Spor Haberleri

Köşe Yazıları

anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2013 Pazar

Hoş Geldin Güzel Kızım Nevâ

Saat 19:30’du. Eşim beni aradı. Hastaneye gidiyordu. Sancıları vardı. Ama daha zaman vardı doğuma. Bense konser için Taksim’deydim. Kullandığı bir ilacın yan etkileri gibi görünüyordu. Doktorun söyleyeceklerine göre ise planımı değiştirebilecektim. Ancak hiç ihtimal vermiyordum.

Konser için hazırlıklara başladığım sırada doğumun başladığı haberini aldım. Ve derhal yola koyuldum.
10 Eylül’de gelecekti bebek. Nevâ… Bütün planlar bu tarihe göreydi. Konserlerim, görüşmelerim, yazı yazma periyotlarım… Günlük rutinlerim bile… Ama o sırada hiçbir sorguya meydan vermeden planları güzel bir haber alt üst ediyordu. Ancak bir sorun vardı. Bir cumartesi gecesi… Taksim’den Ataşehir’e gelmek ne kadar sürecekti? Bu kadar acelesi olan bir bebeğe yetişebilecek miydim?

İşte o sırada yana yana boş taksi aramaktaydım. Ve bir korna sesi duydum. Hayatıma bir başka bir mucize katılıyordu. Bir arkadaşım içinde bulunduğum durumu fark ederek beni arabasına aldı. Bu bir tesadüf değil, olsa olsa mucizeydi. Çünkü orada karşılaşma ihtimalimiz çok zordu onunla. Hele ki gideceğim yöne gelmesi için çıldırmış olması gerekiyordu. Ama geldi… Ve beni bebeğime yetiştirdi.

Nevâ’yı vakitlice karşılayabilmem için bu fedakârlığı yapan dostum, bu fedakârlığıyla ismini Nevâ’nın dünyasına da kazıdı. Ve artık onunla da bir bağı var bebeğimin. 

Bir doğum, bir fedakârlık…

Sonuç itibariyle doğdu bebeğim. Ayıptır söylemesi bana benziyor sanki. Bunca hengâme arasında yazı konumu da değiştirdi tabii. Barış hakkında yazacaktım. O da barışın bebeği olsun o zaman. Hoş geldin Dünya’mızın yeni üyesi… Hep güzel duygulara şahitlik et.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Baba Adaylarına Tavsiyeler

Gün itibariyle bebeğimizin dünyaya gelmesine yaklaşık 40 gün kaldı. Zaman o kadar hızlı akıp geçti ki… Odasını hazırlamanın heyecanı ve işlerin yetişip yetişmeyeceğinin kaygısıyla birlikte zaman geçmeye devam ediyor.

Anne olmak çok değişik bir duygu olmalı. İçinde kıpırdayan, yaşayan bir organizmanın varlığını hissetmek çok eşsiz bir duygudur. Peki, baba olmak?

O da öyle… Elbette ki bebeğimizin varlığını eşimin hissettiği kadar yakın hissedemiyorum. İşte o zaman diyorum ki “kadın ve erkek eşit değil… Kadın daha üstün bir varlık…” Çünkü bir canlıyı kendi bedeninde hayata hazırlayan, onun için kendi yaşamından fedakârlıklar yapan bir canlı kadın… Tartışma bile kabul etmez.

Baba adaylarına birkaç tavsiyem var işte bu yüzden. Bir babanın annenin hislerine yaklaşabilmesi için bazı eylemler içinde olması gerekiyor. Bunu bir görev değil, yapmadığınızda eksik hissedeceğiniz yaşamsal aktiviteler olarak düşünün.

Ben ne mi yapıyorum? Onun varlığından haberdar olduğum günden beri, onunla konuşmaya başladım. Evet… Daha ilk zamanlarda dış dünyaya tepki veremeyecek kadar küçük… Ama olsun… Önemli olan onun babası olduğumu hissetmesini en erken zamanda başlatmaktı. Şimdiyse daha sık dokunuyorum ona. Daha sık konuşuyorum. Hatta zaman zaman çok belirgin hareketlerle tepki veriyor sesime. Hareketli olması onun keyfinin yerinde olduğuna işarettir. İşte bana böyle tepkiler veriyorsa benim de keyfimi yerine geliyor.

Bu yapılacaklar arasında duygusal öneme sahip olan kısım… Annenin hissettiği kadar ta içinizde hissetmeseniz de bunu kısmen sağlayabilirsiniz bu şekilde.

Doğumun yaklaşmaya başladığı bu son dönemde artık her şeyin hazır olması için işleri hızlandırmanız ve doğuma tam bir ay kala bitirmiş olmanız gerekiyor. Bunu elbette artık sadece siz yapabilirsiniz. Çünkü eşiniz muhtemelen daha fazla yoruluyor, ayakları şişiyor ve nefes darlığı çekiyordur.

Siz işleri bitirmek için uğraşırken onu da sık sık neleri hallettiğiniz söyleyerek bilgilendirin. Bu doğuma yaklaşan eşinizi motive edecektir. Yapmanız gerekenler için çaba sarf ettiğinizi görmesi onu mutlu edecektir. Bu arada çok güncel bir iş listenizin olması ve bol tik atılmış olması gerekiyor. Ve doğum çantası için gerekenleri de eşinizle konuşup bunun için de bir listeyi artık hazırlamanız lazım…

Öyle bir zaman ki bir an önce sanki yarın giydirecekmişsiniz ki bebeğin tüm kıyafetlerinin yıkanmış, ütülenmiş ve dolabına kaldırılmış olmalı…

Doğuma yetişmek için hastaneye doğru yola çıkacağınız o büyük günün organizasyonu kusursuz bir şekilde bitmeli. Hastaneye giden kestirme yolların bir haritası da elinizde olmalı.

Eşiniz fiziksel bazı değişiklikler yaşıyor. Ancak siz onun bu değişikliklere odaklanmasına engel olacak yegâne kişisiniz. Çünkü kadın yaradılışı gereği güzel görünmek ister. Bu süreçteki fiziksel değişikliklerden memnun olmayacaktır. Sizse işte bu aşamada onun ne kadar güzel olduğunu söylemelisiniz. Ne de olsa hep beğendiğiniz kadın, artık daha da hayran olunası bir süreç yaşıyor. Bana soracak olursanız ben eşime her bakışımda daha da güzelleştiğini görüyorum. Tüm baba adaylarının da eşiyle ilgili aynı şeyi düşündüğüne eminim.

Bu süreçte onun beslenmesine dikkat ediyor musunuz? Mutfak alışverişini onun alması gereken besin değerlerini gözeterek yapmayı kesinlikle ihmal etmeyin.

Anne adayının doğum sonrasında bebeğin bakımında yalnız olmayacağını ve sizin çok iyi bir asistan olacağını bilmesi gerekiyor. Çünkü bu doğum süreci tam bir motivasyon işi… Siz şimdiden bu kadar ilgili olursanız bebeğinizi kucağınıza aldığınızda baba olduğunuzu daha çabuk idrak edeceksiniz.

Ayrıca biraz da mutfak konusunda deneyim kazanmalısınız. Yemek yapabiliyorsanız, ev işlerinde hamaratsanız baba olmak için çok zorlanmayacaksınız demektir. Öyle bir süreç içindesiniz ki artık “bu erkek işi mi?” diye bir sorgulama yapmak pek makul olmayacak. Çünkü artık siz sadece erkek değilsiniz. Hayati ve eşsiz bir projenin çok önemli bir ortağısınız da.


26 Temmuz 2013 Cuma

Kızım Nevâ'yı Beklerken

Bu kadar yoğun bir gündemin arasında insanın dönüp biraz kendine bakması zor oluyor. Oysa ben kendime dönüp baktığımda artık adım adım değişen bir kimlik görüyordum. Bundan da bahsetmek gerekiyordu.

Şunun şurasında ne kaldı baba olmaya? Nevâ’yı beklerken takvimin doğuma bir buçuk aydan da az bir süre kaldığını hatırlatması klavyeyi biraz da onun için kullanmam gerektiğini düşündürdü. O yüzden kaynayan ülke gündemi yazılarına biraz bebek molası veriyorum kendi adıma.

Tabi babalık duygusu çok enteresan… Bir de kız bebek bekliyor olmak ayrıca yüreğimin tellerini titretmekte… O yüzden bebeğimizin ismi gönüllere hitap eden bir musiki makamı adı olan Nevâ oldu. Farsça bir kelime… Güzel ses ve ahenk anlamlarına da geliyor.

Düşünmüyor değilim. Bir bebeğe doğmadan bazı etiketler biçmeye daha ismini koyma aşamasında başlıyoruz. Ama ne yapalım yani? Büyüyüp kendi kararlarını verecek hale gelmesini bekleyecek halimiz yok ya.

En azından büyüdüğünde kendi kararını verirken müdahale etmeyeceğimizi biliyor olduğum için içim rahat…

Garip ve güzel bir duygu… Onun annesinin içinde yaptığı hareketleri dışarıdan izliyor olmak, dokunduğunda o hareketleri bedeninde hissetmek… Bütün dertlerini, günlük sıkıntılarını ve günün birçok can sıkıcı ayrıntısını, üzücü ve öfkelendirici gündemi bir anda unutuyorsunuz. ‘Apolitikleştiriyor’ insanı daha doğmamış bir bebeğin yaşam belirtileri… Öyle apolitikleşmeye can kurban…

Direnişin en yoğun günlerinde nerede olmak gerektiğini kestiremedim. Eve geliyorsun, olmuyor; sokakta kalıyorsun, olmuyor.

Sonra fark ediyorsun ki zaten baba olmayı beklemek de bir tip politik duruşmuş. Ona güzel bir gelecek hazırlamaya çalışırken, sadece maddi ve manevi yaşam hazırlığı değilmiş olan… Gelecekte özgür bir ülkede yaşamasını ve bugünkü tarihle gurur duymasını istiyormuşsun. Bu gerçek her ne kadar önemli olsa da evde bekleyen eşimin tedirginlik içinde bir hamilelik süreci yaşamaması gerekiyordu. İyi dengelediğimi düşünüyorum açıkçası.

Bu müstakbel duygunun sevincini yaşarken, başka bir yerde yaşanan evlat acısının hüznünü de yaşıyorsun ya, işte o koyuyor insana. Ben Nevâ’ için güzel bir gelecek hayal ederken, gencecik bir insanın geleceği tüketiliyor. İşte baba olmanın politik yanı böylelikle başlıyor.

Yıllar sonra kızımla oturmuş televizyonda, bağıran, çağıran insanları tehdit eden bir başbakanı izlerken kızım onun kim olduğunu sorduğunda, daha dünyada olmadığı zamanki kişiyle aynı adam olduğunu söylemekten kaygılanmak suç mu?

Kızım yarın büyüdüğünde, hayatı sorgulamaya başladığında ne çok soru soracak… Hepsine verecek gururlu bir cevabım olmasını istemek de mi suç? Neye inanacağına, nasıl düşüneceğine kendi karar verecek bir insan dünyaya getirmek isterken, birinin daha şimdiden neye inanıp nasıl düşüneceğine karar vermesine tepki göstermek bir ebeveyn olarak en büyük hakkımız değil mi ki?

İşte bu bebeği bu düşüncelerle bekliyorum. Belki Nevâ bu kadar çok hareketli bir bebek olarak demek istiyor ki “diren yaşam ben de geliyorum.” Ya da belki de “bana oyuncak alacak mısın?” diye sormak istiyor sesimi duyduğu her an.

Sesleri ayırt etmeye başladığı bir dönemdeymiş. Annesinin sesini daha önce tanımaya başlamasına bozulmadım değil. Ama en azından artık bana da tepki veriyor. Ben ona güzel sözler fısıldarken, özlemimden bahsederken yüzünde bir tebessüm oluştuğunu hayal ediyorum. Çünkü ben bunu söylerken yüreğimden bir coşku yükselip gözlerime doluyor. Gözlerimde Nevâ’mın gülen yüzü canlanıyor. Ve ona söz veriyorum. O gülümseyişi daima canlı tutacağım için…

Bu arada bir karar vermiştim. Nevâ doğduktan sonra ona da bir blog açıp, onun adına geçirdiği evreleri yazacağım. Büyüyüp eli kalem tuttuğunda ona devredeceğim sonra. Bakarsınız iyi bir yazar olur. İllaki söyleyeceği sözü olacaktır.


Bir Eylül esintisiyle gelecek Nevâ. O esintiyi daha şimdiden yüzümde hissedebiliyorum.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Babamı neden affettim?

Küçücük bir çocuktum anneme ilk kez tokat attığında babam. Belki de sadece benim için bir ilkti bu manzara. Ama o tokadı hep yüzümde hissettim yıllar boyu. Anneme uyguladığı her şiddeti ta yüreğimde hissetmeyi öğrendiğimde daha dört yaşındaydım. Kız kardeşim bir yaşını dolduruyordu o yıllar. Her kavgada uyanırdı. Uyanmasın diye beşiğini sallardım gözyaşları içinde. Oyuncaklarımla oynamaktansa, aile içi şiddeti yaşayarak öğreniyordum. Gözlerimdeki acı ondandı işte. Ve çok küçük yaşları, bu kadar net hatırlıyorsam, unutulmayacak kadar gerilim yüklü oluşundandır.

Babam içkili olarak eve geldiğinde, kardeşimle ben battaniye altına saklanmayı öğrendik. Kardeşim üç yaşındaydı; bense altı… Battaniyenin altından anneme vurduğu yumruğu gördüğümde o yumruğa siper olmayı arzulamayı öğrendim. Hiç yapamadım ama. Altı yaşındaydım ve annemin acısına ağlamaktaydım. Babamın eve gelmesine yakın, komşuyu, bizi akşam yemeğine davet etmeye ikna etmeyi öğrendim. Annemi babamdan koruyabilecek tek özelliğim de plan kurabilmekti. Bunu öğrendiğimde yedi yaşındaydım. Eve gelecekti. Eşyaları kıracak, enerjisini boşaltacaktı. Bizse yan dairede sessizliği bekleyecektik. Eve döndüğümüzde ise o sızmış olacaktı.

On yaşındaydım. Annemin yanına sokuldum. “Gidelim.” dedim. Kız kardeşimin elinden tuttum. Onun eliyle birleştirdim ellerimizi. “Babasız büyümenizi istemiyorum.” dedi. “Babam mı? Nerede?” diye sordum. ‘Acılar öldürmüyorsa, güçlendirir.’ derler ya, işte o gün annemi, tek başına bir birey olabileceğine ve yanında evlatlarının olacağına ikna etmiştim. O gücü ona verirken ağlamadım. Bir gün sabahın terk edilebilir sessizliğinden faydalanarak annemin baba evine doğru yola koyulduk. Artık biz üç kişilik bir aileydik.

Babam biz ayrıldıktan iki sene sonra ailesini dağıttığı sebepten hastalandı ve öldü. Cenazesinden bir hafta sonra öğrendik biz durumu. İyi ki söylememişlerdi. Orada olmayı istemezdim. Yasını tutamadım. İki damla yaş aktı sadece. Çünkü anneme vurduğu yumruklar boğazımda hala bir yumru olarak duruyordu. Yutkunamam. Her nefes alışımda hatırlarım. İçim acır. “Neden?”diye sorarım babamın hayaline. “Neden yaptın ki bunu?” Neden yıkmıştı bu yuvayı? Ve neden bizi varlığında bile babasız bırakmıştı? Neden yapmıştı bunu anneme? Ben ki onun bir damla gözyaşına sel olurum acımdan. Onu koruyamadığımı düşünürüm belki de.

Onun bizim için katlandığı her acıdan benim yüreğimde de büyük bir pay var bu yüzden. Peki, nedendir çoktan gömülmüş babamı beynimde gömemeyişim? Ona söylemek istediğim o kadar çok şey var ki… Ama ben onu bağışladım. Annemi artık üzemeyeceği için… Acıtamayacak artık onu. Sadece bunun için…

Varlığından mutluluk duymak için çaba sarf ettiğimiz, ancak çabalarımızı hep boşa çıkarmış olan babamı her şeye rağmen affediyorum. Ama onun o mahcup, özür diler ifadesi hayalimde hep kalacak; bunu da biliyorum.


Belki işte bu yüzdendir… Nerede ağlayan bir kadın görsem yanına yaklaşıp onu teselli etmek istemek isteyişim… Kadını önemseyişim… Belki de bu yüzden kadın haklarıyla ilgili çalışmalar yürüten bir organizasyonun içindeyim… Annemi koruyamayışımın içimde bıraktığı izleri örtsün diye…