Spor Haberleri

Köşe Yazıları

tren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2013 Salı

Bir Kuleden At Beni İn Aşağıya Tut Beni

Gece yapılan tren yolculuklarında kişisel olarak edindiğim izlenim, seyahat boyunca asla uyuyamıyor olmamdı. Hele ki gidiş-dönüş seyahatlerinde “giden mi uykusuz, dönen mi?” diye sorar dururdum kendime. Bu sebepli uykusuzluklar, kronik yorgunluğa ve kalıcı bir uyku sersemliğine neden oluyordu.

İşte öyle zamanlardan birinde, trenle dönüş seyrindeydim. Güneş doğuyordu. Ve yine uykusuzluk içinde bu gece yolculuğu, gece uçuşuna dönüşüyordu. Hiçbir kulenin umursamadığı bir pilottum artık. “Kule, iniş izni istiyorum.” Kule: “Aradığınız kule servis dışıdır. Size en yakın kulede Rapunzel ikamet etmektedir.”

Her kuleden iniş izni istenmez. Kimisi vardır, işte böyle Rapunzel tarafından yaşanan kuleler ki bu kulelerden tırmanış izni isteyebilirsin. “Rapunzel, saçlarını uzat!” Rapunzel’e de güven olmaz tabii ki. Yalnızlık, depresyonu; depresyon da saç güçsüzleşmesini tetiklemiş olabilir. O zaman da kendini yere yığılmış bulabilirsin. “Düşüş izni istiyorum” O hiç düşünülmeden verilir ama.

Ya Rapunzel intihar ettiyse… Yok, biz bu kuleye de bulaşmayalım. Şahit yazarlar; bir de onunla uğraşmayalım uykusuz uykusuz. Zaten kulenin oradan yol geçecek, kule istimlâk olacakmış. Rapunzel’e de TOKİ’den bir stüdyo daire vereceklermiş. “Rapunzel, saçlarını uzat!” Rapunzel: “Otomatiğe basayım ben.”
Rapunzel’in kulesi de istimlâk olacağına göre tırmanış iznimiz de yanacak o zaman. Metropollerin kuleleri var ama bulutları delen. Onlar da hem suçlu, hem güçlü kategorisinde, havayla, güneş ışığıyla kavgalı… Hava ve güneş ışığı, zor bela imzalatır giriş belgelerini. Kimi zaman patron toplantıda olur. İşte o zaman bekle ki aydınlanasın, bekle ki soluyasın. “Kule, yaşama izni istiyorum.”  Kule: “Yaşamak için itaat etmelisin.” Haydi canım!

Bu kadar kule arasında bir de Kız Kulesi vardır ki ondan hiçbir şey için izin istemem. Karşısında çay içilir onun. Âşıklar ona bakar. O her güzel şeye izin verir. Ona bakarken uykusuzluğunu da unutursun. Sen O’nun karşısında çayını yudumlarken onun içindekiler de pahalı şaraplarını yudumlar. O kadar cilvesi de olsun ama. Bir de unutmadan… Galata Kulesi… Şehrimin güzel siluetinin önemli parçası… Karşıya geçince sana da uğrarım. Senin gölgende de soluklanırım azıcık. Pisa Kulesi eğilmiş ikinizin önünde, ben nasıl sevmeyeyim sizi?
Çok mu duygusallaştım acaba? Biraz da metropol kulelerine nispet yapar gibi oldu, ama o da bu yazının ana fikri olsun.

“Arkadaşım, sayıklıyorsun. Uyan!”

“Azıcık daha dinleyin canım siz de.”

Meğer uyumuşum da sayıklıyormuşum.


E tabi Haydarpaşa tarihe karıştı artık. Böyle bir tren yolculuğunu bile arayacağım gibi.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Zamanın Yolculuğunda


Zamanın yolculuğunda,
Koltuk altlarına gizlenmiş bir yürek;
Sana hasret…
Ve her tren istasyonunda ayrı ayrı,
Yolcu ederim yüreğimi.
Yüreğime ömrümü yolluk diye verdiğimdendir,
Zamanın bu kadar hızlı ve tüketen akışı…
Bunu bilir gözlerim; ağlayamaz.

Daha yazın esen bir serin esintiden aldığım
Bugünkü sonbahar haberini okurum göğün sayfalarında.
Yağmur da yağsa şimdi yüzümdeki sensizliğin
Acı tortularını gizler mi?
Sonra kış da yetişse,
Kar yağsa kırar mı toprağımın hastalığına sebep
Sensizlik sızılarımı?
Ben ki sensizliğimi gizlesin diye
Avuçlarımı yüzüme kapattığım kaç sabaha uyandım?
Ve toprağım kaç hastalığa yenik düştü
İkliminin kuraklığında?

Belki çare getirir yüreğim diye,
İşte tam da bunun için onu her durakta yolcu ederim.
Her istasyonun döşeli taşlarına haykırırım.
Ağlayamayışımı…
Çaresiz bir yıldan daha gün beklerken ben,
Yüreğim seni getiremeyecek, bilirim.
Zamanın yolculuğunda sana hasret bir bedenim.

25 Eylül 2011 Pazar

Usta Bir Kuleden At Beni İn Aşağıya Tut Beni


Gece yapılan tren yolculuklarında kişisel olarak edindiğim izlenim, seyahat boyunca asla uyuyamıyor olmam… Hele ki gidiş-dönüş seyahatlerinde “giden mi uykusuz, dönen mi?” diye sorar dururum kendime. Bu sebepli uykusuzluklar, kronik yorgunluğa ve kalıcı bir uyku sersemliğine neden oluyor.

İşte öyle zamanlardan birinde, trenle dönüş seyrindeyim. Güneş doğuyor. Ve yine uykusuzluk içinde bu gece yolculuğu, gece uçuşuna dönüşüyor. Hiçbir kulenin umursamadığı bir pilotum artık. “Kule, iniş izni istiyorum.” Kule: “Aradığınız kule servis dışıdır. Size en yakın kulede Rapunzel ikamet etmektedir


Her kuleden iniş izni istenmez. Kimisi vardır, işte böyle Rapunzel tarafından yaşanan kuleler ki bu kulelerden tırmanış izni isteyebilirsin. “Rapunzel, saçlarını uzat!” Rapunzel’e de güven olmaz tabii ki. Yalnızlık, depresyonu; depresyon da saç güçsüzleşmesini tetiklemiş olabilir. O zaman da kendini yere yığılmış bulabilirsin. “Düşüş izni istiyorum”


Ya Rapunzel intihar ettiyse… Yok, biz bu kuleye de bulaşmayalım. Şahit yazarlar; bir de onunla uğraşmayalım uykusuz uykusuz. Zaten kulenin oradan yol geçecek, kule istimlâk olacakmış. Rapunzel’e de TOKİ’den bir stüdyo daire vereceklermiş. “Rapunzel, saçlarını uzat!” Rapunzel: “Otomatiğe basayım ben.”


Rapunzel’in kulesi de istimlâk olacağına göre tırmanış iznimiz de yanacak o zaman. Metropollerin kuleleri var ama bulutları delen. Onlar da hem suçlu, hem güçlü kategorisinde, havayla, güneş ışığıyla kavgalı… Hava ve güneş ışığı, zor bela imzalatır giriş belgelerini. Kimi zaman patron toplantıda olur. İşte o zaman bekle ki aydınlanasın, bekle ki soluyasın. “Kule, yaşama izni istiyorum.” Kule: “Yaşamak için itaat etmelisin.” Haydi canım!


Bu kadar kule arasında bir de Kız Kulesi vardır ki ondan hiçbir şey için izin istemem. Karşısında çay içilir onun. Âşıklar ona bakar. O her güzel şeye izin verir. Ona bakarken uykusuzluğunu da unutursun. Sen O’nun karşısında çayını yudumlarken onun içindekiler de pahalı şaraplarını yudumlar. O kadar cilvesi de olsun ama. Bir de unutmadan… Galata Kulesi… Şehrimin güzel siluetinin önemli parçası… Karşıya geçince sana da uğrarım. Senin gölgende de soluklanırım azıcık. Pisa Kulesi eğilmiş ikinizin önünde, ben nasıl sevmeyeyim sizi?


Çok mu duygusallaştım acaba? Biraz da metropol kulelerine nispet yapar gibi oldu, ama o da bu yazının ana fikri olsun.


“Arkadaşım, sayıklıyorsun. Uyan!”

“Azıcık daha dinleyin canım siz de.”
Meğer uyumuşum da sayıklıyormuşum.

Mayıs 2011