Spor Haberleri

Köşe Yazıları

beyoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beyoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Bu sokak müzisyenleri size ne etmiş?

Önce bahsedeceğim meselenin kişiselleştirilmiş halini aktarmak istiyorum. Dünkü yazımda bahsettiğim gibi kısa bir süredir İstiklal Caddesi’nde birkaç arkadaşımla müzik yapıyorum. Son çalışımızda yanımıza gelen sivil zabıtalar tarafından uyarı aldık. Trompetin yasak olduğunu söylediler. “Bu yasak” diye elimdeki trompeti işaret ederek “bir daha görürsek el koyarız” dediler.
Eminim çok müzisyen yaşıyordur. Yine de geri gelip çalıyorlardır. Direnmek gerekir de. Doğru. Ancak ben zabıtadan bıkarak başladığım bir müzik hayatına sahibim. Bağdat Caddesi’nde de aynı tantana olmuştu. Nişantaşı’nda da… Dolayısıyla siyasi bir malzeme çıkarmaya gerek yok. Yani birileri çıkıp “AKP’li belediyeler falan filan…” diye siyasi mesajlar verecekse vazgeçsin. Bunun siyasi değil sosyolojik bir sorun olduğunu söylemek zorundayım. Ki Kadıköy Belediyesi ve Şişli Belediyesi AKP’li falan değil…
Olay biraz kültürle alakalı… Trompetle de bir alıp veremedikleri yok elbette. Dinlemedikleri müddetçe tabi… Oysa ben öyle beyaz Türk kafasıyla “ben aslında cazdan başka müzik yapmam” diyerek yaşamıyorum. Bu toprağın müziğini yapıyorum. Bu toprağın müziği için katkıda bulunmak istiyorum. O müziğin içinde trompetin yer alması, hatasıyla doğrusuyla o duyguya katılması dinleyende olumlu bir etki yaratıyordu şüphesiz. Ancak bunun gibi çok örnekten hatırladığım gibi o ilginin negatif yansıması da oluyor. Şikâyet mekanizması…
Sokak müzisyenliği kent kültürünün çok önemli bir parçası… Müziğin de kendine ait dinamiği var. Eserine göre yükseleceğin, düşeceğin yerler var. Temponun artıp azaldığı noktalar var. Bütün bunları hakkıyla yaptığın zaman alkışı alıyorsun, ilgiyi topluyorsun. Ama biri o kadar olumlu hal içinde gidip seni şikâyet ediyor. “Bu adam çok gürültü yapıyor” diyor. Zabıtanın da canına minnet… “Müzik yapıyorlar abi, ne güzel işte” diyecek bir kültürü İstanbul’un kültür merkezi Beyoğlu’nda sahip olamadıysak hangi semtte sahip olalım. Turistler memnun… Farklı bir müzikal birlikteliğe şahit oluyor. Beyoğlu için daha iyi nasıl tanıtım yapılabilir?
Bunun bir sosyolojik sorun olduğunu, kültürel bir eksikliğin sonucu olduğunu söylemeyeyim de ne diyeyim? Mesela “zabıtalar beni sevmiyor” mu diyeyim? “Garibiiim, vurmayın abileriiim” mi diyeyim? Acındırma mı yapayım? Direneyim de bir dahakine enstrümanı mı kaybedeyim? Sonra orada üzerime benzin döküp yakayım mı? Heh! İşte ancak böyle bir çaresizlik içinde olduğunda varlığı prim yapıyor insanın. Bak… Laf lafı açtı. Diyelim ki benim trompete el koydular; kamyonete karpuz gibi attılar, paramparça yaptılar. Ben de o sırada kendimi kaybedip oracıkta intihar ettim. Haber olur. Zabıtaların bu davranışı protestolara konu olur. Ben de sokak müzisyenleri şehidi olurum. He mi?
Olayın bu aşamaya gelmesi abartılı bir kurgu elbette. Ama bu sorunun dillendirilmesi için de birinin ölmesine gerek yok. Kültürel gelişimini tamamlamamış, görev yapmakla saçmalamanın ayrımına varamamış, doğru inisiyatif kullanamayan insanlara verilen yetkini sonucu olarak sadece sokak müzisyenleri diken üstünde değil…
Sonuçta uzunca bir süre sokakta çalmayacağım. Olur ya sokakta çalınabilecek ses seviyesinde bir enstrüman öğrenirim; o zaman. Üzüldüğüm şey, sokağın ritmine uyumlu olarak uzunca bir süre çalamayacak olmak… Bir de bu zabıtalar beni niye sevmiyor arkadaş?






18 Temmuz 2013 Perşembe

'Sabrı taşan esnaf' sabrı taşıran AKP'nin eski vekili çıktı!

Geçen hafta Galatasaray Meydanı’nda düzenlenen basın toplantısında. Türkiye Esnafı ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği (TESKOMB) Başkanı Kadir Akgül, Gezi Parkı eylemcilerini kınayıp, “Esnafın sabrı taştı” demişti. Beyoğlu esnafının “Bu kişiyi tanımıyoruz” diye tepki gösterdiği bu isim, AKP’nin Yozgat eski milletvekili çıktı.
Kadir Akgül, Gezi Parkı olaylarının kendilerini mağdur ettiğini açıklamıştı. Ancak Beyoğlu esnafının tanımadığı bu kişilerin Galatasaray’a lüks araçlarla geldiği, TOMA ile güvenlik önlemi alan polisin de Mini Cooper araçlarla etrafı çevirdiği görülmüştü.
Görüldüğü üzere AKP eski ya da yeni her yolu denemeye kararlı… Zaman zaman bilindik ve eski baskı yollarını kullanan, yani eli sopalı, palalı adamları etrafa salan muktedir, eski milletvekiline de sözcülük görevi verebiliyor.
Oysa çok iyi biliyoruz ki Beyoğlu’ndaki esnafı mağdur eden uygulamalar, iktidarın yıllardır yürüttüğü kentsel dönüşüm projeleridir. Mekânlara masa yasağı, içkili mekânlara kısıtlamalar, içki kısıtlaması gibi uygulamalar, Beyoğlu’ndaki esnafın çok büyük kısmını zaten mağdur ediyordu. Orayı bir eğlence semti haline getiren pek çok iş yeri zaten bu kısıtlamalardan dolayı zorluklar yaşıyor.
O yüzden hiçbir aklı başında esnaf çıkıp da direnişin temel sebebi özgürlüklerin karşısında yer almayacaktı. İşin bir başka yönü, birçoğu günlük kazançların peşinde değil. Beyoğlu’nun hiçbir dokusuna, yaşam tarzına zarar verilmeden, insansızlaştırılmadan varlığını sürdürmesini ister oranın esnafı.
Kadir Akgül’ün açıklamasının ardından Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği Başkanı (BEYDER) Başkanı Tarkan Konar, “Buradan esnaf adına söz söyleyenleri Beyoğlu’nda tanıyan bir esnafa bile rastlamadım. Odalara, birliklere, gruplara soruyoruz. Yıllardır neredeydiniz? Ne oldu da esnaf dostu oldunuz?” demişti. Konar’ın iş yeri bu açıklamayı yaptığı basın toplantısından sonra 3 gün süreyle mühürlendi. ‘Meşru’ sebepler bulundu tabi. Yersek…

İşte asıl mesele de bu. Her geçen gün yaşam tarzlarının daha büyük tehlike altında olduğu bir ülkede, esnafın mağduriyetinden dert yanan Kadir Akgül, Başbakan’ın ayranı “Milli içki” ilan etmesinin ardından üzerinde “Dünya lideri Erdoğan, milli içeceğimiz ayran” yazan bir ayran yayığını kendilerine hediye etmişti. İşte o yüzden Beyoğlu gibi mekânlarının çok büyük kısmının içkili olduğu bir semtte esnaf mağduriyetinden dert yanmak hiç de samimi gelmiyor. Gerçi biz iktidardan artık samimiyet aramayı çok önce bırakmıştık.