Spor Haberleri

Köşe Yazıları

terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2015 Çarşamba

Operasyon başarıyla tamamlandı(!)

DHKP-C'nin rehine eylemini nasıl okumalı?

DHKP-C örgütünün halkın çıkarları için savaşan bir örgüt olduğuna dair ciddi şüphelerim var. Ancak yine de Berkin Elvan başta olmak üzere pek çok insanın katilinin devlet tarafından ısrarla korunduğu bir gerçek…
Bu durumdan bağımsız olarak Mit'in zaman zaman kullandığı bir örgüt olduğuna dair çok sayıda iddia var. Öte yandan Berkin'in katillerinin bulunması ve yargılanması için en çok adım atmış savcıyı da kalkıp Berkin için eylem yapan bir örgüt öldürmez. Bu eylemin kime yarar sağladığını AKP'deki oy artışına, HDP ve CHP hezimetine tanıklık edeceğimiz önümüzdeki anketlerde göreceğiz. Devletin başı sıkışmasıyla DHKP-C'nin ortaya çıkması arasında eşzamanlılığı belki daha iyi anlayacağız.
O yüzden örgüte güvensizliğim var. Ancak eylemcinin iyi niyetinden asla kuşkum yok. Onu da eklemem lazım…

DHKP-C eyleminin olası sonuçları kime yarar?

Yine de eylemin neden olduğu ve olması muhtemel sonuçlardan bahsetmekte fayda var. Eylemin kime yaradığını görmeden meseleyi anlamamız mümkün olmayacak.
AKP bir taşta iki hatta daha fazla kuş vurmadaki uzmanlığını konuşturuyor. Berkin'in katillerini açığa çıkarıp ifşa edecek, gerçekten "kahraman" olacak bir savcıyı da ortadan kaldırmış oluyor. Yani bana kalırsa devletin “operasyon başarıyla tamamlandı” demesi tam da bundan…
Berkin'i terörle özdeşleştirmeyi hedefleyen devlete bu konuda da gün doğuyor. Bu kadar zamandır beceremediği…
Halk - hangi kesimden olursa olsun- düşünme, muhakeme etme yeteneğine henüz tam olarak sahip değil... O yüzden örgütün solcu olması devrimci arkadaşları coşturuyor. Oysa örgütün sola ve halka hizmet edemeyen bu eylemi, Türkiye'deki sol dönüşüme bir darbedir. AKP'li sağcı içinse sol parti olarak gördüğü CHP ve HDP'ye yönelik kara-propaganda fırsatıdır.
İç güvenlik yasası için de al sana bir bahane...
Bu manzara size ne anlatıyor? Bana ne anlattığını söyleyeyim. Bir 'terör' eylemi düşünün. O eylem sonucunda ülkedeki iktidar yukarıdaki gibi pek çok fayda elde ediyor. O eylem kim için yapılmış olur?
Bizim saf solculara ise öldürülen eylemciler için 'kahramanlık' marşlarıyla senelerce avunmak kalacak. Hep böyle olmamış mıdır? Bu ülkede 1980’den beri var olan her silahlı örgüt bu haldedir.

Operasyon başarısı(!)

Darılmaca gücenmece yok. Devletin Gezi, Berkin ve yükselen sol hareket için onlarca yıl uğraşsa başaramayacağı bir günde başarılmış oldu. O yüzden bu eyleme karşı şüpheyle yaklaşıyorum. Devletin ise ‘başarıyla’ sonuçlandırdığı bu operasyonun aslında örgütle ortak olarak planlanan bir masa oyunu olduğuna da inanıyorum. Kimse kusura bakmasın. Olan masum, halkı uğruna canından vazgeçebilen gencecik insanlara oluyor işte. Örgüt ise görevini ‘başarıyla’ tamamlamış, devlet ise ‘başarılı’ bir operasyonla mevcut iktidarı yine parlayan yıldız haline getiriyor.
Elektrik kesintisi ise ayrı bir muamma… Konuyla ilişkisi nedir bilemem, ama ben bu ülkede her olan bitenin birbiriyle bağlantısı olduğuna inanıyorum artık.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Charlie Hebdo Katliamı ve Hastalıklı Hassasiyetler

İnsanlar inançlarında özgürdür. Dilediği dine istediği biçimde inanır. Bunu yaparken kimseye bir zarar vermediği sürece her şey olması gerektiği gibi özgürlük çerçevesi içindedir.

İnsanlar her düşünceyi, inancı, kişiyi dilediği kanaldan eleştirebilir. Hatta kimi zaman biraz sert ifadeler de kullanabilir. Birileri bu sertlikten rahatsızsa bunu başka bir fikirle ifade etmelidir. Böylece fikirler gelişir. Sorun ancak bu şekilde çözülür.

Günümüz Müslümanların ısrarla vazgeçmediği bir sorunlu algıyla hala baş başa haldeyiz. Son yaşanan olayda olduğu gibi birileri bu algı yüzünden ölüveriyor. Katlediliyor.

Fransa’da Hz. Muhammed’e hakaret içeren karikatür yayınladığı iddiasıyla uzunca bir süredir tehdit altında olan mizah dergisi Charlie Hebdo’ya radikal İslamcılar tarafından terör saldırısı düzenlendi. Bu saldırıda 10 dergi çalışanı ve 2 polis yaşamını yitirdi.

Şimdi… Dünya’da hızla büyüyen bir İslamofobi dalgası var. Bunun sorumlusu da maalesef ki Müslümanların ta kendisi… Görüldüğü gibi…

İnandıkları dinin emrettiği her şeye bu kadar hassaslar mı yani? Örneğin cinayetlere, hırsızlığa, yalana karşı gösterdikleri bir tepki var mı? Bir mizah dergisinde çizilen Hz. Muhammed karikatürüne mi tepki gösteriyor sadece?

Üstüne üstlük ülkemizde de ağız sulandırıcı oldu bu saldırı kimileri için… Leman, Penguen gibi dergilerin dini içerikli karikatürleri örnek gösterilerek ‘temenniler’ paylaşılıyor. Muhafazakâr gazetelerde de durum farklı değil… Türkiye gazetesi haberi verirken “Peygamber Efendimiz’e hakaret eden Charlie Hebdo…” vurgusu yapılıyor. Alt metinde “bu olayın sebebi bu… O yüzden iyi olmuş” algısını duyabiliyoruz. Türkiye gazetesi ki muhafazakâr basının belki de en ılımlılarından… Ben Akit gazetesinin manşetini ya da haberini merakla bekliyorum asıl.

Öyle bir algı ki bırakınız dinin kutsal değerlerini eleştirmeyi, dini bir cemaatin liderini, bir din adamını dahi eleştiremiyorsun. Hatta ve hatta İslami değerleri ön planda tutan bir siyasi partiyi hele ki iktidardaysa eleştiremiyorsunuz. Böylesi bir algı ‘dindar’ ülke liderinin dinin önemli kişisi olarak belirliyor, onu eleştirmeyi günah ilan ediyor.

Bu algı Avrupa’nın göbeğinde böylesi bir saldırıya neden oluyorsa bu algının ana vatanı coğrafyamızda da tehlike var. Çünkü bu dindar reaksiyon geçmişten bu yana linç ve cinayet eğilimiyle yoğrulmuş. Ve bu güruh Türkiye’dekileri de hedef gösteriyor. Hatta gözdağı veriyor yüksek sesle. “Akıllı olun” diyor.

Bunu özellikle iktidara yakın dindar kesimde görüyor olmamız ayrıca incelenmesi, üzerine düşünülmesi gereken bir konu. Bunu da ara not olarak belirtmek gerek…


Şimdi Charlie Hebdo’ya sahip çıktığımız, o saldırıyı kınadığımız için tıpkı sosyal medyada gün boyunca gördüğümüz tepkilerde olduğu gibi bizleri İslam düşmanı, Allahsız ilan edeceklerdir. Önceden söyleyelim. Neyle karşı karşıya geleceğimizi çok iyi biliyoruz. Bizim gelecek her hakarete, tehdide karşı yapacağımız belli şeyler var elbet Onlar da yazmak, çizmek, söylemekten ibaret… Hepsi bu…

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Diktatör Değilim Ben!

İnsan sormaz mı? Hani üç beş çapulcuydu diye?
Bu arada bu üç beş takıntısını anlamış değilim ya neyse… 3-5 çocuk, 3-5 çapulcu, 3-5 vandal… 300-500 diye oynatacağız; o esnada keçilerden de olacağız.

Evet, ne diyorduk? İnsan sormaz mı?

Neden böyle dedim?

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Mehmet Ali Şahin, TRT Haber ’de yayınlanan İnce Çizgi programında gündeme ilişkin soruları yanıtlamıştı geçenlerde.

Çözüm sürecinin ardından Gezi olayları ile birlikte dış kamuoyunda Hükümet’i yıpratıcı, itibarsız kılıcı çabaların de başladığını söyleyen Şahin, eylemlerin müebbet hapsi öngören TCK’nın 312. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söylemişti.

“İzlenimim, bu eylemlerin Hükümeti düşürmeyi amaçlayan eylemlere dönüştüğü yönünde. Çünkü İstanbul ’da Dolmabahçe’yi işgal etme, Başbakanlık Konutu’nu işgal etme, Sayın Başbakan’ın konutunu bile işgal etme şeklinde eylemcilerin bir takım hedefleri zorlamış olmaları, hatta sabahlara kadar zorlamış olmaları, bu amaca yönelik tavırlardır diye değerlendiriyorum. Bu eylemleri başlatıp yönlendirenlerin Hükümeti devirmeyi ve görevden uzaklaştırmayı amaçladıklarını düşünüyorum. Ancak, devletin güvenlik güçleri ve Hükümetin basiretli davranışı bu heves içinde olanların amacına ulaşmasını engellemiştir. Bundan sonra bu tür eylemlere tevessül edilebileceğini de düşünmüyorum.”

Hükümetin yaratmaya çalıştığı şey demokratik eylemlerin darbecilik olarak algılanmasına neden olmak… Bunun için ne gerekiyorsa yapacak gibi görünüyorlar. 

Ben bu kafanın hangi maddenin ürünü olduğunu merak ediyorum doğrusu. Ve bir önerim var. Sarhoş olun azıcık. Ama öyle kendini kaybetmeden… Zaten bir kayıp söz konusu şu halinizle bile… Belki o yasaklamak için kendinizi paraladığınız içki sayesinde serinler biraz algınız.

Sarhoş olun derken illaki alkol gerekmez. Baudelaire’in şu meşhur klişesinde ne der? “Şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun”

Altındaki felsefesine bir inin bakalım. Ayık kafaların saçmalama yarışını gördükçe sarhoşluğun karmaşık bir anlamı olmaya başladı. Bu kadar düz algının hüküm sürdüğü coğrafyada, serin kafalara hasret haldeyiz.

Stadyumlarda siyasi sloganları yasaklamak (ama Mısır için slogan atmak serbest) başka bir akıl dolu eylemdi. İnsanların örgütsüz bir şekilde bir araya geldiğinde iktidara öfkesini organizeymiş gibi sunması bizim muktediri çok rahatsız ediyor. Geçtiği yollara serpiştirilen şakşakçılara alışınca bünye… Tabii…

Kafa ayık ama… Ona rağmen olimpiyatları alamazsak bunun sorumlusu da Gezi eylemleri oldu. Sipariş edilmiş bir bahane ve suçlama… Egemen Bağış’tan müthiş bir çıkış…

Dolayısıyla “Gezi eylemcileri müebbetlik, olimpiyatları alamama ihtimalinin olası sebebi Gezi…” Yani Gezi de Gezi… Dış mihrak da dış mihrak… Büyüyen Türkiye, küçülen hesaplar…

Ancak direniş artık içselleşti. Şimdi hızlıca tepki oluşabiliyor. Her yerde…

Konserlerdeki durum mesela… İnsanlar bir araya gelince direnişi özlüyor. Yapacak bir şey yok. Kaçacak da yer yok… Ancak iktidar bu gibi yasaklarla direnişin temel sebeplerinden birini de tekrarlamış oluyor. Direnişi kendi eliyle körüklüyor. Üniversitelere seslenen başbakan, gençlerin hareketlerine engel olunması gerektiğini de öğütlüyor. Bu da rektörleri kolluk kuvveti komiseri zannetmesi demek olabilir.

Bu kadar tek adam dayatması yapılırken “diktatör değilim ben, halkımın hizmetkârıyım” diye her fırsatta tekrarlıyor başbakan. Diktatör olsa sallandırırmış. E bir o kaldı zaten. Hizmetkâr da değil ama. Hizmetkâr olsaydı böyle şeyler demezdi çünkü. En azından hiçbir hizmetkâr hizmet ettiği kişileri “akıllı olun lan” türünden azarlamaz.

Ama diktatör olmak için illaki sallandırmak gerekmiyor. Tek adam… Yetkilerin ve güçlerin tek elde toplanması… Her konuda karar vermek… İnsanların nasıl yaşayacağını, nerede ve ne kadar içeceğini belirlemek… “Nerede ve hangi sloganlarla protesto edileceğimizi de biz iyi biliriz.”

Orada biri “diktatör değilim” mi dedi?