Spor Haberleri

Köşe Yazıları

doğan özcan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğan özcan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2019 Salı

Kaçkın Ruhlar Kıyameti

Nihayet, bir süredir üzerinde çalıştığım yeni öykü kitabım yayınevi sürecinde. Hatta son düzlüğe girmiş durumda...

On öyküden oluşuyor. Korku/gizem türünde bu çalışmamın adı da Kaçkın Ruhlar Kıyameti...

Şimdi gelin, bunun üzerine biraz laflayalım.

Kitapta yer alan öyküler, birbirinden bağımsız ama sanki bir yandan da bir bütünün parçası gibi duruyor. Bunun sebeplerinden biri öykülerdeki gerçek dışılığın aynı kaynaktan beslenmesi... Sınırsız kötülük... Yine kitapta yer alan üç öyküde gerçekte yaşanabilecek ama yine de tuhaf olaylar var. Buradaki kötülükse insanın sınırları dahilinde. Ayrıca hep bir 'haklı' gerekçeye sığınıyor. İnsanın kötülüğüne, cinnetine, psikopatlığına uydurduğu kılıflara uç örnekler veriyor.

Bu son bahsettiğim kategorinin dışında kalanlar da "sen bahane üretmeye devam et. Öyle bir gün yaklaşıyor ki o gün, kötü ruhların, kaçkın zebanilerin arkasına sığınmak isteyeceği herhangi bir bahanesi olmayacak. Çünkü onlar sadece öldürmek istiyor." mesajı iletiyor.

Bir cehennem kaçkını zebaninin yarattığı dehşet dolu kaostan, sır dolu geçmişlerin kanlı kargaşalarına; kurban ruhların intikamından, kayıp katil ruhların seyahatlerine... Bu öyküleri okudukça dehşete düşeceksiniz.

Korkunun hakimiyetinde incecik bir kitap olacak Kaçkın Ruhlar Kıyameti... Korkacaksınız. Olayların yaşandığı sıradan mekanlar, bizim de olağan endişelerimizin gerçeğe dönüştüğü dehşet anlar... Bu gerçek dışı öyküler, yaşandığı alanların gerçekliğiyle sizi ürpertmeyi başaracak.

Ama korkunun ecele faydası yok. Kaçkın ruhlar tüm dünyayı sardığında kaçacak hiçbir yerimiz olmayacak.

Kaçkın Ruhlar Kıyameti yakında Gece Kitaplığı etiketiyle tüm kitap satış sitelerinde olacak. 

25 Mart 2015 Çarşamba

Kendi e-kitabım Dengesiz Öyküler sebildir a dostlar!



Bir şey üretmek için can atan bünyem, yine yeni bir şey üretmeyerek eskiden ürettiği bir şeylere yeni ambalaj yaparak yoluna devam ediyor. İşin özü yeni öykü yazamadım, ama yeni öykü yazabilmek için motive olacağım bir çalışma başlattım. Bunun için iki gündür bilgisayar başında e-kitap hazırlama çalışmaları yapıyorum. Zahmetli bazı yollar buldum. Ama adı üstünde zahmetli… En sonunda bulduğum bir internet sitesi yardımıyla hızlıca bir e-kitap oluşturdum. Sayfa düzenini sağlamak adına daha çok çalışmam gerek. Hatta ben dozu yükselttim. Sadece şiir, öykü, deneme ya da roman değil… Haftalık dergi de çıkaracağım. Vallahi! Adını da şimdiden duyuruyorum. Haftalık Gülten…

Yedi öykülük bir e-kitap… İçinde gerilim var, mizah var, dram var… Her bir şey var. Kısa bir kitap denemesi oldu.

Doğanın Dengesi e-kitap Bu linkten kitaba ulaşabilirsiniz. Epub uzantılı dosyayı destekleyen herhangi bir bilgisayarda olduğu gibi, akıllı telefonunuzda ve tabletinizde de izleyebilirsiniz. Hatta Google Play kitaplığına ekleyerek diğer kitaplarınızın yer aldığı sanal kütüphanenizde de saklayabilirsiniz. Sebildir a dostlar…



19 Temmuz 2013 Cuma

Tencere tavadan şikayetçi Başbakan'ın canı aslında niye sıkkın?

Başbakan buyurmuş. Tencere tavayla komşuyu rahatsız etmek suçmuş. Her şeyi devletten beklemeyecekmişiz. Gidip savcılığa şikâyet edecekmişiz. Herkes haddini bilecekmiş!
Şimdi kendi içinde çelişen boyutu şu... Tencereyle tavayla gürültü yapıp komşuyu rahatsız etmek, suç değil kabahattir. Bu da belediyenin keseceği para cezasına tabidir. Savcılığa “bizi tencere tavayla rahatsız ettiler” diye dilekçe vermek en basit ifadeyle lüzumsuz bir çaba olur. Başbakanı bu kadar kızdıran şey bu kabahatin işlenip komşuların rahatsız edilmesi mi, yoksa çıkan bu gürültüden başka bir anlam çıkartması mı? Asıl konumuz bu…
Başbakan şunu çok iyi biliyor. Meydanlara çıkan insanlar kadar evlerinde zor tuttukları da var. O zor tutulan insanlar da isyanlarını pencerelerine çıkıp gürültü çıkarak gösterdiler.
Ancak artık bitti. Şu aralar tencere tava eylemleri devam etmiyor. Ancak Sayın Başbakan bunu aklından çıkaramıyor gibi. Çünkü çok iyi biliyor ki böyle bir manzara, “üç-beş çapulcu” tezini çöpe boylatır. Bu halkın geniş bir tabanına yayılan tepki hareketinin göstergesidir. Ve “camiye ayakkabıyla girdiler” asparagaslarına da gelmez bu insanlar. Gelmedi de. İşte o yüzden iktidarı en rahatsız edici eylem bu tencere tava eylemi oldu.
Başbakan Erdoğan’ın kafa karışıklığı burada bitmiyor. Daha geçen günlerde “kredi kartı kullanmayın” diye boykot çağrısı yaptı. Ancak direnişin ilk günlerinde kredi kartı ve bankaları boykot eden direnişçileri ekonomiyi yıpratmaya çalışmakla suçlamıştı AKP. Başbakan’ın savaşması için önüne koyulmuş yel değirmenleri misali ‘faiz lobisiyle’ verdiği mücadelenin bir parçası olan bu söylem, halen çarpıtıcı amaçlarla farklı gündemler oluşturma çabası…
Başbakan hızını alamayıp eylemcileri polise şiddet uygulamakla da suçladı. Bu da garip bir savunma psikolojisi… Çünkü polis şiddeti o kadar aşikârken bundan dolayı devlet adına özür dilemeyeceğine göre polisi haklı çıkarmaya çaba sarf etmesi hiç de şaşırtıcı değil…
Başbakan’ın 12 Eylül dönemini aratmayan iktidar anlayışı, “muhbir vatandaş” kavramının geri dönmesine de neden olacak gibi. Vatandaşı tencere tavacıları şikâyete davet eden bir başbakanın çabası başka ne olabilir ki? Hem bu nasıl bir hırstır? Neyin kavgasıdır? Bu ülkenin sade vatandaşının sokağa dökülmesi, parkları doldurması, pencerelerden tencereleriyle eylem yapması neden bu kadar can sıkıcı?
AKP’nin her açılış, karşılama organizasyonunu mitinge çevirmesi ve bir çırpıda seçim kampanyasını başlatması, Aleviliği kabul bile etmiyorken, birden bire ‘dört dörtlük’ alevi olduğunu ilan etmesi bu can sıkıntısının sonuçlarıdır işte.

Ve kafa karışıklığı da bu can sıkıntısının psikolojik sonucu oluyor. Konuştuğu metinleri hep farklı insanlar yazıyormuş gibi izlenim vermiş olan başbakan, çok büyük bir aşama kaydedip her cümlesi için bu düşünceye gark ediyor bizleri. Onu dinlerken “o öyleyse, bu niye böyle? Bunu diyorsa, şunu niye dedi? Biz kimiz? Neredeyiz? Başka bir ülkeyi yönetiyor da biz ondan mı yanılıyoruz?” diyerek ufak ufak çıldırmak üzereyiz biz de.