"İnsan bazen hayret ediyor." A.G.
Yazıma bu eşsiz, her duruma uygun, eski bir Abdullah Gül sözüyle başlamak istedim. Çünkü insan gerçekten hayret ediyor.
Çıkan kısmın özetine gerek yok. Çok değerli İstanbul'un belediye başkanlığı seçimini yılan hikayesine çevirdikten sonra, kanıtsız iddialarla iptal ettirdiler. YSK da gerekçesini daha bugün taze taze beyinciğimize şaplattı.
"Gerekçesi" diye yazarken çok güldüm. Lafın gelişi gerekçeli karar işte. İptal edilmesine gerek olmayan seçimin iptaline gerekçe bulunamayınca, iptal edilmesine gerek olmamasının gerekçelerinden bahsedilen bir iptal gerekçesi yazılmış. Yok ya dalga geçmiyorum. Vallahi. Şimdi iptal edilemeyeceği yasal olarak besbelli, buna rağmen açıkça iptal edilen bir seçim, yenilenecek.
23 Haziran'daki yenileme seçimine kadar, sözde gazeteciler, iktidar kişileri ve benzeri zatı şahaneler, aklımızla dalga geçme yarışlarına başlayacaklar. Gerçi başladılar ya, benimki de laf. Tabi aklımız yine bu manipülasyon savaşından sağ olarak kurtulacak evelallah.
Yok isminden hangi partiye oy verdiğini anlayıp oyu silmişler, yok tipinden anlamışlar, yok bir şey olmuş da ne olduğunu bilmiyorlarmış, kim osurmuş, bit osurmuş. Bakalım daha ne kadar mantıktan arındırılmış iddia dinleyeceğiz.
Spor Haberleri
Köşe Yazıları
22 Mayıs 2019 Çarşamba
21 Ekim 2018 Pazar
Ayarsız çıkalı iki ay oldu!
Ayarsız, bugün itibariyle iki ayını doldurdu. Yayın evinden satış rakamlarını almam için henüz zaman var. Ama internet sitelerinde yaptığım bir takiple kabaca söyleyebilirim ki bir ilk kitaba göre satışlar iyi gidiyor. Ama bana yetmiyor, tabii. Daha fazla insan duysun, bilsin, okusun istiyorum. Kim istemez ki... Doğan çocuğunun günün birinde iyi yerlere gelmesini kim istemez...
Kitabımı alabileceğiniz internet sitelerinden bazıları şöyle:
Kitap Yurdu için tıklayınız
D&R için tıklayınız
İdefix için tıklayınız
Amazon için tıklayın
Alınız, aldırınız :)
Kitabımı alabileceğiniz internet sitelerinden bazıları şöyle:
Kitap Yurdu için tıklayınız
D&R için tıklayınız
İdefix için tıklayınız
Amazon için tıklayın
Alınız, aldırınız :)
11 Ekim 2018 Perşembe
İnstagram'da takipçi sayımızı nasıl arttırırız?
Yıllardır üzerine düşünüyordum. Bu kadar iş yapıp, bunları duyurabileceğim yegane mecra sosyal medya olduğu halde, niye sadece eşe dosta sunmak zorunda kalıyorum, diye. Takipçimi arttırabilmek için ne yapabileceğimi çok düşündüm. Sonra baktım, bunun yolu daha fazla iletişim, daha fazla etkileşim.
Bilenlere tekrar olacak. Ben müzisyen, takı tasarımcısı, altyazı çevirmeni ve çiçeği burnunda bir öykü yazarıyım. Bu da yeni aldığı mayoyu beğeniye sunan birinden daha fazla takipçiye ihtiyacım var, anlamına geliyor.
Kime sorsam, kitabımı nasıl tanıtırım, diye; sosyal medyayı etkin kullan diyor. Ben de takipçimi arttırmanın bir yolunu buluverdim. Dahiyane değil, ama bir fikir...
İşte bu post böyle doğdu arkadaşlar...
@doganindengesi benim İnstagram kullanıcı adım. Takip ederseniz sevinirim. O sırada hepinizi sosyal medya fenomeni yapacak dahiyane bir fikrim olursa oradan bildireceğim.
Evet, doğru. Başlık biraz yanıltıcı...
8 Ekim 2018 Pazartesi
Öykü Kitabım Ayarsız çıktı!
Eylülün son haftası, bir hayalim daha gerçek oldu. Yazarlık kariyerimi nihayet başlattım. Ve Ayarsız isimli bir öykü kitabı çıkardım. Adını, öyküler arasında duygu farklılıklarından alıyor. Korku, mizah ve hüzün hepsi bir kitapta toplandı. Böyle olmasının sebebi, farklı zamanlarda, farklı ruh halleri altında yazılmış olması. Adeta hayatıma ışık tutuyor.
Projeyi yayın evine gönderir göndermez, ikincisinin de çalışmalarına başlamıştım. 20 gün daha geçmeden, özellikle yakın çevreden ikinci kitap baskısı gelmeye başlayınca, şu aralar biraz hızlandım. Hele siz bir bunu alın da peşine yenisini konuşuruz :)
Öperim yüreğinizden...
29 Nisan 2016 Cuma
Dam Üstüne Çul Serer
Evet canım okuyucu... Şimdi dinleyici moduna geçebilirsin. Çünkü beni tanıyan bilir. Azıcık da dinlenen bir yanım vardır. Şimdi trompeti bir kenara bırakıp sevdiğim bir türküyü dillendireyim dedim. Sevgili emek dostum Jehat Hekimoğlu'yla Ev Yapımı İşler prodüksiyonu çıkarıverdik ortaya. Benim sesim, Jehat'ın gitarı derken ortaya bu çıktı. Bir bakıverin. Beğenirseniz de paylaşıverin. Ne güzel olur :)
Etiketler:
DamÜstüneÇulSerer,
doganozcan,
evyapımıişler,
türkü
4 Nisan 2016 Pazartesi
Sosyal Ağhhh!
Sosyal medyada olduğumdan başka biri gibi görünmektense
olduğum her şeyi ortaya koymayı tercih ediyorum. Müzisyenim ve bu kimliğim
orada olmalı… Takı tasarımcısıyım. O da yerini almalı… Altyazı çevirmeniyim,
blog yazarıyım. Amatör olarak da karikatür çizerim. Bunların hepsi orada olmalı…
Oysaki sosyal ağlarda durum böyle değil… Herkes felsefeci…
Herkes edebiyatçı… Büyük laf söyleme yarışı… Fenomen olacağım diye bir
kasılmalar…
Başımıza bir ara Sedat Peker ‘aforizmaları’ çıkmıştı.
Gereksizliği anlamından daha fazla bu sözler, ergen ve ergen kalmış çok
sayıda yetişkin için bir ‘felsefe’ kaynağı oldu. Hep kendini övme, kendini
yüceltme… “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” gibi sözler varken, “ben
var ya işte böyle bir kral adamım” neticeli sözler söyleme furyası… Eskiden de
hatırlıyorum, “unutma unutulanlar unutanları asla unutmazlar” gibi bir söz
vardı anlamı uzunluğunda saklı… Bunun gibi sözler hala söyleniyor.
Dışarıdaki her yaştan insan güruhu da işte aralarında böyle
anlaşıyor. Sosyal ağlar ise bunların en çetin savaş alanları…
Bir kere kimse olduğu gibi değil… Yani herkes aslında
dünyaca ünlü bilim insanıymış, felsefecisiymiş, edebiyatçısıymış da hakları
yenmiş, sosyal ağlarda hesap soruyorlar. Buradan gerçeği söylüyorum.
Paylaşımlarınıza bakıyorum da aslında o kadar da büyütmeyin kendinizi… Hatta
başa
dönüp yeniden yetiştirin. Durumunuz vahim…
Böyle demeyi istemezdim. Ama artık ortam o kadar kötü gibi
bunu kendi sağlığım için söylemek zorundayım.
Dahası biraz daha eli yüzü düzgünler bile tuhaf… Örneğin
güya bir şairin şiirini paylaşacak. Şairin öyle şiiri yok. Yalan haberlerin
yayılmasına sebep olan ‘duyarlı’ insanlar da ayrı bir mesele…
Toplumun halini anlamak ve güzel bir sonuç çıkarmak için
sokak sokak dolaşıp araştırma yapmaya gerek yok. Sosyal medya ve televizyonlar
bunun için en ideal laboratuvarlardan ikisi… Hatta sadece bu ikisi… Acun
Ilıcalı programları, evlilik programlar ve TV dizileri… Sonra aç Facebook’u en
yakınının paylaşımına bak. Başını avuçlarının arasına al. Ve içine içine bir
çığlık at. Sosyal Ağhhhh!
27 Ocak 2016 Çarşamba
Bağdat Caddesi'nin Marka Değerini Düşüren Tecavüz
Son tecavüz vakası da
İstanbul'un göbeğinde, Bağdat Caddesi'nde yaşandı. Tabii ki
yurdumun 'analizcileri' hemen çıkıverdi ortaya. Gecenin üçünde
orada işi neymiş! Kadını suçlamak için tüm hastalıklı
ifadeler ortaya atılıverdi.
Gün boyunca çok sayı da
yorum okudum. Bu yazı da aslında o yorumların toparlanılmaya
çalışılmış haline benzeyecek. Çünkü aklı ve vicdanı olan
herkesin söyleyebileceği şeyler... Yeni bir şey söylemeye
çalışmanın faydası yok. Mevcut söylenenenleri kafalara çakmak
için, bazı şeyleri hatırlatmaya, bağırmaya devam etmek gerek...
Geçen gece tecavüze
uğrayan genç kadın, en az Özgecan kadar masumdu. Dışarıda
olduğu saat, senin toplum olarak uygun gördüğün saat
olmayabilir. Üzgünüm, ama bunu belirlemek de senin haddin değil...
Tecavüz, tecavüzdür. Mahkemeler için 'hafifletici neden'
toplamaya çalışarak yaptığın şey, sadece o tecavüzcünün
avukatlığını yapmaktır.
Güya, zekice bir soru
sormuş gibi, bu konuda bir anket yayınlayarak sosyal medyada tepki
çeken Twitter kullanıcı var ya bir de, akıllara zarar.
Zaten bizzat bu ülkeyi
yönetenlerin kadınlara bakışı neyse, tecavüze uğrayan kadınla
ilgili onları seçenlerin tutumu da o olacak. Ne bekliyorduk ki.
Toplumun sorduğu bu hastalıklı sorulardan geçen tek erkek şiddeti
mağduru Özgecan'dı. Ama tecavüzcü kafayı da besleyen ne yazık
ki o sorular...
Bir kadın, istediği
saatte, istediği yere gider, istediği yerden döner. İsterse alkol
alır, isterse kımız içer. Sana ne? Ona ne? Bana ne? Ama o kadının
başına bir şey geldiğinde eli bıçaklı saldırganın, orada, o
saatte elinde bıçağıyla ne işi olduğunu sorgulamadan, direkt
kadına saldırmak toplumun vazgeçemediği bir eğilim haline geldi.
Tıpkı Doğuda çocuklar
öldürülürken öleni sorguluyorsa, tecavüze uğrayan kadını da
sorguluyor. Tecavüzcüyü sorgulamadan önce kadının o saatte
dışarıda olmasının bir 'davet' olduğu izlenimine kapılıyor.
Berkin'in ekmek almaya gitmediğini iddia edip bunu kanıtlamaya
çalışanlar da aynı insanlar....
Görüldüğü üzere bu
aslında sadece erkek şiddeti değil. Bu başlı başına, kocaman
bir ŞİDDET! Toplumun iliklerine kadar sızmış, damarlarında akan
şiddet... Çocuğa, kadına, hayvana, ötekine... Gücü yettiğine
karşı şiddet uygulamaya meyilli, potansiyel bir saldırgan olarak,
hepsi içimizden biri... Belki de yarından tezi yok, hepimiz tedavi
olmaya başlamalıyız.
Bir dipnot olarak bahsetmek
de gerek... Kadıköy Belediyesi eski başkanı Selami Öztürk'ün
attığı tweet de çok konuşulur. Diyor ki olay Bağdat Caddesi'nde
değil Bostancı'nın ara sokaklarında oldu. Marka değeri olan
caddeyi harcamamız gerekiyormuş. Kimisi de işte bunun derdinde!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





