"İnsan bazen hayret ediyor." A.G.
Yazıma bu eşsiz, her duruma uygun, eski bir Abdullah Gül sözüyle başlamak istedim. Çünkü insan gerçekten hayret ediyor.
Çıkan kısmın özetine gerek yok. Çok değerli İstanbul'un belediye başkanlığı seçimini yılan hikayesine çevirdikten sonra, kanıtsız iddialarla iptal ettirdiler. YSK da gerekçesini daha bugün taze taze beyinciğimize şaplattı.
"Gerekçesi" diye yazarken çok güldüm. Lafın gelişi gerekçeli karar işte. İptal edilmesine gerek olmayan seçimin iptaline gerekçe bulunamayınca, iptal edilmesine gerek olmamasının gerekçelerinden bahsedilen bir iptal gerekçesi yazılmış. Yok ya dalga geçmiyorum. Vallahi. Şimdi iptal edilemeyeceği yasal olarak besbelli, buna rağmen açıkça iptal edilen bir seçim, yenilenecek.
23 Haziran'daki yenileme seçimine kadar, sözde gazeteciler, iktidar kişileri ve benzeri zatı şahaneler, aklımızla dalga geçme yarışlarına başlayacaklar. Gerçi başladılar ya, benimki de laf. Tabi aklımız yine bu manipülasyon savaşından sağ olarak kurtulacak evelallah.
Yok isminden hangi partiye oy verdiğini anlayıp oyu silmişler, yok tipinden anlamışlar, yok bir şey olmuş da ne olduğunu bilmiyorlarmış, kim osurmuş, bit osurmuş. Bakalım daha ne kadar mantıktan arındırılmış iddia dinleyeceğiz.
Spor Haberleri
Köşe Yazıları
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Mayıs 2019 Çarşamba
26 Mart 2015 Perşembe
CHP'nin solcu söyleminde HDP etkisi
Şu sıralar seçim çalışmaları hız kazandı. 7 Haziran’a kadar
daha da kızışacağa benzer. AKP’deki iç sorunlar, HDP’deki yükseliş seçim
sürecinde çokça sürprizle karşılaşacağımız anlamına geliyor. CHP ise şimdileri
geçmişteki MHP tarzı milliyetçi söylemi bir kenara bırakarak seçimde sol
seçmenini kaybetmeme telaşında…
Seçim çalışmaları sırasında daha milletvekili aday adaylığı
olan CHP’lilerin sol söylem kullanması gözden kaçmadı. Bugüne kadar adına
sosyal demokrat dediği halde sosyal demokrat bir yanı kalmamış CHP’de yeniliğe
dalalet bir durum mu bu? Olabilir. Dediğim gibi bu seçim öncesi oy kaybetmeme
telaşı gibi görülse de zorlayıcı etkenlerin etkisiyle bir politika değişikliği
gibi de yorumlanabilir.
Öte yandan HDP’ye göz kırparak seçim sonrası olası bir
HDP’li mecliste AKP’nin kabine kuramama ihtimalini göz önüne alarak koalisyonu
hayal ediyor olabilir. Mümkündür.
Hepsi bir kenara CHP’nin milliyetçi söylemi bir kenara
bırakarak, çözüm süreci üzerinde AKP’ye saldırmayarak farklı bir yola girdi.
Bunu da HDP’ ye borçluyuz. Çünkü ülkenin
aydınları, sanatçıları safını belirledi. HDP’ye oy verilmesine yönelik çağrı
her geçen gün daha da artıyor. HDP’nin bir Kürt partisinden Türkiye partisine
doğru yönelişi bu çağrı sürecini meydana getiren en büyük husus… Belki de
Türkiye solcuları ilk defa gerçek anlamda bir sol partiye kavuşarak, ülkenin
kanayan pek çok sorununa gerçek bir çözüm umuduna kavuşuyor. Bunlardan en
önemlisinin Kürt sorunu olduğu malumunuz… Bu sorunu da ancak Kürt siyasetinin
temsil ediliyor olmasıyla çözüleceği, Kürt ve Türk halklarının dayanışmasının
bu çözümü sağlamlaştıracağı aşikâr… HDP
böylece bir sol blok oluşturmuş oluyor. CHP de bu süreçte söylem anlamında
geride kalmayarak ya oy telaşında ya da oluşacak yeni mecliste kendine güçlü
bir ittifak sağlamanın peşinde… Her iki ihtimal de HDP’nin sağladığı dinamiğin
sonucu…
Öte yandan HDP’nin AKP’yle anlaştığını iddia edip HDP’yi zan
altında bırakma çabası herhangi bir gerçekçi karşılık bulamıyor. İktidarın
HDP’yi zor durumda bırakma çabası olan Mardin’de PKK operasyonu en önemli kanıt…
İktidara yakın medya organlarının PKK’nin karşılık olarak Hakkâri’deki taciz
atışı niteliğinde silahlı eylemini dallandırıp budaklandırarak haber yapması
bir bakıma HDP’nin yükselişine yönelik bir çabaydı. Böylelikle örgütle HDP’nin
organik bağı iyice göz önüne konulacak, HDP’nin seçmen gözünde itibarını
düşüreceklerdi. Bu gibi olayları daha çok duyabiliriz. Biz CHP-HDP ilişkisine
dönelim.
CHP’nin HDP’ye yönelik yumuşak tavrının en önemli sebebi,
AKP’yi geriletecek tek gücün HDP olduğunun farkında olması… Ortak rakibi alt
etmesi için sessizce desteğini sürdürecek. Bir yanda da kendinin de solcu
olduğunu kanıtlayarak yükselen sol blokta kendine bir yer edinmeye çalışacak.
2 Mart 2014 Pazar
Bitmeyen Fetih:Ayasofya
Ayasofya, üzerinde yaşadığımız coğrafya için önemli bir
sembol… Bizans İmparatorluğu’nun 567 yılında, başkenti Konstantinopolis’te Hristiyan
dünyasının sembollerinden biri olarak inşa ettirdiği Ayasofya, (Hagia Sophia)
çok özel bir yapıydı. Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u işgal edip
ele geçirmesinin ardından camiye çevrildi.
Cumhuriyet’in ilanından sonra 1934’te dengeli bir politika
oluşturmak hedeflenmiş olsa gerek, Ayasofya müzeye çevrildi. Ancak mesele
burada kalmayacaktı. Ayasofya’nın yeniden cami olması için dini toplulukların eylemleri
yıllarca devam etti. 12 Eylül darbesinden kısa bir süre önce kısmen ibadete
açılan Ayasofya, darbenin ardından yeniden ibadete kapatıldı. Müze olarak kalan
tarihi yapının, sonunda 10 Şubat 1991’de
Hünkâr Mahfili kısmının namaza açılmasıyla tartışmalar ortadan kalktığı
düşünüldü.
Ancak Türk-İslam senteziyle meydana gelmiş olan toplumsal
algıya hâkim olduğu ülkenin Ayasofya üzerindeki hayalleri ortadan kalkmış
değil. Üstelik Meclis çatısı altında da ufaktan konuşuluyor. Eski Türk Tarih
Kurumu Başkanı MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu’nun önerisi ile Ayasofya
tartışması yeniden alevlenecek gibi… Halaçoğlu, 7 Kasım’da Ayasofya’nın cami
olarak açılmasını isteyerek bunun sebebini Twitter üzerinden “Müze yapılması
hususunda çıkarılan 7.11.1934 tarihli kararname sahte çıktı. Resmi Gazete'de
yayımlanmamış. ‘Atatürk’ adı verilmeden onun adı kullanılmış. Bu soyadı
verilmeden adı böyle kullanılmış” sözleriyle açıkladı. Ve bu gerekçe de yeni
bir gerekçe değil. Pek çok kez dillendirilmişti.
Peki, Ayasofya konusundaki bu anlaşmazlığın sebebi ne? Neden
aslında bir kilise olan bir mekânın müzeye dönüştürülmesinden ve böylece dinler
arasında eşit mesafeyi simgelemesinden rahatsız olunuyor? Neden cami olmasında
inat ediliyor?
Ayasofya İstanbul’un İslam coğrafyasına dâhil olmasıyla
birlikte ‘fetih’ denen olayın tamamlayıcısıydı. Ayasofya’daki dönüşüm kentin el
değiştirmesinin önemli bir sembolüydü. Dolayısıyla müze olması, Osmanlıcılar
için bir kayıp olarak algılanmaktaydı ve kısmen ibadet edebilme imkânı bile bu
yargıyı kırmaya yetmedi.
Bugün Türkiye’deki milliyetçi hareketin Ayasofya mücadelesi,
bu bitmeyen fetih kavgasından kaynaklanıyor. Üstelik Ayasofya, medeniyetler
merkezi coğrafyamız için güzel sembollerden biriyken, bir dinin ibadethanesi
olmaya indirgenmesi, onun tarafsızlığına zarar vermekten başka bir sonuç
doğurmayacağı gibi bir de yanlış tarih okumasına işaret ediyor.
Tarihe saygısını, ancak kendi ırkının veya dininin hâkim
olduğu dönemle sınırlayan bir algıdan bahsediyoruz.
Ayasofya bir Bizans eseridir. Ve onu camiye çevirmekte inat
etmek, tarihi işgal etmeye devam etmek ve bu ‘fetih’ algısını devam ettirmek, o
coğrafyaya, insanlığa bir fayda sağlamaz. Adil olunacaksa İstanbul’un tarihini
oluşturan hiçbir unsuru reddetmemek gerekiyor. Ayasofya’yı cami yapmaya
diretmek değerleri asimile etme çabasından başka bir şey değil…
Ayasofya kiliseydi. Sonra müze oldu. Bana soracak olursanız
müze olarak kalması yeterli değil. Eğer tarihe saygı göstereceksek,
Hristiyanlar için de zaman zaman ibadete açılsa Ayasofya’nın hakkı teslim
edilmiş olur. Onun cami olmasına inat etmek istilacı bir anlayıştan başka bir
şey değildir.
20 Ekim 2013 Pazar
Melih Gökçek'e Gece Yarısı Sürprizi!
Bir kent yönetimi düşünün. Gece yarısı baskınıyla yol yapmak uğruna önemli bir ormanı yerle bir etsin. Çağdaş tüm ülkelerde böylesi bir yönetim istifa etmek zorunda kalırdı. Kimsenin direnmesine gerek yok. Bir ormanı yok eden bir yönetim, hiçbir ülkede kabul edilmez.
Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı ekipler gece yarısı ODTÜ Ormanı'na polis desteğiyle girdi ve yol çalışmasına başladı. Gece yarısı. Madem tamamen hukuki bir adım, neden gece? Neden bir baskın? ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar da, Ankara Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin ODTÜ'den geçecek yol projesine gece yarısı baskını ile başlaması hakkında "Bu tamamen yasadışı bir tasarruftur. ODTÜ arazisine izinsiz olarak girildi" yorumunda bulununca olanların hiçbir elle tutulur yanı kalmadı.
Gerçekleşen her protesto eyleminin arkasında bir dış mihrak arayan yöneticiler, direniş için nasıl zemin hazırladıklarının farkında değil mi? Sanki her adımlarını eylem olsun, bize de aksiyon olsun, der gibi atıyorlar. Bir araziye izinsiz girerek çiğnedikleri hukuk değil mi? Bir ormanı yok ederek çiğnedikleri hayat değil mi? Bu akıl alır bir şey mi?
Ne yaptıklarının farkındalar ya da değiller. İnsanların haklı bir tavır koyduğu ODTÜ Ormanı'nı yok etme projesine inatla devam etmek, devletin haklılık karşısında üstün gelme çabasından ibaret. Devletin hiçbir organının vatandaşın yanında yer almaması, yer alacaksa bile "bizden-sizden" ayrımıyla yaklaşması bugüne kadarki protestolar için haklı bir gerekçeydi. Bu protestolar yöneticilerin çıkarına mı yoksa? Neden zorlarlar ki bu kadar şanslarını?
Olanların üzerine tuz biber olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek Twitter hesabından "Dün gece arkadaşlar bana da sürpriz yapmışlar. Bir gecede ODTÜ yolunu açmışlar. Ankara'mıza hayırlı olsun..." yorumunda bulundu.
Bir gecede o yolu açmak için neler çiğnendi? Hukuk, vicdan, doğa. Halkın iradesi.
Halk iradesini sadece seçim sandığının içine hapseden zihniyet için bu söylediklerim bir anlam ifade etmeyebilir. Ben yine de seçim gecesi Sayın Başkan'a bir sürpriz daha yapılmasını dilemekten kendimi alamıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



