Spor Haberleri

Köşe Yazıları

korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2019 Salı

Kaçkın Ruhlar Kıyameti

Nihayet, bir süredir üzerinde çalıştığım yeni öykü kitabım yayınevi sürecinde. Hatta son düzlüğe girmiş durumda...

On öyküden oluşuyor. Korku/gizem türünde bu çalışmamın adı da Kaçkın Ruhlar Kıyameti...

Şimdi gelin, bunun üzerine biraz laflayalım.

Kitapta yer alan öyküler, birbirinden bağımsız ama sanki bir yandan da bir bütünün parçası gibi duruyor. Bunun sebeplerinden biri öykülerdeki gerçek dışılığın aynı kaynaktan beslenmesi... Sınırsız kötülük... Yine kitapta yer alan üç öyküde gerçekte yaşanabilecek ama yine de tuhaf olaylar var. Buradaki kötülükse insanın sınırları dahilinde. Ayrıca hep bir 'haklı' gerekçeye sığınıyor. İnsanın kötülüğüne, cinnetine, psikopatlığına uydurduğu kılıflara uç örnekler veriyor.

Bu son bahsettiğim kategorinin dışında kalanlar da "sen bahane üretmeye devam et. Öyle bir gün yaklaşıyor ki o gün, kötü ruhların, kaçkın zebanilerin arkasına sığınmak isteyeceği herhangi bir bahanesi olmayacak. Çünkü onlar sadece öldürmek istiyor." mesajı iletiyor.

Bir cehennem kaçkını zebaninin yarattığı dehşet dolu kaostan, sır dolu geçmişlerin kanlı kargaşalarına; kurban ruhların intikamından, kayıp katil ruhların seyahatlerine... Bu öyküleri okudukça dehşete düşeceksiniz.

Korkunun hakimiyetinde incecik bir kitap olacak Kaçkın Ruhlar Kıyameti... Korkacaksınız. Olayların yaşandığı sıradan mekanlar, bizim de olağan endişelerimizin gerçeğe dönüştüğü dehşet anlar... Bu gerçek dışı öyküler, yaşandığı alanların gerçekliğiyle sizi ürpertmeyi başaracak.

Ama korkunun ecele faydası yok. Kaçkın ruhlar tüm dünyayı sardığında kaçacak hiçbir yerimiz olmayacak.

Kaçkın Ruhlar Kıyameti yakında Gece Kitaplığı etiketiyle tüm kitap satış sitelerinde olacak. 

28 Temmuz 2013 Pazar

Cinselliği Tecavüzle Tanıma Travması

Yapılan tüm bağımsız araştırmalar gösteriyor ki, ülkemizde yaşayan kadınların %7’si 15 yaşından önce cinsel istismarın taciz ve tecavüz gibi farklı çeşitlerine maruz kalmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya çapındaki rakamlar da çok dehşet verici… 150 milyon kız çocuk, 73 milyon erkek çocuk cinsel ilişkiye zorlanmış veya cinsel şiddetle karşılaşmıştır. Cinsel istismar, çocukların %55’inde 5 -15 yaş arasında, %40’ında ise 10-16 yaş arasında görülmektedir. Türkiye’deki rakamlar da çok çarpıcı… Cinsel istismara uğrayan çocukların %30’u 2-5, %40’ı 6-10, %30’unun ise 11-17 yaşları arasında olduğu görülmektedir.

Bu aşamada, batı ülkelerindeki rakamların oransal değerlerinin daha fazla olduğu bütün kaynaklarda ortak bir görüş olarak ortaya çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre cinsel istismar vakalarında çocuğa yönelik pay %20’in üstüne çıkarken ülkemizde %10’u buluyor. Ama bu bizim için bir övünç kaynağı olamayacak. Bunun da çok basit bir sebebi var. Ülkemizdeki çocuğa yönelik cinsel şiddet suçları, ailelerin olayı gizlemesi eğilimiyle saklı tutulduğundan oran, pratikte %30’u geçmektedir.

Çocuk veya yetişkin, hangi yaş grubunda olursa olsun, toplumda aşağılanma ve ayıplanma korkusu, ne yazık ki bu suçlara maruz kalanların baş korkusu… Gelişmiş ülkelerde mağdur korunurken, bizim ülkemizde toplum tarafından olumsuz etiketlemelere maruz kalıyor. İşte bu yüzden kimi zaman çocuk ailesine bu şiddeti açıklayamıyor; açıklasa da aile bu suçu teşhire yönelemiyor. Hatta birçok cinsel şiddet vakası, bizzat aile içinde gerçekleşiyor. Bu da ne yazık ki, durumu daha da zorlaştırıyor.

Toplum, cinsel istismara uğrayan bir çocuğu bile etiketleme eğiliminde olduğundan, aile tarafından ve belki de çocuk tarafından gizli tutulan bu olaylar, gizli tutulmasa bile, ilişkiye rızası olduğuna kanaat getirilebilir. Mahallede “zaten erkeklerle geziyor, tozuyordu” denerek içten içe “oh olsun” denir adeta.

Çünkü onların zamanındayken öyle değildir, söylediklerine göre. Kendisine uygulanmış cinsel baskıları hiçbir zaman sorgulamadığı gibi, erkek arkadaşıyla görünen bir kız çocuğu da ayıplanır. Çünkü baskıya boyun eğiş, nesiller sonra o baskıyı normalleştirip baskı ve zulme uğramış insanları da o baskının uygulayıcısı hale getirir. 

Cinsel suçlara yönelik muhafazakâr bir toplum olarak duruşumuza baktığımızda, dindarlığın ahlaklı olmayı sağlamadığını, sadece öyleymiş gibi görünmek için bir makyaj olduğunu da anlıyoruz. Samimi duygularla dinini yaşayanları tenzih ederek bunu da söylemek gerekiyor.
Kadına yönelik ‘kötü’ algısı, çocuk dahi tanımıyorsa, bu da coğrafyamızdaki İslam toplumlarında çok daha belirginse, ortada ya inanılanda ya da inananda çok ciddi sorunlar var demektir. Bu konunun irdelenmesi antropolog ve sosyologların işi… Biz Türkiye’deki duruma biraz daha bakalım.

Ülkemizdeki yasaların bu suçtaki caydırıcılığını tartışmakla başlayalım. TCK’nin 103.maddesine göre, çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi 3-8 yıl, tecavüz eden kişi 8-15 yıl hapis cezasına çarptırılırken 15-18 yaş arasında yine aynı ceza maddesinde ‘çocuğun rızası’, yani kendi isteğiyle birlikte olup olmadığı araştırılır; eğer rızası varsa şikâyet edilmesi durumunda 6 aydan 2 yıla kadar bir hapis cezası verilir. Kanunun bu son cümlesi ailenin, çocuğun tecavüzcüsüyle anlaşmasını teşvik ederek, onu ‘kutsal evlilik kurumuyla’ taçlandırmaya kadar gider.

N.Ç. davasında da görüldüğü gibi, çocuk bile olsa, geleceğin kadını olarak tecavüze ‘rızalı’ ve baştan çıkarıcıdır. Öyle ki 10 yıl devam etmiş bir davanın sonucunda N.Ç.’nin tecavüze uğramadığı, rızasıyla 26 kişiyle birlikte olduğu kararı çıktı. Cinselliğini küçük yaşta tecavüzle tanımış bir kadının sağlıklı bir sosyal ve cinsel hayata sahip olması mucize olacaktır. Bu travmayla yaşamak zorunda olan o kadar çok kadın var ki… Birçok tecavüz mağduru, tecavüzcüsüyle ‘aile’ kurarken, sorunlu bir topluma üç çocuk telkini yapılmaya devam edilecek. Devlet, yeri geldiğinde çocuklarımızın yanında olacağı sözünü asla veremeyecek gibi de görünüyor.


Ne yazıktır ki artan çocuk evlilikleri, ülkemizdeki çocuk istismarına bağlı tecavüz olaylarında bir artış olduğunu göstermektedir. Bu da, fiziksel olgunluğun yeterli olduğunu sayan bizim gibi ülkelerin, çocuklarını asla ve asla koruyamayacağını gösterir. Çünkü fikri olgunluk olmadan, hele ki bir tecavüzün travması sonrasında, mecburiyetten kurulacak evlilik, bu toplumsal şiddet olgusunun yüzyıllarca sürmesine neden olacaktır.