Spor Haberleri

Köşe Yazıları

hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2013 Salı

Ben O Kavuşmasız Aşklarımı Bile Yitirdim

Tanımsız bırakılmış kavramları, dertleri çaresiz, aşkları kavuşmasız ve hüzünlere gark edilmiş umutları bir adamım tarihin çizgisinde. Tarihim şimdi... Tozları göğe savrulmuş, kayıp... Parçaları toprağına gömülü eski coğrafyaların. Sonsuzda saklı...

Nerede bulacağımı bilmediğim yüreğim, hangi rüzgâra açılacağını bilmediğim yelkenleri teknelerimin... Hangi savaştan zaferle çıkmışım ki, şimdi sevilsin bedenim?

Aşkı satır satır yazan, cayır cayır yanan yokluğunun alevindeyim. Ben yine toplamayı seviyorum hayatın matematiğinde.İnsanlığı reddedermiş gibi gelir o yüzden gidişin. Düşleri biriktirdiğim gözlerim, her sabah açılır da amaçsızca, sen başka bir kentte çoktan uyanmış olursun. İşte ondan her sabah terk edilişim...

Mantıkla çözülemeyen bir problemim. Tüm değerlere seni verdiğimden midir bilinmeyenliğim? Ve ben, o kavuşmasız aşklarımı bile yitirdim.

14 Eylül 2013 Cumartesi

Seni Parçalayamam Kalbimden

Moleküllerini parçaladım ulaşılmaz denilen dağların, seni parçalayamadım kalbimden. Ve sol yanımdan köyler boşaltıldı bir gece, ansızın… Bir seni sürmediler içimden.

Sonunda göğsüme ilişmiş bir sancı oldun. Başka aşkları almasın diye gözlerim açılmaz perdelerle çevreledim zihnimi. Sen yoktun. Ebedi tadilattaydı, giderim, dediğin yollar.

Ama git artık yolculuğuna Dönülmezliğinde kaybol. Git artık. Gitmezsen sancırım. Sancırım da kurtulamam perdelerinden.

Git artık. Gitmezsen yürüyemem. Şimdi diyeceksin ki bu ne tutarsızlık… Yanımdayken tutmadığın ellerim soğuktan titreyen bir serçe gibi… Ne kadar dayanır? Karşımdayken bakmadığın gözlerim nasıl görür önünü? Git artık. Gitmezsen kanarım.


Seni parçalayamam kalbimden.

Zamandan Kopan

Adını korkak bir bağlaç gibi bağladım diğer cümleye. Harflerin sustu. Ve yok oldun dün geceki son sesin gibi. Ve gecenin elleri, adın yazılı her kâğıdı, buruşturup atıyordu izinsizce.

Gözlerine baktıkça hayalimde aklımı yitiriyorum. Bakışlarını yakaladığımda ve tekrar kaybettiğimde… Beni besleyen ne varsa evrende, senden türemiş gibi…

Duru suları derelerin, gölleri besleyen… Yüzümü yıkadığım, susuzluğumu giderdiğim, Kan revan içinde kalmış yokluğunun şiddetinden kalbimi arındırdığım… Aşkımın dağlarından doğmuş derelerin yatağında sana akıyorum. Ve yitiriyorum bakışını yine, apansız bir ölüme dökülüyor gözlerim.

Ve her şey yeniden başladı. Yeni doğan günün ilk dakikalarıyla yüzün geldi. Süzülerek pencere aralıklarından… El yordamıyla bulduğum tenine dokundum. Kaçıncı defa… Ve belki de son defa…

Kısacık bir andı. Sıcaklığını içime dolduracak kısacık bir an… İflah olmaz aşkların sınırında.


Ve gecenin elleri yüzünün görüldüğü her dakikayı üfleyerek temizliyordu izinsizce.

12 Eylül 2013 Perşembe

Doğanın Dengesinde Yitik Zamanlar

Kaldırım kenarına uzanmış sarhoş bir adam şimdi sevdam. Ne kalabalıkların umurunda, Ne de patlamaya hazır yağmur havasının… Ve yol kenarındaki oluklara süzülmekte, şişedeki son yudum şarap… Sevdam… Yazgısı geçmişin duvarlarına çizilmiş, Yitiş fermanı çoktan yazılmış; sevdam…

Ve açıldıktan sonra üç günmüş yüreğimin ömrü. Her seferinde bilindik acı… Tanıdık sözler… İşte, şimdi son demindeyim hayatın. Kaldırım kenarında sere serpe, son cümlen üzerine örtülü
Sevdam…

Geçmişin dönemecinde bıraktığım umutları topluyor tarihin gezginleri. Her mevsiminde toprağın… Ben yine yalnızlığı severim. Beni bıraktığın halimle her gün yeniden, taptaze bir acıyı koklarım. Ben yine hüzünlerin yolcuğunda, yine her köşe başına umutlarımı bırakırken,
Bıkmaz üşenmez geçmişin gezginleri, üzerlerinden acıları temizlenince yaşanabilir aşkları toplamaktan. Ama yine de ben, yürümeliyim. Geleceği doldurmalıyım içime, adımı bile unutmalıyım ki, yeni bir hayatı beklemeli benliğim. Tüm yitik zamanlarda ve doğanın dengesinde…

Yine de açıldıktan sonra üç gündür yüreğimin ömrü. Benliğim yeni hayatında da kısacık anları koklayacak diye mi yorulur? Yoksa yine sen çıkarsın da son cümleni serdiğin sevdamı kurtarır mısın yitmekten?


10 Eylül 2013 Salı

Evrenin Ağır İşçisi

En ağır işçisiyim evrenin. Seni beklerim emek emek işlediğim yalnızlığımda. Bir gün çıkıp gelirsin diye, kapılar inşa ederim sana. Uzaklardan beni görebilesin diye, deniz fenerleri yaparım her kıyısına hayatının.

Sana hazırlarım verimli topraklarını yurdumun. Dereleri kurutan barajları yıkar, geçerim. Geldiğinde susamış olursun diye.

Her kavganın sıkılı yumruğu olurum. Her âşık için gözyaşı dökerim sevdiğim. Diri tutabilmek için tüm güzel duygularımı… Gökyüzüne her bakışında, görebilmek için gözlerinin ışıltısını, yıldızlarla anlaşırım. Omuzlarına aşkımı yağdırsınlar diye. Yüreğimi tutuştururum aşkının ateşinde; yakar, göğe savururum küllerini.

Ve her zalime direnirim meydan meydan. Geldiğinde özgür bir vatanın olsun diye. En ağır işçisiyim evrenin. Seni beklerim haklı hüzünlerimin kıyısında.

8 Eylül 2013 Pazar

Gecenin Çıkmazındaydı Gözlerin

Gözlerin gecenin çıkmazındaydı. Şehir sonra anladı.

Kayıp yürekler kıyılara vurunca cansız, anladı şehir. Anladı şehir ömrün bu denli sessizliğini. Kalabalığın ve gürültünün arasında anlamsızlığını... Anlamsızlık... Aşkın yer almadığı yaşam parçacıklarıydı. Anladı şehir. Kayıp yürekler akıllara vurunca sızladı.

Satır aralarına sıkışmış gizli bir sessizlikti aşk. Bulup da anlamlandıralım diye hayatı, garip belirsizliklerle yüklü, yorucu, sızılı... Ve işte tüm bu hayatın ortasında, tam da en belirgin noktasında sen... Satır aralarına gizlenmiş bir aşktın. Gizli ve sessiz... Bilmesin kimse diye, hiç kimse görmesin diye yani, tüm dillerin en az kullanılan harfine sığınmış sen...

Senin tüm gizliliğine rağmen, nazire olsun diye sanki, ya da öyle değil de yüreğimin karakteri gereği ortalık yerde, çırılçıplak ve ıslak… Âşık, deli... Ben...

Yüreğimde çılgın zamanların yaşanamamışlığı… Ve hırçın rüzgârların zaman zaman esip de göğe savurduğu, sanırım kaybettiği, hakiki hasret parçacıkları... Nehirlerin beslediği okyanuslara karışmış, derinlerde yediği vurgunun ağırlığı çökmüş... Ve bir gün batımında kıyılara vurduğunda duygular, anladı şehir. Ömrün bu denli sensizliğini...

Şehirde hangi ışıktaydın peki? Nasıl bir kayıpsın ki bu kadar aşikâr, ama bir o kadar da belirsiz...

Tüm geceyi sokak sokak dolaştım sonra. Beni bilirsin meydanların adamıyım. Gölgeleri sarhoş eden meyhane önlerinden geçtim. Sarhoş kokuların, eğlenen ve bazen sızlanan karmaşık insanların doldurduğu meyhanelerin... Seni ararken bir sokak lambasının gölgesinde soluklandım.

Ve anladı şehir. Ömrün bu denli sana hasretini… Nereye baksam gecenin çıkmazındaydı gözlerin. Anladı şehir.



28 Eylül 2011 Çarşamba

Zamanın Yolculuğunda


Zamanın yolculuğunda,
Koltuk altlarına gizlenmiş bir yürek;
Sana hasret…
Ve her tren istasyonunda ayrı ayrı,
Yolcu ederim yüreğimi.
Yüreğime ömrümü yolluk diye verdiğimdendir,
Zamanın bu kadar hızlı ve tüketen akışı…
Bunu bilir gözlerim; ağlayamaz.

Daha yazın esen bir serin esintiden aldığım
Bugünkü sonbahar haberini okurum göğün sayfalarında.
Yağmur da yağsa şimdi yüzümdeki sensizliğin
Acı tortularını gizler mi?
Sonra kış da yetişse,
Kar yağsa kırar mı toprağımın hastalığına sebep
Sensizlik sızılarımı?
Ben ki sensizliğimi gizlesin diye
Avuçlarımı yüzüme kapattığım kaç sabaha uyandım?
Ve toprağım kaç hastalığa yenik düştü
İkliminin kuraklığında?

Belki çare getirir yüreğim diye,
İşte tam da bunun için onu her durakta yolcu ederim.
Her istasyonun döşeli taşlarına haykırırım.
Ağlayamayışımı…
Çaresiz bir yıldan daha gün beklerken ben,
Yüreğim seni getiremeyecek, bilirim.
Zamanın yolculuğunda sana hasret bir bedenim.