Spor Haberleri

Köşe Yazıları

taksim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taksim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2013 Pazartesi

Gece Sultanahmet'te Taksiye Muhtaç Kalmak

Sultanahmet’e gidenler çok iyi bilirler ki İstanbul’un en çok turist çeken yeridir orası. Özellikle yabancı turiste bol bol rastlarsınız.

Ben de müzik grubum Hatıra Defteri ile Sultanahmet’te mekânda çaldım. Güzel bir ortamdı. Harika bir dinleyici kitlesi… Gece 12 olmadan da mekândan çıkıp Taksim’e başka bir programa yetişmemiz gerekiyordu. Cumartesi gecesi bir müzisyen için oldukça uzundur.

Bu kısa yolculuğu o saatte yapabilmemiz için taksiye binmemiz gerekiyordu. Elbette bunun için taksilerin bunu kabul etmesi gerekiyor. Özellikle Sultanahmet gibi turistik yerlerde taksi sorunlarına sık sık karşılaşıyoruz.

Sekiz taksi dolaştık. Hepsinin bir müşteriye gelip beklediğine inanmamız beklendi. “Taksim kısa mesafe, alamam” diyemedikleri için aynı yalanı söylüyorlardı.

Kısa mesafeye çıkmak işlerine gelmiyor, diyelim. Peki neden? Sadece 5–10 TL için trafiğe girmeyi istememelerinden mi? Bu şekilde bile taksinin asıl amacı ortadan kalkıyor. Ancak ‘beyefendilerin’ taksicilik yapmalarının ve bunu da Sultanahmet’te konuşlanarak yapmalarının sebebine gelelim. Birden fazla turist binerse taksiye, 10’ar TL alıp Taksim’e götürmek daha karlı da ondan. Ya? Valla bu saatten sonra o bölgedeki hiçbir taksici kendini aklamak için uğraşmasın. Çünkü adam kazıklamak derdindeler. İş yapmak değil, vurgun peşindeler. Bu tipik kurnaz esnaf tavırları yüzünden yarım saat taksi aramak zorunda kaldıysak, üstelik o kadar taksi bolluğunda taksiye muhtaç kalıp mağdur olduysak, bu arkadaşların başkaca da bir amacı yoktur.


Bu arada bir dahakine plaka alıp Büyükşehir Belediyesi’ne şikâyet edeceğim. Öyle valla…

6 Ağustos 2013 Salı

14 Kasım 2012 Avrupa'da Bir Uyanış mıydı?

9 Kasım 2012’de İspanya’nın Barakaldo şehrinde yaşayan ve mortgage borcunu ödeyemeyen Amaya Egona’nın kapısına, özel kuvvetler eşliğinde banka memurları dayanınca Amaya evsiz kalmaktansa ölmeyi tercih etmiş, kendini altıncı kattan atmıştı. Bir ay içinde meydana gelen ikinci mortgage intiharıydı bu.

Amaya’nın ölümü 14 Kasım 2012’de başlayan genel grevin sembolüydü. Çünkü bu ölüm 2009’dan beri su yüzüne çıkan krizin sermaye lehine ve halk aleyhine genişlediğini ifade ediyordu.

Avrupa geneline yayılmakta olan krizin günah keçisi, önceden tespit edildiği gibi Yunanistan’dı. 2009’da Yunanistan halkının isyanıyla başlayan süreç, krizin faturasını Yunanistan’a çıkarmayı kolaylaştırsa da Avrupa ekonomisinin %2’lik payına sahip olan bu ülkeyi, koca Avrupa’da hâsıl olan krizin tek sorumlusu olarak görmek büyük bir yanlış olacaktır.

Kapitalist ekonomistlerin, her kriz döneminde olduğu gibi hedef şaşırtmaya yönelik açıklamalar yapması oldukça alışılmış bir şey. Örneğin Fransa’da kriz sebebi olarak devletin sosyal harcamalarındaki artışa işaret edildi. Özelleştirmelerin hızlanmasına vurgu yapıldı.

Ancak 14 Kasım’daki büyük Avrupa grevinin ana sloganlarından biri özelleştirmelere karşıydı. Sınıfsal eşitsizlik, düşük ücretler, mezarda emeklilik gibi Türkiye’ye de yabancı olmayan bazı maddelerin yer aldığı grev aslında sosyalizmin evrenselliğinin de bir göstergesiydi.

Görüldüğü gibi dünyanın tüm emekçilerini birleşmeye davet eden sosyalizm, sisteme karşı bir kader birliğiyle birlikte mücadeleyi seslenmeye devam ediyor. Ve elbette ki sistem de bu halk hareketini yıldırmak ve karalamak için tüm imkânlarını ortaya koyuyor.

Sadece Güney Avrupa’da hareketlenmiş olan sınıfsal mücadele, büyük Avrupa hayalinde ve kıtanın demokratik yapısında sonun başlangıcı… Öyle ki ‘demokrasinin beşiği’ Avrupa, sistemdeki açığı ve bir şeylerin ters gittiğini fark edenleri görünce, demokrasiyi rafa kaldırıyor. Bütün bu direnişlerde polise üst düzey yetkiler verip, müdahale sınırını genişletiyor.

Türkiye’de olsa, “dış mihrakların ülkemizde oynadığı oyunlar” olarak lanse edilebilecek bu direnişin sebeplerini ve krizin çıkış noktalarını iyi analiz etmek gerek.

Artan seyirdeki bankalar kaynaklı borçlardan kaynaklanan ekonomik kriz, kapitalizmin yılmaz savunucularının iddia ettiği gibi tamamıyla halkın tüketim çılgınlığının ve olmayan paranın yerine borçlanmayla tüketime yönelmelerinin bir sonucu değil. Devletin sosyal harcamaları ise hiç değil.

Avrupa’daki ekonomik krizin en büyük nedeni, zengin emlak spekülatörlerine ve sermaye sahiplerine akan kredilerdi. Oransal olarak kanıtlamak gerekirse bu borçlanma miktarı toplam borçlanmanın %75’ini oluşturuyor.

Geniş halk kitleleri ise ekonomiye akan bu denli yüksek miktarda paranın kokusunu bile almadığı gibi, düşük ücretler, emeklilik yaşının yüksekliği gibi önemli kapitalist baskılarla boğuşuyor. Devletler özelleştirme eylemleriyle zengini daha zengin hale getirip, gelir dağılımı eşitsizliğini daha da belirginleştiriyor.

Krizin Avrupa’da mortgage kökenli borçlardan kaynaklanmasından yola çıkan ekonomistler, 1.2 trilyon AVRO’luk mortgage borçlarının tamamının halktan kaynaklandığını söyleyerek, bu borçlarda en büyük kalemin yerel bankalar ve emlak spekülatörlerine ait olduğunu gizlemeye çalışıyorlar. Çünkü kötü olanın sistem olmadığına halkı inandırmaları gerekiyor. Ama artık başaramıyorlar. 14 Kasım 2012 büyük grevi işte bunun en önemli göstergesi… Ve bu, bir başlangıcın kıvılcımı…




4 Ağustos 2013 Pazar

Dikkat Trompetli Bölge

Ara ara kişisel yazılar yazmalı… Gerçi her yazı kişiseldir de kategori olarak hep başka yerlere düşer çoğu zaman. Bu seferkini bir parça müzik kategorisinde değerlendirelim izninizle yine de.

Trompete ilk başladığımda 12 yaşındaydım. (21 yıl olmuş) Kısa bir süre içinde öğrenip geliştirmeye başladığım trompeti zaman zaman kenara bırakıp uzunca bir süre ilgilenmeyerek, çokça ihmal etmiştim tabii. Bu ihmalin cezasını da çektim. Hak etmiştim.

Küçük yaşların verdiği bir boş vermişlikle geçti onunla bir dönem ilişkim. Ama yine de bırakamadım şöyle tam anlamıyla. İyi de etmişim. Çok küçük yaşlarda tozunu yutmaya başladığım sahneler, zamanla benliğimi ele geçirecekti elbette. Kaçınılmazdı. Durup geriye baktığımda, ne yaparak mutlu olacağımı görmemi sağlayan çok sayıda anı vardı. O zamanlar yaşadığım yer olan Şile’nin festival tanıtımı için İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz konserler, televizyon programları, haberler, hakkımızda çıkan yazılar ve Almanya’da katıldığımız yerel bir müzik festivali derken ne kadar çok şey birikmişti.

Kendimi yetiştiğim orkestranın başında buldum sonra. Bazı müzik aletleri daha eklenmişti portföyüme. Ama rüzgâr yine başka türlü esince müzik yine rafa kalktı. Başka başka işlerin içinde buldum kendimi. (Cümle çok kapalı oldu yahu. Legal işler bu içine girdiklerim hep tabii.)

Ta ki 5 yıl öncesine kadar…

Artık sadece müzik yaparak hayatta kalabileceğimi anladığımda son çalıştığım işte kariyer anlamında önemli bir aşamadaydım. Ani bir istifa ve trompetimi alıp Bağdat Caddesi’nde sokak müziği yapma kararı… Hepsi üç günde gelişmişti. Zabıtayla oynadığım köşe kapmacalara rağmen yapmakta olduğum iş, kimi işletmelerin ilgisini çekmeye başlamıştı. Elbette başka grupların ve müzisyenlerin de…

İşimiz insanları eğlendirmek… İnsanları gülümsetmek… Onlara keyifli zamanlar geçirtmek… Bütün bunları yaparken geçirdiğimiz bütün bu yorucu süreçler, bir an olsun “of ya” dedirtmedi bize. Çünkü biz bu işi seviyorduk. Hatta müzik dışında başka bir işin yorgunluğunu yaşıyor olsaydım geçen hafta sonu mesela, şu anda bilmem kaçıncı seruma bağlıyorlardı beni.

O yorgunluk, alkışı aldığın anda bir onura dönüşür çünkü. O onur seni hayata bağlar.

Belki bir gün yollarımız bir sahnemizde kesişir, ne dersin?  Sana yorgunluğumuzu değil, seslerin güzelliğini anlatır müziğimiz… Zaten hep öyle olmalıdır, değil mi? Yorulacaksak dans ederek, şarkıları hep birlikte söyleyerek yorulalım.

Mesela, şu an aktif olarak performanslar sergileyen grubum Serbest Radikaller’i bayramın 2. ve 3. günü 21:30’da Taksim Mask Nevizade’de dinleyebilirsiniz. 12-21 Ağustos tarihlerinde de Antalya Olympos’a yolunuzu düşürürseniz Eski Yeni’de sizi bekliyor olacağız.






31 Temmuz 2013 Çarşamba

Gezi Eylemcileri Müebbetlikmiş!

İnsan sormaz mı? Hani üç beş çapulcuydu diye? Ciddiye almaya değmezdi. Küçümsüyordunuz?

Bu arada bu üç beş takıntısını anlamış değilim ya neyse… 3-5 çocuk, 3-5 çapulcu, 3-5 vandal… 300-500 diye oynatacağız; o esnada keçilerden de olacağız.

Evet, ne diyorduk? İnsan sormaz mı?

Neden böyle dedim?

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Mehmet Ali Şahin, TRT Haber ’de yayınlanan İnce Çizgi programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Çözüm sürecinin ardından Gezi olayları ile birlikte dış kamuoyunda Hükümet’i yıpratıcı, itibarsız kılıcı çabaların de başladığını söyleyen Şahin, eylemlerin müebbet hapsi öngören TCK’nın 312. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“İzlenimim, bu eylemlerin Hükümeti düşürmeyi amaçlayan eylemlere dönüştüğü yönünde. Çünkü İstanbul ’da Dolmabahçe’yi işgal etme, Başbakanlık Konutu’nu işgal etme, Sayın Başbakan’ın konutunu bile işgal etme şeklinde eylemcilerin bir takım hedefleri zorlamış olmaları, hatta sabahlara kadar zorlamış olmaları, bu amaca yönelik tavırlardır diye değerlendiriyorum. Bu eylemleri başlatıp yönlendirenlerin Hükümeti devirmeyi ve görevden uzaklaştırmayı amaçladıklarını düşünüyorum. Ancak, devletin güvenlik güçleri ve Hükümetin basiretli davranışı bu heves içinde olanların amacına ulaşmasını engellemiştir. Bundan sonra bu tür eylemlere tevessül edilebileceğini de düşünmüyorum.”

  1. Gezi Direnişçilerinin hedefi hep Taksim olmuştur. Dolmabahçe’nin, başbakanlık konutunun işgal edileceğine yönelik komplo teorileri hayal mahsulüdür.
  2. Hükümetin değişmesini istemek ve bunun için demokratik hakları kullanarak eylemler düzenlemek darbe demek değildir. Bu yanılgı değil elbette. Bilinçli bir yönlendirme…
  3. Basiret derken?
Hükümetin yaratmaya çalıştığı şey demokratik eylemlerin darbecilik olarak algılanmasına neden olmak… Bunun için ne gerekiyorsa yapacak gibi görünüyorlar.