Spor Haberleri

Köşe Yazıları

yandaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yandaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2013 Salı

Kurtlar Vadisi Mülteci

Kurtlar Vadisi dizisinde Necati Şaşmaz’ın canlandırdığı Polat Alemdar ve Kenan Çoban’ın oynadığı Abdülhey karakterlerinin çekimlerde kullandığı tüm kıyafetler ve hatta diğer karakterlerin kıyafetleri Suriye’deki iç savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınmış mültecilere bağışlandı.

Bundan sonra mülteci kampları bildiğiniz anlamda Kurtlar Vadisi setini andıracak.

Türkiye iç ve dış politikasını sıklıkla konu alan ve bunu yaparken hep devletten ve hükümetten yana tavır takınan bir propaganda aracı olarak hizmet gösteren televizyon dizisinin Türkiye’nin Suriye politikasında da taraf olması kaçınılmazdı. Maddi olarak da desteklemiş oldu.

Bunu söylerken oradaki insanların mağduriyetini yok saymıyorum elbette. Ama bu Türkiye yönetiminin ve yönetim yanlısı mecraların samimiyetini sorgulamayacağımız anlamına gelmez.

Kurtlar Vadisi ve Türkiye’nin Suriye politikasının birbirine benzer yanları var. Her ikisi de belli klişeler üzerinde ilerliyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerine göre şekil alan Türkiye siyaseti, Kurtlar Vadisi senaryosu haline gelebiliyor. Zaten Gezi eylemlerini de Başbakan tezlerine göre yeni sezona eklemiş olan televizyon dizisi, Suriye’de diktatör karşıtı, demokrasi havarisi olmuş iktidarın izinde yürüyecektir.

Her daim silah, şiddet sahneleriyle tam bir karmaşa dizisi olan Kurtlar Vadisi, Ortadoğu’da savaş ve kaos isteyenlerle müttefik olmaya devam ederken, elbette ki ağababaların hazırladığı Ortadoğu politikasında rol oynamaktan en ufak bir sıkıntı duymuyor. Üstelik coğrafyaya şekil verenin Türkiye olduğu konusunda kamuoyunu inandırabiliyor. Bunu yapmasına neredeyse medya organlarının tamamı inanılmaz bir azimle yardım etmeye devam ediyor. Kurtlar Vadisi de televizyon dizileri içinde bunu yapan ve reyting rekorlarını kırmaya devam eden tek televizyon dizisi…

Necati Şaşmaz’ın Gezi direnişi sırasında başbakanla görüşen heyetlerden birinde yer alması ve konuya asla hâkim olamadığını ve belki de hiç olamayacağını ifade eden açıklamalarından sonra, Kurtlar Vadisi’nin Gezi olaylarının sırrını çözeceğini iddia ettiği yeni sezonu ve bu son büyük bağış hareketi, dizinin toplumsal ve siyasi hayat içinde nerede durduğunu bize gösterebilir.

Yukarıdaki paragrafta sırayla özetlediğim üç durumun açılımı aşağıdaki gibi…

Hiçbir şeyin farkında değil… Biliyormuş gibi yapmayı çok iyi beceriyor. Siyasi konjonktür nereyi gerektiriyorsa oraya gidiyor. Tipik bir yandaş eğilimi değil mi?


Bumerang Ödülleri Oy Ver!

20 Eylül 2013 Cuma

Salih Memecan ve Bizim City'nin Halleri

Salih Memecan’ın tartışılan karikatürünü görünce çoğunuz şaşırmamıştır. Ancak artık böyle güçten yana duruşlara azıcık şaşırmak istiyorum. Şaşırmadığımız zaman bu orantısız yandaşlık normalleşecek. Hatta bu karikatürü eleştirse de “ne yapsın adam? Ekmek parası…” diyen de çıkacaktır ki bu da kabul edilebilir gibi bir şey değil… Bir cerrahın organ mafyasıyla işbirliği yapması ne kadar etikse, bir gazetecinin, karikatüristin veya yazarın iktidar yandaşı olması o kadar etiktir. Dolayısıyla mesleğini etik değerler çerçevesinde icra edeceksin. O zaman hak edersin kazandığın parayı.

Salih Memecan, eşinin AKP milletvekilliği ve çalıştığı gazetenin yandaşlıkta sınır tanımayan bir gazete olması yüzünden kendini iktidara karşı sorumlu hissediyor olmalı.

Karikatür “eylemciler arası iş bölümü” başlığıyla Sabah Gazetesi’nde yer aldı. Bir adam 4 eylemcinin karşısına geçmiş direktifler veriyor. Direktifte, “Sen taş atacaksın, sen molotof kokteyli, sen barikat kuracaksın, sen öleceksin” sözleri dikkat çekiyor.

Hemen hemen tüm medya var gücüyle eylemleri karalama kampanyasında yer alırken Bizim City nal toplamamalıydı. Üstelik direnişin en önemli araçlarından olan mizahı kullanmak da şimdileri bir strateji olarak belirlenmiş olmalı. Ancak iktidar yanlılarının elinde mizah da çirkinleşiyor haliyle. Ölümle dalga geçen, öldüreni yücelten, aklamaya çalışan bir noktaya taşınıyor. Geçtiğimiz hafta hakkında yazı yazdığım Cafcaf Dergisi’nde karikatür de aynı amaca hizmet etmekteydi.

Bir yandan yine medyanın da desteğiyle ‘izinsiz gösteri’ denen bir uydurma kavramı da akıllara yerleştirerek, eylemciyi terörist odak haline getirmeyi amaçlayan iktidar, Salih Memecan gibi tetikçilere de başvurabiliyor. Tetikçi, elinde silah, tüfek olan adam değildir sadece.

Salih Memecan’ın eylemciyi kötü gösterme çabası, gerçeğin üzerini örtmeye yetmiyor. Ethem Sarısülük’ü öldüren polisin ‘meşru müdafaa’ yaptığını iddia eden devlet, polisin saldırısı karşısında kendini korumak isteyen eylemciyi saldırgan olarak lanse etmeye çalışıyor. Oysa polisin sert müdahalesi karşısında vatandaşların tepkileri meşru müdafaa kapsamındadır aslında. Üstelik bu evrensel hukukun da söylediği bir şeydir. Türkiye’nin de imzası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde saldırısız ve barışçıl gösteri yapma hakkı vardır. Hem de önceden izin alınmaksızın… Dolayısıyla ‘izinsiz gösteri’ diye bir şey yoktur. Bu konuda ikna edici olamayan devlet, polisin saldırgan tavrına tepki gösteren eylemciyi saldırgan olarak göstermek ve eylemi de şiddet eylemi olarak kabul ettirmek derdinde…

Bütün bu çabalar, Bizim City’nin medya kişilerinin de desteğine ihtiyaç duyuyordu elbette. Salih Memecan durur mu?

Sözün özü Türkiye hiçbir dönemde tanık olmadığı kadar iktidar-medya ittifakı yaşamakta… Mizahı da bu yandaşlıkla kirletmeye kalkanlara ise yine mizah yoluyla cevap verilivermiş. Çok beğendim. Adı da Direncity… Başlıksa “yandaşlar arası iş bölümü” Direktifler ise şunlar. “ Sen yalan haber yapacaksın. Sen polis seviciliği yapacaksın. Sen palayla insan yaralayacaksın. Sen karikatür çizeceksin.” Cuk oturmuş.

Sabah Gazetesi çizeri, karikatürist Salih Memecan ise Medyatava‘ya şu açıklamayı yaptı: “Bugünkü karikatürüm ile ilgili olarak gelen tepkilerin farkındayım. Ben sadece genç birilerinin ölümü üzerinden siyaset ve prim yapmanın aşağılık bir şey olduğunu dile getirmek istedim. Karikatürde bunu eleştirdim.” Bu konudaki samimiyetlerini öldürene tepki göstermeyerek, öldürenin yanında yer alarak çoktan çürüttüler oysaki…

İnsanlar gencecik yaşlarında öldürülürken sessiz kalmak da dilsiz şeytan olmak değil miydi?

Katledilen insanları anmak ne zamandan beri prim yapmak? Ne zamandır aşağılık bir şey Salih Memecan?

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Yiğit Bulut'u telekinezi ile mi değiştirdiler?

Yiğit Bulut Başbakan’a olan sevgisinin meyvelerini toplamaya başladı. Bulut, Başbakan’ın başdanışmanı oldu. Hiç sürpriz değildi elbette. Zaten bunun olacağı daha önceden de söyleniyordu. Gezi Direnişi sırasında gösterdiği performans onu bu pozisyona yerleştirmedeki süreci bir parça hızlandırmış olmalı tabi.

Yiğit Bulut ne yaptı? Faiz lobisinin şifrelerini çözdü(!) Büyük oyunu bozdu(!) Ha bir de telekinezi… Başbakan’a telekinezi yöntemiyle suikast yapılacağını iddia etti.

İşte bu son iddiası başdanışmanlık yolunda hızlı adımlarla ilerlemesini sağlamış olmalı. Eski dönemlerdeki hükümdarların, kralların kâhinlere ve falcılara önem vermesi gibi bir şey.

“Bak bakalım Yiğit, yeni bir şey var mı kürede?”    

“Sizi telekineziyle öldürmek istiyorlar hünkârım.”

Yiğit Bulut AKP’nin medyadaki sözcülüğünü o kadar etkin yürüttü ki AKP ilçe başkanlıklarının düzenlediği ‘büyük oyun’ panellerinde konuşmacı olarak bile katıldı. Aynı iddiaları ne kadar çok söylersen gerçek olmayacağı şüphesine bile meydan vermeden kayıtsız ve şartsız kabul edilmesini sağlarsın. AKP’nin bu politikası, Yiğit Bulut’un anlayışıyla örtüşünce ortaya güzel bir birliktelik çıkacaktı elbette.

Egemen Bağış da Twitter üzerinden “aramıza hoş geldin” mesajı göndermiş. E maaşını kim ödeyecek? Biz de mi bir “hoş geldin” desek?

Eğer yönettiğiniz yer bir şirketse, işe alımda iki kriter önemlidir. Biri personelin işini iyi yapacak yetkinlikte olması, diğeri de kurum kültürüne uygun bir kişi olmasıdır. Ancak ülke yönetiyorsanız, kurum kültürünüzün, yani mensubu olduğunuz partinin bir önemi yok. Hele ki bir Başbakan danışman alıyorsa ve bu bir başdanışmansa, kendisini kayıtsız şartsız destekleyen, her sözüne “evet efendim, çok doğru efendim” diyen birinin danışmanlığından ne hayır gelir ki? Bir danışman, “böyle değil, şöyle yapsak daha iyi” bile diyemeyecek bir adamsa, danışmanlık müessesine ne gerek var ki?

Bu arada sık sık gömlek değiştiren 'atasından’ pek bir farkı yoktur Yiğit Bulut’un. Bulut'un Vatan Gazetesi yazarı olduğu günlerden, 16 Mart 2008’ten bir yazısına bakalım. Başbakan’ın taze başdanışmanı, bugün AKP’ye muhalif olan kesimlerin sesi olmuş daha o günden.

“(…)Sevgili dostlar, burada aklınıza başka bir soru gelebilir; milletin verdiği yüzde 47 önemli değil mi? Bu oylar “AKP’yi sahip” yapmaz mı?

Yapmaz... Yapılan oylamayla ortaya çıkan iktidarlar “pilot” seçimi gibidir. Uçağın “yapısı, rotası, gideceği yer, geldiği yer, doğa ile uyum içinde nasıl uçtuğu” gibi ana dinamikler bellidir, her şey hazır olan uçağa sadece pilot seçilir ve “pilot” kendi takdirine göre “bir uçuş” stili benimser. Verilen yüzde 47 oy (bir detay daha düşelim; yüzde 53 AKP’ye oy vermemiş yani uçağın çoğunluğu “pilotaj yapılmasına” bile karşı) pilotların kim olacağına işaret eder ve ne kadar yüksek oran ile seçilmiş olursa olsun, pilot kardeşlere “uçağın orası burası ile oynama” hakkı vermez(…)”

AKP’ye yönelik kapatma davası zamanında yazdığı bu yazıda bir de şu son kısım ilginç…  “(…)Hükümete yakın bir guruba satılan bir gazete manşet atmış; “Meclisi de kapatsaydınız!” Onlara sadece şunu söyleyeceğim; eğer biraz uğraşıp bizler gibi gidişatı sorgulamayı deneseydiniz, açılan bu davanın Meclis’in “açık kalmasının sigortası” olduğunu anlardınız! Anlayana bu cümlede çok şey var!”

Önce AKP'ye AK Parti demeye başladı. Değişim genellikle böyle başlar.

Yiğit Bulut’un yukarıdaki yazısında bahsettiklerinin bugün tam tersini konuşuyor olması, AKP’liler tarafından ‘imana gelmek’ olarak değerlendiriliyor olabilir. Bunun adı başka bir şey olsa da… Dün AKP’yi kıyasıya eleştiren, hatta AKP’nin kapatılması gerektiğine bile inanan Yiğit Bulut, bugün AKP’ye karşı tüm muhalefeti ‘büyük bir oyunun’ parçası görecek hale nasıl gelmiştir? Bunun cevabını kariyer basamaklarına bakarak anlayabileceğiniz gibi, benzer kişilerin değişen hayatlarına bakarak da çözebilirsiniz. Kariyer basamaklarıyla bir ilgisi yoksa, biri telekineziyle onu değiştirmiş olabilir. Kesin bilgi değil…

Tek bildiğimiz şu. Dünkü Yiğit Bulut bir başbakana danışman olsa o ülke için kazançtı. Ama bugünkü Bulut’un danışmanlığından kim kazanır, az çok tahmin edilebilir.

Haber Vaktim'e göre Ekşi Sözlük'le görüşmeyi 'skandal' yapacak haller

8 Temmuz Pazartesi günü Haber Vaktim’de ilginç bir haber çıktı. Daha doğrusu bir haber hakkında ilginç bir yorum… Böylesi daha doğru olur.

Haberde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ekşi Sözlük ile bir araya geldiği kahvaltı, ‘skandal’ olarak değerlendiriliyor. Bunun sebebi olarak Ekşi Sözlük yazarlarının girdilerinde İslam’a, iktidara küfreden ifadeler kullanması gösteriliyor. Örnek olarak gösterdikleri hiçbir girdi ise aslında yazarların kişisel görüşleri değil… Başbakan’a edilmiş bir küfrü, tartışmaya açmak için kullanılan bir başlık, Haber Vaktim’e göre küfür kriterini karşılıyor.

İslam’a edilen en ağır ‘hakarette’ de şu anlama gelmesi kaçınılmaz ifadeler var. “Yobazlar yüzünden nefret ettiğim, nefret ettirdiğiniz din…” Hakaret nerede? Şimdi madem inançlısınız, soruyorum. Nerede yahu hakaret? Burada en fazla kendi düşüncesini ve inancını terbiye sınırlarında ifade eden bir insanın serzenişi var. Onu da bir kenara bırakın, bu serzeniş daha çok yobazlara yönelik… Buradan da aslında direkt olarak üzerine alınması gereken, alınmış. Mesaj yerine ulaşmış.

Kemal Kılıçdaroğlu da hazır kahvaltı etmiş Ekşi Sözlük’le. Haber Vaktim durur mu? Ekşi Sözlük’le ilgili tüm tuhaf haberlerini link vererek ve o linkleri de ayrıca kendi aralarında birbirine bağlayarak, ‘müthiş bir araştırmacı gazetecilik örneği’ göstermiş oluyordu.

Haber Vaktim, eline muhalefeti din düşmanı ilan etme şansını sonuna kadar kullanmalıydı.

Ayrıca Sırrı Süreyya Önder’le de kahvaltı edildiğini haberine ekleyerek “bunlar hep Allahsız” mesajını şapadanak yerleştiriveriyordu alt metinde.

Ekşi Sözlük ile İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun yaptığı görüşme de gündemi epeyce meşgul etmişti. Vali Mutlu’nun açıklamalarında kısaca bir özet geçelim. “Uçan kuşu bile bana soruyorsunuz… Gaz atılmadı, atıldıysa ben gittikten sonra atılmıştır… Kabataş’ta başörtülü bir kadının saldırıya uğradığına dair bir görüntü yok, belki de vardır. Belki biri sürpriz yapar...”

İşin şu yönüne biraz değinelim. Kemal Kılıçdaroğlu, Sırrı Süreyya Önder Ekşi Sözlük’le bir araya gelince niye skandal olur? Harika bir karalama kampanyası şansıdır da ondan. Hem de din üzerinden, amacına kolay yoldan ulaşır. Ama Vali Mutlu olunca söz konusu olan, Haber Vaktim için skandal olmasını bir kenara bırakın alt başlık bir haber değeri bile taşımaz.

Elbette ki bir skandal değildir olan biten. Burada tek bir skandal var. Tekbir sesleri eşliğinde insanları provoke etmek… Dini kullanarak, saf duygularına yönelik en büyük saldırıyı gerçekleştirerek saf dindardan, eli sopalı militan yaratmak…

İşte asıl skandal bu… Haber Vaktim için Vali Mutlu ile Ekşi Sözlük görüşmesi bir skandal olamaz. Biat kültürü içinde, hiyerarşik yapı içinde bir yerdedir çünkü Mutlu. O yaptıysa vardır bir hikmeti…


Vali Mutlu’nun sözlerinde ise bir skandal yoktur yandaşa göre. Ama çağdaş bir ülkede, eli yüzü düzgün bir medya Vali’nin bu sözlerini skandal olarak değerlendirirdi. Bizde ise gelip geçici bir haber sadece…