Spor Haberleri

Köşe Yazıları

masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Masaldan Gerçekler

Masallara İnandın hep değil mi? Oysa masallardaki gibi değil hayat… Gökten üç elma düşse üçü de yasak…

Ve Rapunzel bile günün kısa saç modasına kapılmış; o yüzden tırmanamayacağız kuleye artık. Pamuk Prenses’in kaybolacağı bir orman, Kırmızı Başlıklı Kız’ı kandırıp midesine indirecek bir kurt da yok. Onun yerine “insanlar mutlu olsun” diye ormanları yiyen ve yerine kocaman şehirler kuran kurt adamlar var artık.

Bir dakika, bir dakika… Masallara inandın, diyordum. Ve şimdi ise beni terk ediyorsun. Hem de bu kadar acının ortasında, ellerimde bir gülün kurumuşluğunu bırakıp, daha hamken bile cayır cayır bir yüreğin girdabında bırakıveriyorsun bedenimi. Bense yollara dökülüyorum. Yokluğunu öğrenme çilesi çekmeye, bilgeleşmeye bu uğurda… Her acı kendi masalına ihtiyaç duyarmış meğer. Ve yolculuğun tek gayesi de buymuş.

Sen kendi masalının yolculuğuna çıkarak, beni sırılsıklam bir gerçeğin ortasında çırılçıplak bıraktın. Kendi masalına muhtaç bir berduşa çevirdin bir bakıma. Daha hamken cayır cayırdı yüreğim. Yanarken nice olurdum? Bilemedim. Göremezdin. Toprağına yabancı gece çiçekleri açardı kuytuluklarımın koynunda da… Koklayamazdım.

Toprak demişken… Bu topraklar başkaydı sevgili. Bu coğrafya sanki deneme sürümü gibi… Diğerlerinden farklıydı. Burada her şey, bir kâbustaymış gibi, tam tersiydi olağan olanın. Burada katil, kahramandı. Burada insan hayatı değersizdi. Onun yerine olmayan, hayali şeylere değer verilirdi. Ama gariptir ki, burada güzelliklerle yüklü tüm hayaller yasaktı. İşte bu yüzden buraya düşen tüm hayali kahramanlar kendini bozardı bir defa. Zenginden alıp fakire vermesiyle ün salmış Robin Hood bile fakiri alıp zengine yedirecek hale gelirdi. 

Yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot, nükleer santral işine girerdi. Bir Uyuyan Güzel bozmazdı kendini. Herkese örnek bir model gibi sunardı onu ‘büyük adamlar.’

Dedim ya, farklıydı burası. Yine de direnmiştik. Çarkların arasında kalmayalım diye hep yer değiştirmiştik. “Çarklara Dişli Aranıyor” diye yazan tüm ilanları görmezden gelmiştik.


Ve sen gittin. Onu diyordum, değil mi? Ellerimde kuruyan gülün unutulmuşluğuydu yokluğun. Ellerim toprakları susuz bırakılmış, unutulmuş bir vatandı. Masalını arayan sen… Bensiz çıktığın yolculuğunda… Bense masalımı ararken, gerçeklerin acı girdabında, uzaydaki kara deliklerin keşfindeyim. Yokluğunu öğrenirken bilgeliğim…

25 Eylül 2011 Pazar

Usta Bir Kuleden At Beni İn Aşağıya Tut Beni


Gece yapılan tren yolculuklarında kişisel olarak edindiğim izlenim, seyahat boyunca asla uyuyamıyor olmam… Hele ki gidiş-dönüş seyahatlerinde “giden mi uykusuz, dönen mi?” diye sorar dururum kendime. Bu sebepli uykusuzluklar, kronik yorgunluğa ve kalıcı bir uyku sersemliğine neden oluyor.

İşte öyle zamanlardan birinde, trenle dönüş seyrindeyim. Güneş doğuyor. Ve yine uykusuzluk içinde bu gece yolculuğu, gece uçuşuna dönüşüyor. Hiçbir kulenin umursamadığı bir pilotum artık. “Kule, iniş izni istiyorum.” Kule: “Aradığınız kule servis dışıdır. Size en yakın kulede Rapunzel ikamet etmektedir


Her kuleden iniş izni istenmez. Kimisi vardır, işte böyle Rapunzel tarafından yaşanan kuleler ki bu kulelerden tırmanış izni isteyebilirsin. “Rapunzel, saçlarını uzat!” Rapunzel’e de güven olmaz tabii ki. Yalnızlık, depresyonu; depresyon da saç güçsüzleşmesini tetiklemiş olabilir. O zaman da kendini yere yığılmış bulabilirsin. “Düşüş izni istiyorum”


Ya Rapunzel intihar ettiyse… Yok, biz bu kuleye de bulaşmayalım. Şahit yazarlar; bir de onunla uğraşmayalım uykusuz uykusuz. Zaten kulenin oradan yol geçecek, kule istimlâk olacakmış. Rapunzel’e de TOKİ’den bir stüdyo daire vereceklermiş. “Rapunzel, saçlarını uzat!” Rapunzel: “Otomatiğe basayım ben.”


Rapunzel’in kulesi de istimlâk olacağına göre tırmanış iznimiz de yanacak o zaman. Metropollerin kuleleri var ama bulutları delen. Onlar da hem suçlu, hem güçlü kategorisinde, havayla, güneş ışığıyla kavgalı… Hava ve güneş ışığı, zor bela imzalatır giriş belgelerini. Kimi zaman patron toplantıda olur. İşte o zaman bekle ki aydınlanasın, bekle ki soluyasın. “Kule, yaşama izni istiyorum.” Kule: “Yaşamak için itaat etmelisin.” Haydi canım!


Bu kadar kule arasında bir de Kız Kulesi vardır ki ondan hiçbir şey için izin istemem. Karşısında çay içilir onun. Âşıklar ona bakar. O her güzel şeye izin verir. Ona bakarken uykusuzluğunu da unutursun. Sen O’nun karşısında çayını yudumlarken onun içindekiler de pahalı şaraplarını yudumlar. O kadar cilvesi de olsun ama. Bir de unutmadan… Galata Kulesi… Şehrimin güzel siluetinin önemli parçası… Karşıya geçince sana da uğrarım. Senin gölgende de soluklanırım azıcık. Pisa Kulesi eğilmiş ikinizin önünde, ben nasıl sevmeyeyim sizi?


Çok mu duygusallaştım acaba? Biraz da metropol kulelerine nispet yapar gibi oldu, ama o da bu yazının ana fikri olsun.


“Arkadaşım, sayıklıyorsun. Uyan!”

“Azıcık daha dinleyin canım siz de.”
Meğer uyumuşum da sayıklıyormuşum.

Mayıs 2011