Spor Haberleri

Köşe Yazıları

dayak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dayak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Uçan İrlandalı


Dün hem sosyal medyanın hem de görsel medyanın konusu oldu. İrlandalı turistin kalabalık bir esnaf grubuyla yaptığı meydan savaşı gündemi meşgul etti.

Kavganın neden çıktığının bir önemi yok. Görüntülere bakılırsa Türkiye’deki linç kültürünün bir ekip çalışması olduğunu görülebilir. Adama sandalyeler ve sopalara saldıran esnaf hiç de beklemediği bir karşılık alıyor. İrlandalı bu kontrolsüz saldırganları kontrollü ve sağlam yumruklarla etkisiz hale getiriyor.

Vallahi normal şartlarda bir yabancı turist bizim esnafı dövse “nasıl böyle bir şey olur?” diye İrlandalıya tepki göstermemiz gerekirdi. Ama durum zaten eşit değil… Bizim sahte kabadayılar bir çakal sürüsü gibi kalabalıklaşınca coşuyorlar. Haksızlıklarının kalabalık olduklarında görünmez olacağını sananlara bir ders niteliğinde İrlandalının mücadelesini izliyoruz. Göründüğü üzere kavganın başlangıcında oldukça sakin ve kendini korumaya yönelik davranan İrlandalı sonradan “yeminimi bozdum uleeeen” der gibi başlıyor saydırmaya.

Milliyetçi dostlar kızmasın. Gerçi şimdi yelpaze daha geniş… Bir İrlandalıyı ayırt edemeyeceklerinden kendi dillerini konuşmayan herhangi bir beyaz onlar için bir hedef olabilir. Ama bence bundan sonra biraz daha dikkat edin. Neme lazım, adam boksör çıkabiliyor sonuçta.

Neredeyse 10 kişi bir adama saldırarak kavga kazanmaya çalışan esnaflar hayatlarının dersini alıyor. Sadece ders alan bu esnaflar mı olmalı? Yaptıkları haksızlık karşısında tepki gösteren herkese bir mafya edasıyla tüm güçleriyle saldıran bir ülke yönetiminin de ders alması gerek… Bir adama sırf kardeşinin ölümüne neden olan savaşın hesabını soruyor diye saldıranların o esnaflardan bir farkı yok. Başlarına da böylesi olmasa da bir başka bir yenilgi geldiğinde mağduru oynamasınlar.

Kavgaya dönelim. İrlandalının attığı yumruk sonrası uçarak yere düşen adamı gördünüz mü? Yerden kalkamıyor. Ya da kalkmayıp bir de tekmesini tatmak istiyor. Peki, İrlandalı dönüp yerdeki adama yeniden saldırıyor mu? Hayır. Bizde olsa yerdeki adamı tekmelemeye devam ederlerdi. İşte bu da kontrollü güç… Kendini savunmak isteyen adamın yapacağı budur. Ancak bu ülkenin jandarma görevi verilmiş esnafı yerde yatan savunmasız bir genci öldüresiye döver.

Alınması gereken ders çok… Dünden beri İrlandalıya yakılan türkülerin sebebi bir yabancı hayranlığı değil… İrlandalı hareketiyle ülkemde yalnız kalıp saldırıya uğrayan tüm kesimler için bir cesaret simgesi… Elbette dövmeyelim. Elbette şiddete meyletmeyelim. Ama haklılığın önünde durulmayacak bir güç olduğunu da asla unutmayalım.

Şimdi bu yazıyı okuyup milliyetçi duygularla saldırıya geçecek trollere duyurulur. Bir Uçan İrlandalı daha tanıyorum. (Şaka be)

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Babamı neden affettim?

Küçücük bir çocuktum anneme ilk kez tokat attığında babam. Belki de sadece benim için bir ilkti bu manzara. Ama o tokadı hep yüzümde hissettim yıllar boyu. Anneme uyguladığı her şiddeti ta yüreğimde hissetmeyi öğrendiğimde daha dört yaşındaydım. Kız kardeşim bir yaşını dolduruyordu o yıllar. Her kavgada uyanırdı. Uyanmasın diye beşiğini sallardım gözyaşları içinde. Oyuncaklarımla oynamaktansa, aile içi şiddeti yaşayarak öğreniyordum. Gözlerimdeki acı ondandı işte. Ve çok küçük yaşları, bu kadar net hatırlıyorsam, unutulmayacak kadar gerilim yüklü oluşundandır.

Babam içkili olarak eve geldiğinde, kardeşimle ben battaniye altına saklanmayı öğrendik. Kardeşim üç yaşındaydı; bense altı… Battaniyenin altından anneme vurduğu yumruğu gördüğümde o yumruğa siper olmayı arzulamayı öğrendim. Hiç yapamadım ama. Altı yaşındaydım ve annemin acısına ağlamaktaydım. Babamın eve gelmesine yakın, komşuyu, bizi akşam yemeğine davet etmeye ikna etmeyi öğrendim. Annemi babamdan koruyabilecek tek özelliğim de plan kurabilmekti. Bunu öğrendiğimde yedi yaşındaydım. Eve gelecekti. Eşyaları kıracak, enerjisini boşaltacaktı. Bizse yan dairede sessizliği bekleyecektik. Eve döndüğümüzde ise o sızmış olacaktı.

On yaşındaydım. Annemin yanına sokuldum. “Gidelim.” dedim. Kız kardeşimin elinden tuttum. Onun eliyle birleştirdim ellerimizi. “Babasız büyümenizi istemiyorum.” dedi. “Babam mı? Nerede?” diye sordum. ‘Acılar öldürmüyorsa, güçlendirir.’ derler ya, işte o gün annemi, tek başına bir birey olabileceğine ve yanında evlatlarının olacağına ikna etmiştim. O gücü ona verirken ağlamadım. Bir gün sabahın terk edilebilir sessizliğinden faydalanarak annemin baba evine doğru yola koyulduk. Artık biz üç kişilik bir aileydik.

Babam biz ayrıldıktan iki sene sonra ailesini dağıttığı sebepten hastalandı ve öldü. Cenazesinden bir hafta sonra öğrendik biz durumu. İyi ki söylememişlerdi. Orada olmayı istemezdim. Yasını tutamadım. İki damla yaş aktı sadece. Çünkü anneme vurduğu yumruklar boğazımda hala bir yumru olarak duruyordu. Yutkunamam. Her nefes alışımda hatırlarım. İçim acır. “Neden?”diye sorarım babamın hayaline. “Neden yaptın ki bunu?” Neden yıkmıştı bu yuvayı? Ve neden bizi varlığında bile babasız bırakmıştı? Neden yapmıştı bunu anneme? Ben ki onun bir damla gözyaşına sel olurum acımdan. Onu koruyamadığımı düşünürüm belki de.

Onun bizim için katlandığı her acıdan benim yüreğimde de büyük bir pay var bu yüzden. Peki, nedendir çoktan gömülmüş babamı beynimde gömemeyişim? Ona söylemek istediğim o kadar çok şey var ki… Ama ben onu bağışladım. Annemi artık üzemeyeceği için… Acıtamayacak artık onu. Sadece bunun için…

Varlığından mutluluk duymak için çaba sarf ettiğimiz, ancak çabalarımızı hep boşa çıkarmış olan babamı her şeye rağmen affediyorum. Ama onun o mahcup, özür diler ifadesi hayalimde hep kalacak; bunu da biliyorum.


Belki işte bu yüzdendir… Nerede ağlayan bir kadın görsem yanına yaklaşıp onu teselli etmek istemek isteyişim… Kadını önemseyişim… Belki de bu yüzden kadın haklarıyla ilgili çalışmalar yürüten bir organizasyonun içindeyim… Annemi koruyamayışımın içimde bıraktığı izleri örtsün diye…