Spor Haberleri

Köşe Yazıları

eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2013 Pazar

Pepee Kafaları Neden Karıştırdı?

TRT Çocuk'ta yayınlanan, eğitici bir görev üstlenmiş olan çizgi film Pepee, ciddi bir kafa karışıklığına neden oluyor. Çocuklar için gerçekten eğitici mi, onu değinmeden önce, bu kafa karışıklığına nelerin neden olduğunu biraz açmak istiyorum.

Gariptir ki bu ülkede yapılan herhangi bir iş farklı kesimlerce, farklı gerekçelerle eleştirilir. Tarafsız bir gözle değerlendirmeye girişmeden, Pepee'ye yönelik getirilen ilk eleştiriye bir bakalım. Pepee'nin de tıpkı Şirinler'de olduğu gibi bir komünizm propaganda aracı olduğunu düşünenler var. Bu eleştiriyi getirirken kullandıkları argümanlar da oldukça ilginç. Pepee'nin Şirinler kahramanları gibi dayanışma ruhu ortaya koyan bir karakter olmasından, görev bölüşümü, eşitlik gibi mesajlardan rahatsız olan bu kesim, "e komünizm kötü bir şey değilmiş ki o zaman" dedirtiyor. E değil tabi. O ayrı mesele. Ama onun komünizm propagandası yapıp çocukları 'zehirlediğini' söyleyen bu zat-ı şahaneler aslında özünde iyi bir şeyi eleştirmekte... Bu ilk kafa karışıklığı sebebiydi.

Bir diğer eleştiri de İsmailağa cemaatinden gelmişti. Burada da Pepee'nin Alevilik propagandası yaptığı söyleniyordu. Ninesi başını Aleviler gibi bağlıyordu, dedesinin bıyıkları Alevi dedelerininkine benziyordu. Anne ve baba da çok çağdaştı! Bu arada dedenin bıyıklarını komünizm karşıtları Troçki'ninkilere benzetmişti. Bu da ikinci kafa karışıklığı.

Bu iki kafası karışık kesimin ortak fikri de Pepee'nin milli ve dini duygulara yönelik bir tehdit oluşturduğuydu. Ancak dini kesim içinde bu karakter daha çok sahiplenildi. Hatta Pepee'nin Diyanet TV'de çocuklara abdest almayı ve namaz kılmayı öğreteceği söylentileri laikçiler tarafından tepkiyle karşılandı, ama dindar kesimi heyecanlandırdı. "Namaz kılsa şahane olur" türünden yazılar yazıldı dini internet sitelerinde. Tabii öyle bir şey gerçekleşmedi.

Konunun özü Pepee, kimine göre Sünniliğe düşman, kimine göre vatan haini, kimine göre de dindar nesil yetiştirme aracı olarak görüldü. Bu da kafa karışıklığının özeti işte.

Ayrıca Pepee'nin İspanyol bir çizgi film karakteri olan Pocoyo'nun taklidi olduğu iddiası, bu çizgi filmin orijinal bir fikir olduğu iddiasını da çöpe atmaya yetti. Ama popülerliğinden bir şey kaybetmedi.

Peki, çocuklar için gerçekten eğitici mi? Aslında Pepee klişeler ve yüzeysel çocuk sorunları üzerinde ilerliyor. Oynarken düşen çocuğun bir yerinin uf olması, bakkala ekmek almaya gitmesi gibi. Ayrıca yaratıcısının "Pepe bu vatanın evladıdır" şeklindeki açıklamaları da "bir çocuğun gelişiminde sadece milli bir çizgi karakter yeterli mi?" diye sorduruyor bana. Yani kendi kabuğundan çıkamayan bir toplumun gelecek nesline ne kazandırır bu tutum? Evet, Pepee'nin türkü söyleyip halay çekmesi güzel olabilir. Ama dünya bizden ibaret mi? Milli değerlere sahip çıkan, milli değerlerinden başka hiçbir değer bilmeyen bir nesil iyi bir nesil mi?

Bu çizgi film bu kadar huysuzca eleştirilince ben de mi coştum biraz yoksa? Belki de bu naçizane yazı, benim âcizane kafa karışıklığımın eseridir. Neyse.

Bir çocuğun sağlıklı gelişiminde, özellikle zihinsel gelişiminde, itaatkâr bir karakterin çok faydası olmayacağını düşünüyorum. İtaatkâr bir çocuğun yaratacağı nesil, hemen ikna olan, gerçeklerin farkında olmayan, uslu bir nesil olacak çünkü. Hatta bilimsel, sanatsal hiçbir faaliyeti olmayan,( halay çekmek ve şarkı söylemek dışında) sosyalliği sadece evin içi ve bahçesiyle sınırlandırmış bir çocuk, gelecekte ne yaşar? Bunu yorumlamak elbette ki pedagogların işi. Bu noktada haddimi bilmeliyim.

Bizim nesil nelerle büyüdü? Susam Sokağı, Şirinler, Heidi gibi çocuk yapımlarıyla. Susam Sokağı'ndaki eğiticilik, Şirinler'deki dayanışma ruhu, Heidi'deki güzel ilişkiler nerede kaldı? Bu kadar eskide kalmış olan bu yapımların, çağdaşlık ve eğiticilik açısından, bugünkülerin gerisinde kalması gerekmez miydi? Ama Pepee ile görüyoruz ki geride kalan bizim neslin kahramanlarını aşacak herhangi bir gelişme yok.

Kaldı ki annelerin bu çizgi filmi sevme sebeplerinin başında kafalarını dinleyebilmeleri olduğunu düşündüğünüzde, bunun en önemli katkısının, ev hanımının ev işlerini yetiştirebilmesi olduğunu da görüyoruz. Alışveriş merkezlerinde sömestr tatiliyle birlikte başlayan Pepee etkinliklerinde çocuklarını etkinliği izlemeye bırakıp güvenle alışveriş yapan annelere de rastlıyorum hatta. Pepee bir fenomen olma yolunda, konserler bile düzenliyor. Geçtiğimiz yaz afişlerini görmüşsünüzdür.

Bu kadar eleştirmeme rağmen, yine de bu çocuk programının çocuğun gelişiminde doğru hedefleri olduğuna ciddi şekilde ikna olmak istiyorum. Çocukların bu kadar sevdiği ve bağımlısı olduğu Pepee'nin buna ilişkin bir kanıt sunması gerekiyor. Bakalım, zaman ne gösterecek?

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Cinsellik Tabusuyla Sağlıksız Yaşama Hoş Geldiniz!

Cinsellik tabusu malumunuz… Kendimizi bildiğimiz çocukluk yıllarından beri, bizlerden saklanmış, ama insan yaşam döngüsünün vazgeçilmez eylemi cinsellik… Bu gizliliği yüzünden, nesiller boyunca kendi çabalarımızla farkına vardığımız cinselliğimizi sizce güzel yaşayabiliyor muyuz? Zaten derme çatma kurduğumuz cinsel yaşamımızı, hangi bilgilerle bugüne getirdik?

Okulda “milli” tarih, “milli” coğrafya gibi dersler görerek büyümüş bir nesiliz biz. Öyle bir nesiliz ki, kendi kabuğunda… Öyle bir nesiliz ki sadece bilmemiz gereken öğretilmiş, o da eksik ve hatta yanlış öğretilmiş, yalnız bir nesiliz. Biraz daha dozunu kaçırsalar, milli matematik ve milli fizik gibi dersler de görebilirdik. Sadece otoriteye itaat edecek, hiçbir şeyin farkına varmamış insanlara ihtiyaç duyulan ülkelerde görülen bu mantık, elbette cinselliğinin farkına varmış bir nesil istemezdi. Cinselliğinin farkında olan bir bireye cinsiyete dayalı ayrımcılığı kabul ettirmek zor olacak tabii. Çünkü cinsiyeti belirleyen faktörler bireyin sokaktaki hayatında değil, yataktaki hayatında belirleyicidir ve asla toplumu ilgilendirmez. İlgilendirdiği zaman da işte, toplum içinde bir yerlere gelmeye çalışan, hak mücadelesi veren, erkek yoldaşlarıyla birlikte yürüyen kadına“kadın başına” diye başlayan fırçalar atılır. Biri de çıkar polis şiddetine maruz kalmış kadını “kadın mıdır kız mıdır?” diye kendince aşağılar. Ağlayan erkeğe “karı gibi ağlama” diye fırça atılır. Saymakla bitmez.

Dediğim gibi cinsel eğitimini olması gerektiği gibi almamış bir insanlar, toplumdaki yerini erkekse üstte, kadınsa altta olarak belirlemeye mahkûm oluyor. Hatta dine dayalı olarak da kimi toplumlar yasalarla uyguluyor bunu. Oysa insan genetiği 23 çift kromozomdan oluşuyor ve bunlardan sadece 23. çift kromozom cinsiyeti belirliyor. Yani ortalığı sadece bir çift kromozom için velveleye veriyoruz. Kadın olmak ya da erkek olmanın bilimsel olarak hiçbir önemi yok aslında. Diğer bütün çift kromozomlar fiziksel özelliklerimizi meydana getiriyor. Ve hormonlar, son çift kromozomun alacağı duruma göre erkek ya da kadın anatomik yapısına göre salgılama ve şekillendirme yapıyor. Bu kadar basit olduğunu idrak edebilseydik, belki de cinsiyetçiliği bir kenara bırakırdık. Son kromozomlarımız benzer olsa dahi, farklı coğrafyada yaşadığı için ötekine her zaman önyargımız olduğuna göre, biraz boş konuşmuş oluyorum sanırım. Ama olsun. Belki de bu basit olduğunu anlasaydık, hiçbir farklılığı önemsemeyecektik. Kim bilir?

Cinsel eğitimin olmamasının bir diğer olumsuz sonucuna gelelim. Doğru ve olağan mecralardan cinselliğiyle ilgili eğitim alamayan bireyler, bir şekilde fark ettikleri erkekliklerini ya da kadınlıklarını kulaktan dolma bilgilerle yaşamaya başlarlar. Porno sektörünün bu kadar rağbet görmesi, özellikle çocuklarca merakla takip edilmesi, çocukların“bakalım nasıl sevişiliyormuş?” demesi kaçınılmaz değil mi? Biz doğru dürüst cinsel eğitim vermezsek, olacağı bu! İzleyecek tabii çocuk… Siz çocuğunuza onun nasıl dünyaya geldiğini anlatırken bile “ık mık” ederseniz kendi öğrenme yöntemlerini kullanacak. Elbette ki siz eğitim verseniz dahi çocuk, pornoyu merak edecek. Ama doğru bir altyapı üzerine görecekleri, sadece onu o an etkileyecek. Doğru bilmediği cinselliğiyle bu gördükleri nasıl harmanlanır, siz tahmin edin.

Geçtiğimiz yılın sonlarında NTV’nin bir belgeseldeki ayıbını da paylaşmadan edemeyeceğim. Leonardo Da Vinci’nin “Vitruvius İnsanı” olarak bilinen anatomi çizimini bilirsiniz. Çizimde bir erkek tasvir ediliyor ve çıplak… Vay çıplak ha? NTV de durur mu? Cinsel organı – nasıl duygular beslediği bilinmez- sansürleyiverdi. Böylece “belgesel de veririm, ahlakı da korurum” mu dedi acaba? Şaka bir yana, Kanal 7’nin Recep İvedik filmini gösterip tabiri caizse kese kese kuşa çevirmesinden daha ciddi bir durum bu. Geriye doğru evrimleşme diye bir şey var mıydı? Neyse, devam edeyim.

Kadın ve erkek sokakta el ele tutuştuklarında bile ahlakı kendinden geçen, bir tuhaf olan toplumun nasıl tedavi olacağını bilmiyorum. Ama yine de söyleye söyleye dilimizde tüy bitirelim. Belki bu tüyler herkesin gözüne batmaya başlar.

Hep kadın, erkek dedik. Bu yazıda da bahsetmeden geçemeyeceğim. Eşcinsel bireylerin bu yönelimini de belirleyen kromozomlar… Topluma duyurulur. Yani sizin ahlak anlayışınız bir safsatadan ibaret… Cinsel yönelimin zevk olsun, bir değişiklik olsun diye gerçekleşmediğini, bunun genetik ve hormonsal farklılıklarla ilgili olduğunu, mavi gözlü olmak, sarışın olmak veya diğer tüm farklılıklar nasıl bir hastalık değilse, bunun da olmadığını bilmeliler. Tedavi için de lütfen,  kendi algılarını ve ahlak anlayışlarını masaya yatırsınlar. Alınmaca gücenmece yok. Bu toplumun bir parçası olarak, sizi sevdiğimden uyarıyorum.

Cinsellik temelli şiddet eğilimleri de işte bu cinselliği tabu olarak görme hastalığının bir sonucu… Cinsel taciz ve hatta tecavüz gibi şiddet türlerini uygulayan bir erkek ne kadar suçluysa, cinsel duygularını ve arzularını bastırmasını emreden toplum ondan çok daha fazla suçlu…


Kromozom sayılarımız ne olursa olsun, kadın ve erkek ya da diğerleri sağlıklı sosyal ve cinsel bir hayatla var olmaya devam etsin, diye diliyorum. Yaşam döngümüz ayrımcılık ve şiddet olmadan hep daim olsun. Başımıza bela olan tüm tabular hepimizin omuz vermesiyle yıkılacaktır. O duvar olmadan yaşamak için hadi bir omuz ver. Öğrenerek ve anlayarak…