Spor Haberleri

Köşe Yazıları

sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2013 Çarşamba

İnek Şaban'a Bile Suç Duyurusunda Bulunan Var!

Efendim çok sayıda muhteremin kol gezdiği bir memlekette yaşıyoruz. Geçtiğimiz aylarda, sanıyorum ilkbahardaydı, Hürriyet'te çıkan haberden aynen alıntı yapıyorum. Sıkı durun!

"Antalya'da işçi emeklisi Orhan Erezkaya, mübarek ayların isimlerinin önlerine ve arkalarına takılan lakap ve yakıştırmalar sebebiyle aşağılandığı ve insanların çocuklarına özellikle Şaban ismini koyamadıkları gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Yıllarca yurt dışında işçi olarak çalıştıktan sonra Türkiye'ye dönen emekli Orhan Erezkaya,(55), mübarek isimlere yapılan ve hakarete varan yakıştırma ve tiplemelerle itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı gerekçesiyle soluğu Cumhuriyet Savcılığı'nda aldı."

Buyurun, buradan yakın! Bizim buradakiler yetmiyor, bir de yurda dönen gurbetçiler sanki büyük bir gereksiz hassasiyet sahibi açığı varmış ki 'göreve' soyunuyor. Orhan Bey kutsallık atfedilen isimlerin bu yolla alaya alınmasına son derece karşı. Daha doğrusu o isimde bir karakterin komik duruma düşmesi, söz konusu ismin kutsallığına hakaret sayılıyor. Hızını alamayıp bir de demez mi "İnek Şaban tarihe karışmalı" diye.

Recep İvedik'i de atlamıyor tabi. Suç duyurusundan o da payına düşeni alıyor. Hatta Tatar Ramazan da. Tüm üç ayların itibarı korunuyor(!)  Bütün bu çaba, ülke insanının içinde bulunduğu can sıkıntısı mıdır? Yoksa bir tür kafa karışıklığı mı?

Bu karakterler insanları dinden mi çıkarmış? Oruçtan mı soğutmuş? Dinsiz mi yapmış?

Aman aman dinsiz olmasın da ne olursa olsun insan. Mesela dinsiz olacağına hırsız olsun yahu. Değil mi ama?
Naçizane bir öneri... Kötülük yapan Şabanları, Ramazanları, Recepleri bir bir toplayıp meydan dayağından geçirelim. Baktık olmuyor isimlerini Arda, Berke ve Baturalp gibi isimlerle değiştirelim. Bir oh çekelim. Bir tık ötesinde ise toplayalım o adamları zindana atalım. Şaka değil ha, sakın öyle film karakterleriyle sınırlı kalmasın bu. Ne demek canım, üç aylar bunlar. Komik ve kötü duruma düşürülür mü? Ayıp.

Buna cesaret edecek gücü nereden alıyor bu insanlar? Bir sormak gerek. Gayet normal tabi. Ortam müsait. Zincirinden boşaldı bir kere muhafazakâr reaksiyonlar.  Dini hassasiyet duyguları hata veriyor aslında toplumun bildiğiniz. Bir sinema fenomeni olmuş "İnek Şaban" bu kadar zaman kime zarar vermiş de bu insanların gücüne gitmiş? Bıktık yahu bu içi boş inanç savunucularından? İnanca nasıl bir saldırı olmuş da karakter isimlerine taktınız? Ve size bir sanat eserinin ölümsüz karakterine böylesi saldırma hakkını kim veriyor?

Sonra sakin olmamız bekleniyor. Her şeye müdahale edeceksiniz, yaşam tarzlarını ancak hepsini tek tip hale getirince önemseyeceksiniz. Sonra hayatımızı nasıl yaşayacağımızı, işimizi, üretimimizi nasıl yapacağımızı sizin özgürlük karşıtı kurallarınız belirleyecek, sakin olacağız sonra öyle mi? Canımıza ot tıkamadığınız kalmış. Sinemanın en değerli karakterini ortadan kaldırmayı teklif etmeye bile cüret etmişsiniz. Sakin olalım ama değil mi?

Eminim ki bu suç duyurusu bu ülkenin mahkemeleri tarafından ciddiye alınacaktır. Bu üçüncü dünya ülkesinin böyle kalmakta direten, çağdaşlığa karşı azami direnç gösteren toplumunun gereksiz hassasiyetleri tepe noktalarda da karşılık bulacaktır.

 Kanal 7 ve Samanyolu TV bile İnek Şaban filmi yayınlıyordu. Onlar da Şaban adı her söylendiğinde sansürler. Şu ana kadar bu 'önemli' meseleyi atlayarak ne büyük günah işlemişlerdir kim bilir!

Yukarıda bir yerlerde bahsetmiştim. Recep gibi isimlerin kutsal değerlere aykırı yerlerde kullanılması sizi rencide ediyor da bu isimdeki insanların ettikleri sayısız kötülükler hiç mi gücünüze gitmiyor?


İçkiye, sarhoşluğa karşısınız ya. Bu kafayı ne içerek elde ettiğiniz, arada sırada değişik içkiler denemeyi seven biri olarak beni merak içinde bırakıyor ziyadesiyle.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Batman'in 180 Derecelik Dönüşü

Çizgi roman dünyasının diğer kahramanlardan bolca farklı yönü bulunan karakter Batman, Bob Kane tarafından yaratılmış, ilk kez 1939 yılında bir çizgi roman dergisinde kısa öyküler olarak yer almıştı. Bob Kane ve kahramanı Batman’e kısa sürede çok büyük şöhret kazandıran bu çıkış, bir sonraki yılın başlarında ilk defa bir çizgi roman dergisine ismini vermesini sağlayacaktı.

Batman’in diğer süper kahramanlardan çok farkı vardı; kısaca bahsedeyim. Öncelikle diğer süper kahramanlar gibi, orta sınıfa ait değildi. Şatoda yaşayan, bir mirasyediydi. Örümcek Adam gibi, bir böcek tarafından ısırılmamıştı. Süperman gibi kendisine babadan geçmiş süper güçlere de sahip değildi. Uzayın derinliklerinde çok küçük yaşta ‘kozmik dereye’ de bırakılmamıştı.

Ailesi cinayete kurban gitmiş Bruce Wayne, bu kaybın sonunda ciddi bir mirasa konmuştu. Ailesinin ölümü ona adaletin kollayıcısı ve sağlayıcısı olma arzusu vermeye başlamıştı zamanla. Kafası rahat bir şekilde, zenginliğin tadını çıkaracakken, müthiş satın alma gücünü, süper donanımlar oluşturmak için kullanmaya başladı. Ve Batman’i meydana getirdi.

1950’lere geldiğimizde Türkiye’de bir çocuk dergisinde “Yarasa” başlığıyla yer almaya başlamıştı. Ancak ABD’de artık sansasyonel bir karakterdi. Çünkü Batman işe yeni aldığı Robin ile aynı şatoda yaşıyor ve ülkenin muhafazakâr kesimine göre çocukları eşcinselliğe özendirerek, ‘ahlakı’ zedeliyordu. İşte bu yüzden bu imajı değiştirmek adına, Batman’e sıklıkla kadınlarla öpüşme, koklaşma kareleri çizilmeye başlandı. Her macerada öpüşme ve sevişme kareleriyle, bizdeki Kara Murat’ı andırmaya başlamıştı.

1960’larda Batman, daha fazla özgürlük taleplerinin yükselmeye başladığı sıralarda, 1950’lerdeki homofik tepkilere, karşı bir tepki göstermek ister gibi, camp estetik denilen estetik anlayışıyla örülmüş bir televizyon dizisi olarak izleyiciyle buluşmaya başladı. Aşırı renkli, abartılı davranışlı, kadınsı kostümleriyle cinsiyetçiliğe adeta bir tepki olarak, heteroseksüel de olsa, bir eşcinsele benzeyen estetik duruşuyla dikkat çeken karakterlerle bu anlayışın ilk öncülüğünü üstlenmişti. Hatta Batman o dönemde eşcinsellerin sembol kahramanı olup popülerliğini arttıracaktı. Dizideki bu durum çizgi romana da yansıyacak, ancak yine homofobik kaynaklı sebeplerle Batman bir kez daha geri plana itilecekti.

Bir ara not olarak belirtmek gerekir ki, ilk kez 1966’da Hollywood tarafından beyaz perdeye uyarlanan Batman, Türkiye’de Yeşilçam tarafından “Betmen Yarasa Adam” olarak çekilmişti.

Batman git gide popülerliğini yitirirken, dünyaya yayılmakta olan komünizm korkusu ve ABD’nin kültür emperyalizmiyle kurmaya çalıştığı bloğun en önemli unsurları, Amerikan bayrağı renklerinden oluşan kostümleriyle Örümcek Adam ve Süpermen gibi figürler popülerleşmeye başladı.

Bu süreçte Batman efendiliğinden ödün vermeden var olma çabası vermekteyse de yeniden doğuşu tamamıyla değişim yaşamasıyla mümkün olacaktı. Özgürlükçü duruşu yerine, daha fazla şiddet uygulayan, asık yüzlü, tam bir ‘erkek’ olarak 1986 yılında Frank Miller’in eseriyle, The Dark Knight Returns ( Kara Şövalye Dönüyor) ile tabiri caizse muhteşem bir ‘dönüş’ yaptı.

1990’larda şiddet eğilimi ve somurtkanlığı bir parça azaltılsa da muhafazakâr Amerikalılar için uygun bir karakter haline gelmişti. İleriki yıllarda yeniden camp estetiğinin etkisine girecek, ama gişe başarısı elde edemeyecek, yeniden eski karanlığına bürünerek, ciddi bir anti-sosyalist karakter haline gelecekti. Hatta yükselmekte olan islamofobiden de etkilenerek, aynı anda sol hareketlerle İslamcıları ‘terörist’ kefesine koymaktan geri kalmayacaktı.


Batman, uzunca yıllar muhafazakâr sağa direnmiş de olsa, belki de aşırı zengin bir karakter oluşuyla mücadelede tutunamadı. Ve o da diğerleri gibi sistemin bir figürü haline geldi. Batman’in ibretlik hikâyesine bu yönünden baktığınızda, 1980 darbesinden sonra Türkiye’de çarkın içine adapte olarak, sistemin en canhıraş savunucusu haline gelmiş eski devrimci ağabeylerin hikâyelerine ve günümüzde de gördüğümüz rüzgâra göre taraf değiştiren insanlara benzemiyor mu?

Arada Twitter'da da takılıyorum.