyla bulduğum tenine dokundum. Kaçıncı defa… Ve belki de son defa…

Kısacık bir andı. Sıcaklığını içime dolduracak kısacık bir an… İflah olmaz aşkların sınırında.


Ve gecenin elleri yüzünün görüldüğü her dakikayı üfleyerek temizliyordu izinsizce.

12 Eylül 2013 Perşembe

Doğanın Dengesinde Yitik Zamanlar

Kaldırım kenarına uzanmış sarhoş bir adam şimdi sevdam. Ne kalabalıkların umurunda, Ne de patlamaya hazır yağmur havasının… Ve yol kenarındaki oluklara süzülmekte, şişedeki son yudum şarap… Sevdam… Yazgısı geçmişin duvarlarına çizilmiş, Yitiş fermanı çoktan yazılmış; sevdam…

Ve açıldıktan sonra üç günmüş yüreğimin ömrü. Her seferinde bilindik acı… Tanıdık sözler… İşte, şimdi son demindeyim hayatın. Kaldırım kenarında sere serpe, son cümlen üzerine örtülü
Sevdam…

Geçmişin dönemecinde bıraktığım umutları topluyor tarihin gezginleri. Her mevsiminde toprağın… Ben yine yalnızlığı severim. Beni bıraktığın halimle her gün yeniden, taptaze bir acıyı koklarım. Ben yine hüzünlerin yolcuğunda, yine her köşe başına umutlarımı bırakırken,
Bıkmaz üşenmez geçmişin gezginleri, üzerlerinden acıları temizlenince yaşanabilir aşkları toplamaktan. Ama yine de ben, yürümeliyim. Geleceği doldurmalıyım içime, adımı bile unutmalıyım ki, yeni bir hayatı beklemeli benliğim. Tüm yitik zamanlarda ve doğanın dengesinde…

Yine de açıldıktan sonra üç gündür yüreğimin ömrü. Benliğim yeni hayatında da kısacık anları koklayacak diye mi yorulur? Yoksa yine sen çıkarsın da son cümleni serdiğin sevdamı kurtarır mısın yitmekten?


8 Eylül 2013 Pazar

Aşk Dediğin Kendini Bulmaktır

Âşık olmak güzeldir. Sadece onu düşünmek… Her imkânsızlığa rağmen onu düşünmek… Öyle bir zamanda gelir ki aşk, hiç hesapta yoktur. Zaten aşk dediğin de ne hesap vardır, ne de kitap… Hiçbir ahlaka bağlı değildir. Her aşk kendi şartına göre ahlak kuralı belirler. O da vazgeçmemektir.

Ne olursa olsun vazgeçmemek… Gerekirse özel bir dünya kurmak o aşk yaşanabilsin diye… Günün birinde mutlak kavuşma gerçekleşmeyecek olsa bile, gerçekleşsin diye çabalamaya devam etmektir. Güzeldir aşk. Zordur. Kolaysa zaten aşk değildir.

Öyle bir zamanda gelir ki… Öyle bir zamanda göz göze gelirsin ki… Yol yorgunu bedenini birden büyük bir enerjiyle doldurur. Nefes almaya mecalin yoktur, ama bir bakışla nefes olur sana. Öyle bir gülümser ki aydınlanır gece. Yıldızlar silinir. Sadece onun gülümseyişi vardır.

Zaman durur. O sırada dudaklarınız bir araya gelse kimse sizi görmez, sanırsın.

Ve gün gelir tekrar kesişir yollar. Hiç cesaret edemezsin bir merhabaya. Ama o öyle cesaretli olur ki bir an karşına çıkıp seninle konuşur. İşte o zaman başka bir boyuta geçersin. Etrafta kuşlar dallara konar. Toprakta karıncalar kuytuluklarda birikir. Tüm tabiat birden bekleyişe geçer. Sesler buluşur önce. Konuşması adeta dudakların dansıdır. Bu dansa ritim olur yutkunuşun.

Sonra aşka gelir söz. Laf sanki lafı açsın da konu oraya gelsin diye sözcükler önceden planlar yapmıştır. Ve birden kimine göre imkânsız olan bir aşk, tabiatın huzurunda imkân bulur. Artık asla kopmayacak bir bağ kurulmuştur.

Aşk gerçektir. Hayallerin oluşturduğu bir gerçek… Dünya’nın bir yerinde yukarıdaki gibi kaç tane aşk yaşanıyorsa, işte o aşklar sayesinde parlıyor yıldızlar, ay ve güneş… Kuşlar o yüzden ötüyor. Tabiatı işte o güzelleştiriyor.

İşte o yüzden gerçek aşkı arayın. Aramayı bitirirseniz asla öğrenemeyeceksiniz hayatınızın aşkını. Hayatınızın aşkını tanımadan ölmeyin. Çünkü bir ölüm ancak böylesi bir yoksunlukla kayıptır. Yoksa her ne olursa olsun, ölüm de olsa sonunda o yolculuk kendini bulmaktır.


28 Eylül 2011 Çarşamba

Zamanın Yolculuğunda


Zamanın yolculuğunda,
Koltuk altlarına gizlenmiş bir yürek;
Sana hasret…
Ve her tren istasyonunda ayrı ayrı,
Yolcu ederim yüreğimi.
Yüreğime ömrümü yolluk diye verdiğimdendir,
Zamanın bu kadar hızlı ve tüketen akışı…
Bunu bilir gözlerim; ağlayamaz.

Daha yazın esen bir serin esintiden aldığım
Bugünkü sonbahar haberini okurum göğün sayfalarında.
Yağmur da yağsa şimdi yüzümdeki sensizliğin
Acı tortularını gizler mi?
Sonra kış da yetişse,
Kar yağsa kırar mı toprağımın hastalığına sebep
Sensizlik sızılarımı?
Ben ki sensizliğimi gizlesin diye
Avuçlarımı yüzüme kapattığım kaç sabaha uyandım?
Ve toprağım kaç hastalığa yenik düştü
İkliminin kuraklığında?

Belki çare getirir yüreğim diye,
İşte tam da bunun için onu her durakta yolcu ederim.
Her istasyonun döşeli taşlarına haykırırım.
Ağlayamayışımı…
Çaresiz bir yıldan daha gün beklerken ben,
Yüreğim seni getiremeyecek, bilirim.
Zamanın yolculuğunda sana hasret bir bedenim.