Spor Haberleri

Köşe Yazıları

yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2013 Pazartesi

Sensizliğin Bilgeliği

Zamanın yolculuğunda, koltuk altlarına gizlenmiş bir yürek… Sana hasret... Ve her tren istasyonunda ayrı ayrı, yolcu ederim yüreğimi. Yüreğime ömrümü yolluk diye verdiğimdendir, Zamanın bu kadar hızlı ve tüketen akışı... Bunu bilir gözlerim; ağlayamaz.

Daha yazın esen bir serin esintiden aldığım bugünkü sonbahar haberini okurum göğün sayfalarında. Yağmur da yağsa şimdi yüzümdeki sensizliğin acı tortularını gizler mi? Sonra kış da yetişse, kar yağsa kırar mı toprağımın hastalığına sebep sensizlik sızılarımı? Ben ki sensizliğimi gizlesin diye avuçlarımı yüzüme kapattığım kaç sabaha uyandım? Ve toprağım kaç hastalığa yenik düştü ikliminin kuraklığında?

Belki çare getirir yüreğim diye, işte tam da bunun için onu her durakta yolcu ederim. Her istasyonun döşeli taşlarına haykırırım. Ağlayamayışımı... Çaresiz bir yıldan daha gün beklerken ben, yüreğim seni getiremeyecek, bilirim. Zamanın yolculuğunda sana hasret bir bedenim.

Söyleyemediklerimi işitir mi yüreğin? Ya da göremediklerimi görebilir misin?

Ben yıldızlara fısıldadım aşkı her gece parlasınlar diye sana. Bulutların arkasında da kalsalar, bir rüzgâr estirip okşarlar saçlarını. Yıldızlar ellerimdi. Yıldızlar uzaktı, ya da ben sensizdim.

İnsan sadece birine uzatabilir ellerini yazardı ya aşkın kitabında, ben ellerimi sana uzattım o kitabı yırtarcasına. Tutar mısın? Soğuktan titreyen bir serçe gibi titreyen ellerimi sıcaklığınla avutur musun? Yeni bir aşk kitabının önsözü olur mu sözcüklerimiz?

Öpemediğim dudaklarının hasreti, dokunamadığım tenin kokusu sinmiş düşlerim, bedenimde bedeninin çırılçıplak iziyle yüreğim garip bir aşkın yolculuğunda… Ve valizimde her şeye rağmen yeşerttiğim aşk çiçekleri... Toprağına hasret... Sana hasret yüreğime yol arkadaşı olurken söyleyemediklerimi işitti mi yüreğin?

Ya da hatırlamak istemediğin bir anı mıyım şimdi? Hangi okyanusta gözlerinin ışıltısı?
Hangi kıyıya vuruyor bakışların? Ne kadar soru varsa şimdi, cevapları sessizliğinde gizli gecenin... Ben sonsuz sessizliğimde, denizlerdeki sensizliğin girdabında, uzaydaki kara deliklerin keşfindeyim. Yokluğunu öğrenirken bilgeliğim...





25 Eylül 2011 Pazar

Usta Bir Kuleden At Beni İn Aşağıya Tut Beni


Gece yapılan tren yolculuklarında kişisel olarak edindiğim izlenim, seyahat boyunca asla uyuyamıyor olmam… Hele ki gidiş-dönüş seyahatlerinde “giden mi uykusuz, dönen mi?” diye sorar dururum kendime. Bu sebepli uykusuzluklar, kronik yorgunluğa ve kalıcı bir uyku sersemliğine neden oluyor.

İşte öyle zamanlardan birinde, trenle dönüş seyrindeyim. Güneş doğuyor. Ve yine uykusuzluk içinde bu gece yolculuğu, gece uçuşuna dönüşüyor. Hiçbir kulenin umursamadığı bir pilotum artık. “Kule, iniş izni istiyorum.” Kule: “Aradığınız kule servis dışıdır. Size en yakın kulede Rapunzel ikamet etmektedir


Her kuleden iniş izni istenmez. Kimisi vardır, işte böyle Rapunzel tarafından yaşanan kuleler ki bu kulelerden tırmanış izni isteyebilirsin. “Rapunzel, saçlarını uzat!” Rapunzel’e de güven olmaz tabii ki. Yalnızlık, depresyonu; depresyon da saç güçsüzleşmesini tetiklemiş olabilir. O zaman da kendini yere yığılmış bulabilirsin. “Düşüş izni istiyorum”


Ya Rapunzel intihar ettiyse… Yok, biz bu kuleye de bulaşmayalım. Şahit yazarlar; bir de onunla uğraşmayalım uykusuz uykusuz. Zaten kulenin oradan yol geçecek, kule istimlâk olacakmış. Rapunzel’e de TOKİ’den bir stüdyo daire vereceklermiş. “Rapunzel, saçlarını uzat!” Rapunzel: “Otomatiğe basayım ben.”


Rapunzel’in kulesi de istimlâk olacağına göre tırmanış iznimiz de yanacak o zaman. Metropollerin kuleleri var ama bulutları delen. Onlar da hem suçlu, hem güçlü kategorisinde, havayla, güneş ışığıyla kavgalı… Hava ve güneş ışığı, zor bela imzalatır giriş belgelerini. Kimi zaman patron toplantıda olur. İşte o zaman bekle ki aydınlanasın, bekle ki soluyasın. “Kule, yaşama izni istiyorum.” Kule: “Yaşamak için itaat etmelisin.” Haydi canım!


Bu kadar kule arasında bir de Kız Kulesi vardır ki ondan hiçbir şey için izin istemem. Karşısında çay içilir onun. Âşıklar ona bakar. O her güzel şeye izin verir. Ona bakarken uykusuzluğunu da unutursun. Sen O’nun karşısında çayını yudumlarken onun içindekiler de pahalı şaraplarını yudumlar. O kadar cilvesi de olsun ama. Bir de unutmadan… Galata Kulesi… Şehrimin güzel siluetinin önemli parçası… Karşıya geçince sana da uğrarım. Senin gölgende de soluklanırım azıcık. Pisa Kulesi eğilmiş ikinizin önünde, ben nasıl sevmeyeyim sizi?


Çok mu duygusallaştım acaba? Biraz da metropol kulelerine nispet yapar gibi oldu, ama o da bu yazının ana fikri olsun.


“Arkadaşım, sayıklıyorsun. Uyan!”

“Azıcık daha dinleyin canım siz de.”
Meğer uyumuşum da sayıklıyormuşum.

Mayıs 2011